Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2021/55908 BN.

Karar Bülteni

AYM 2021/55908 BN.

Anayasa Mahkemesi | Murat Özel | 2021/55908 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/55908
Karar Tarihi 17.09.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Özel yetkili müdafi HAGB rızası verebilir.
  • Müdafinin HAGB talebi mahkemece dikkate alınmalıdır.
  • HAGB rızasının yok sayılması keyfiliğe yol açar.
  • Açık takdir hatası adil yargılanmayı zedeler.

Bu karar, ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumunun uygulanmasında müdafinin rolünü ve usuli yetkisini hukuken netleştirmesi bakımından oldukça büyük bir öneme sahiptir. Sanığın yargılamanın herhangi bir aşamasında HAGB uygulanmasına rıza göstermemesi, bu beyanın yargılamanın sonuna kadar mutlak ve değiştirilemez olduğu anlamına gelmez. Karara göre, özel yetkili vekâletnameye sahip bir müdafinin, sanığın önceki beyanından dönerek onun adına HAGB uygulanmasını açıkça talep etmesi hukuken tamamen geçerlidir ve mahkemelerce mutlaka dikkate alınmalıdır. Anayasa Mahkemesi, usulüne uygun şekilde ileri sürülen bu talebin mahkemece hiçbir şekilde değerlendirilmemesini ve doğrudan eski beyana dayanılmasını usule ilişkin güvenceleri anlamsız kılan açık bir keyfilik olarak nitelendirmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, mahkemelerin sanık ile müdafi arasındaki irade değişikliklerinde dosyaya sunulan güncel ve yetkili beyanlara öncelikli olarak itibar etmeleri gerektiğini ortaya koymaktadır. Uygulamada sıkça rastlanan, sanığın o anki heyecanıyla veya bilgisizliğiyle HAGB'yi reddedip sonradan müdafi vasıtasıyla bu yasal hakkı talep etmesi durumlarında, yargı mercilerinin bu güncel talepleri görmezden gelmesi adil yargılanma hakkının açık bir ihlali sayılacaktır. Karar, avukatın özel yetkiyle donatıldığı hâllerde müvekkili adına şahsa sıkı sıkıya bağlı bazı usuli hakları kullanabileceğinin anayasal düzeyde altını çizmesi bakımından hem meslektaşlar hem de vatandaşlar için son derece kritik bir hukuki güvence oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, başvurucu Murat Özel hakkında mala zarar verme suçlamasıyla açılan bir ceza davasına dayanmaktadır. Trabzon 7. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada başvurucu, bir aracın camını yumruk atarak kırdığı iddiasıyla yargılanmıştır. Yargılamanın ikinci celsesinde başvurucu, üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumunun uygulanmasına kesinlikle rıza göstermediğini mahkemeye bildirmiştir.

Ancak davanın üçüncü ve karar aşaması olan son celsesinde başvurucunun avukatı, dosyaya sunduğu vekâletnamesinde yer alan özel yetkiye dayanarak müvekkili adına HAGB'nin uygulanmasını mahkemeden resmi olarak talep etmiştir. Mahkeme, avukatın bu talebini hiç dikkate almadan ve sadece başvurucunun önceki celsedeki olumsuz beyanına dayanarak HAGB hükümlerini uygulamamış, başvurucuya 740 TL adli para cezası vermiştir. Başvurucu, avukatının yetkili olmasına rağmen bu talebinin mahkemece yok sayılmasının büyük bir haksızlık olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde, özellikle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı boyutuyla incelemiş ve ele almıştır. Adil yargılanma hakkı, sadece maddi adaletin sağlanmasından ziyade, asıl olarak yargılama sürecinin ve uygulanan usulün tamamen hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır.

Bu uyuşmazlığın merkezinde yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 hükmüyle açıkça düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesi uyarınca, bir sanık hakkında HAGB kararı verilebilmesi için sanığın bu durumun uygulanmasına rıza göstermesi kanuni bir zorunluluktur. HAGB'nin uygulanmasını kabul etmeme veya kabul etme yönündeki beyan, niteliği itibarıyla sanığın şahsına sıkı surette bağlı bir hak ve yetki olarak kabul edilmektedir.

Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, HAGB'ye rıza gösterip göstermeme şeklindeki şahsa sıkı sıkıya bağlı olan bu yetki, ancak dosyaya sunulan vekâletnamede bu hususta açık ve özel bir yetki bulunması hâlinde sanık müdafii tarafından kullanılabilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili yasal mevzuat uyarınca, özel yetkiyle donatılmış bir müdafinin, sanığın önceki aşamalarda verdiği karardan dönerek onun adına HAGB talep etmesi hukuken tamamen geçerlidir. Yargıtay uygulamalarında, sanığın bir celsede HAGB'yi reddedip daha sonra celseden sonra müdafiinin özel yetkiye istinaden görüş değiştirerek HAGB uygulanmasını talep etmesi durumunda, mahkemece bu yeni talebin mutlaka dikkate alınması ve HAGB uygulanmasının hukuka uygun olduğu net bir biçimde vurgulanmaktadır.

Anayasa Mahkemesi prensiplerine göre, derece mahkemelerinin delil değerlendirmesi kural olarak bireysel başvuru konusu yapılamaz. Ancak mahkemelerin değerlendirmeleri açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası içeriyorsa ve usule ilişkin güvenceleri tamamen anlamsız hâle getiriyorsa, bu durum hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda başvurucu, mala zarar verme suçundan dolayı Trabzon 7. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve neticesinde 740 TL adli para cezasına çarptırılmıştır. Yargılama sürecinde gerçekleşen usuli işlemler incelendiğinde, başvurucunun ikinci celsede kendi beyanıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) rıza göstermediğini açıkça ifade ettiği sabittir. Ancak aynı davanın üçüncü ve son celsesinde, başvurucu müdafii mahkemeye sunduğu vekâletnamedeki özel yetkiye dayanarak, müvekkili adına HAGB uygulanmasını yasal bir hak olarak resmi biçimde talep etmiştir.

Derece mahkemesinin gerekçeli kararı incelendiğinde, müdafinin bu yöndeki güncel talebinin ve dosyada bulunan vekâletnamede yer alan özel yetkinin hiçbir şekilde değerlendirmeye alınmadığı açıkça görülmüştür. Mahkeme, sadece başvurucunun önceki celsede verdiği olumsuz beyanına odaklanmış, müdafinin celse sırasında bu yöndeki irade değişikliğini yansıtan meşru talebini tamamen yok sayarak başvurucu hakkında HAGB hükümlerini uygulamamıştır.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay'ın yerleşik kararlarında kesin bir biçimde belirtildiği üzere, özel yetkisi bulunan bir müdafinin sanık adına HAGB talep edebileceğini ve sanığın önceki olumsuz beyanından kendi müdafii aracılığıyla kolaylıkla dönebileceğini vurgulamıştır. Hâl böyleyken, mahkemenin müdafinin bu geçerli ve hukuka tamamen uygun talebini hiç değerlendirmeksizin doğrudan sanığın eski beyanına dayanarak karar tesis etmesi, yargılama usullerinin ve sanığa anayasa ile tanınan usuli güvencelerin bütünüyle anlamsız hâle getirilmesi olarak nitelendirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesinin bu tutumunu sıradan bir kanun yolu hatası olarak değil, yargılamanın hakkaniyetini temelden sarsan, bariz bir takdir hatası ve açık bir keyfîlik durumu olarak değerlendirmiştir. Müdafinin hukuken geçerli talebinin mahkemece yok sayılması, bireyin adil yargılanma hakkı bağlamında sahip olduğu temel usuli hakların işlevsiz bırakılmasına yol açmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: