Karar Bülteni
AYM N.S. BN. 2021/32172
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/32172 |
| Karar Tarihi | 18.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sınır dışı iddiaları detaylı şekilde araştırılmalıdır.
- Gerçek kötü muamele riski titizlikle incelenmelidir.
- İdari mahkemeler belgelerin doğruluğunu teyit etmelidir.
- İltica talepleri sınır dışı davalarında gözetilmelidir.
Bu karar, yabancıların sınır dışı edilmesi süreçlerinde idari ve yargısal makamların sahip olduğu araştırma yükümlülüğünün sınırlarını, derinliğini ve şeklini netleştirmesi bakımından hukuken kritik bir anlama sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kişinin ülkesine iadesi hâlinde yaşam hakkı veya kötü muamele yasağı kapsamında gerçek bir riskle karşılaşıp karşılaşmayacağının sadece şeklî bir incelemeyle geçiştirilemeyeceğini kuvvetli bir şekilde vurgulamıştır. Özellikle kişinin uluslararası koruma talebinde bulunması ve vatandaşı olduğu ülkedeki yargılamalara, maruz kaldığı eziyetlere dair somut belgeler sunması durumunda, derece mahkemelerinin bu delilleri titizlikle araştırması gerektiği şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya konulmuştur. İnsan hayatını doğrudan ilgilendiren böylesi hassas süreçlerde idarenin işlemlerinin yargı eliyle denetlenmesinin hayati önemi yinelenmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, sınır dışı etme kararlarına karşı açılan iptal davalarında idare mahkemelerinin inceleme standardını belirgin bir şekilde yükseltmektedir. Mahkemelerin artık yalnızca kesinleşmiş idam kararı olmaması gibi yüzeysel ve dar kapsamlı gerekçelerle davaları reddetmesi açıkça hukuka aykırı bulunabilecektir. Uygulamada, yabancıların sunduğu adli belgelerin, mülakat tutanaklarının ve iltica başvuru süreçlerinin idari yargı mercilerince çok daha aktif, özenli ve şüpheci bir şekilde araştırılması gerekecektir. Bu yönüyle karar, hem idari gözetim süreçlerini yürüten göç idaresi makamlarına hem de idari yargı organlarına, insan haklarını koruma bağlamında ağır bir anayasal özen yükümlülüğü getirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İran vatandaşı olan başvurucu kadın, başkasına ait bir pasaportla Türkiye'den yurt dışına çıkmaya çalışırken yakalanmıştır. Bu olayın ardından İstanbul Valiliği tarafından başvurucu hakkında kamu düzeni gerekçesiyle sınır dışı etme ve idari gözetim kararları alınmıştır. Başvurucu, ülkesi olan İran'da katıldığı protestolar nedeniyle uzun süreli hapis cezasına çarptırıldığını, işkence gördüğünü ve ceza yargılamasının devam ettiğini, ülkesine geri gönderilmesi hâlinde idam veya çok ağır kötü muamele riskiyle karşı karşıya kalacağını belirterek sınır dışı etme kararının iptali istemiyle İstanbul Valiliğine karşı idare mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu, iptal davası sürecinde ayrıca tutulduğu geri gönderme merkezinde uluslararası koruma talebinde bulunduğunu ve bu durumun mahkemece dikkate alınması gerektiğini talep etmiştir. Mahkemenin iddiaları yetersiz bularak davayı reddetmesi üzerine uyuşmazlık, kötü muamele riski ve yaşam hakkı ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ve maddi ve manevi varlığın korunması ilkelerine dayanmıştır. Anayasal prensiplere göre, bir yabancının sınır dışı edilmesi sonucunda gönderileceği ülkede kötü muameleye, işkenceye veya yaşam hakkı ihlaline maruz kalacağına dair savunulabilir ve makul bir iddiası bulunuyorsa, idari ve yargısal makamların bu riski titizlikle araştırması zorunludur.
Olayda uygulanan temel mevzuat kuralı, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun sınır dışı etme işlemlerini düzenleyen 54. maddesi ile hangi yabancıların sınır dışı edilemeyeceğini kategorik olarak belirleyen 55. maddesidir. Söz konusu 6458 sayılı Kanun m.55 hükmü, sınır dışı edilecekleri ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emareler bulunan yabancıların hiçbir şekilde sınır dışı edilemeyeceğini kesin bir dille düzenlemektedir.
Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihatları ve uluslararası hukuk kuralları gereği, kamu makamlarının yabancıyı sınır dışı etmeden önce iddia edilen riskin gerçekliğini, güncelliğini ve belirli bir ciddilik seviyesine ulaşıp ulaşmadığını makul bir şüpheyle incelemesi anayasal bir yükümlülüktür. Başvurucunun iddialarını destekleyen resmî veya haricî belgeleri ilgili makamların önüne sunması hâlinde, bu belgelerin hiçbir makul gerekçe gösterilmeden görmezden gelinmesi veya eksik incelenmesi geri göndermeme ilkesinin ihlali anlamına gelir. İdare mahkemelerinin, uyuşmazlıkları sadece şeklen değil, esastan inceleyerek yabancıların yaşam haklarını koruması gerekmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun yasa dışı yollardan Türkiye'ye girdiğini ve başkasına ait Alman pasaportu ile çıkmaya çalışırken yakalandığını, bunun üzerine hakkında kamu düzeni gerekçesiyle sınır dışı etme kararı alındığını tespit etmiştir. Ancak başvurucu, emniyette yakalandığı ilk andan itibaren ülkesi İran'da katıldığı protesto eylemleri sebebiyle cezaevine atıldığını, ağır kötü muamele gördüğünü ve hakkında açılan davanın sürdüğünü çok tutarlı bir şekilde dile getirmiştir. Üstelik bu ciddi iddialarını destekler nitelikte, İran makamlarına ait adli evrakların tercümelerini de yargılama aşamasında mahkemeye sunmuştur.
Dosya kapsamı incelendiğinde, idare mahkemesinin başvurucunun sunduğu bu adli belgelerin sahteliğini veya geçersizliğini ileri sürmediği, ancak başvurucu hakkında kesinleşmiş bir idam kararı bulunmadığı ve uluslararası koruma başvurusu yapmadığı gibi eksik ve şeklî gerekçelerle davayı reddettiği görülmüştür. Hâlbuki başvurucunun tutulduğu idari geri gönderme merkezinde tercüman aracılığıyla mülakat yapılarak uluslararası koruma başvurusunun alındığı ve iddialarının ilgili göç uzmanı tarafından dahi ciddiye alınarak araştırmaya değer bulunduğu ortadadır. Derece mahkemesinin, başvurucunun uluslararası koruma başvurusunun güncel akıbetini hiç araştırmadan ve sunduğu mahkeme evraklarının başvurucu açısından ülkesinde gerçek bir ölüm ya da işkence riski oluşturup oluşturmadığını esastan incelemeden doğrudan ret kararı vermesi, Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özenli inceleme yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
Başvurucuya sınır dışı edilmeye karşı anayasal bir koruma sağlayan usul güvencelerinin etkili bir şekilde işletilmediği, iddiaların ciddiyetine rağmen derece mahkemesinin olayları tam olarak aydınlatmadan çok eksik bir incelemeyle hüküm kurduğu kesin bir biçimde kanaatine varılmıştır. Mahkemelerin, kişinin doğrudan yaşamı ve bedensel bütünlüğü üzerinde açık tehlike oluşturan bir iddiayı bu denli yüzeysel değerlendirmesi anayasal hakların ihlali niteliğindedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir.