Anasayfa Karar Bülteni AYM | Güneri Polat | BN. 2022/53335

Karar Bülteni

AYM Güneri Polat BN. 2022/53335

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/53335
Karar Tarihi 02.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Örgüt üyeliği için kastın ispatlanması zorunludur.
  • Kanunilik ilkesi öngörülemez yargısal yorumları kesinlikle yasaklar.
  • Yasal ve rutin faaliyetler otomatik olarak suç sayılamaz.
  • Sanığın örgütün nihai amacını bilmesi şarttır.

Bu karar, terör örgütü üyeliği suçlamalarında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin anayasal sınırlarını çok net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, bireylerin yasal çerçevede gerçekleştirdikleri sıradan eylemlerin veya dini ve sosyal faaliyetlerin, kişinin bir terör örgütünün nihai amacını bildiği ve bu amaca sürekli bir irade ile katkı sağlama kastıyla hareket ettiği kanıtlanmadan suç sayılamayacağını kuvvetle vurgulamaktadır. Özellikle, geçmişte yasal zeminde faaliyet gösteren sivil bir yapının sonradan terör örgütü kabul edilmesi durumunda, kişilerin bu yapının illegal yüzünü bilmeden gerçekleştirdikleri eylemler nedeniyle cezalandırılmalarının, suçun öngörülemez biçimde genişletici yoruma tabi tutulması anlamına geleceği belirtilmiştir.

Söz konusu karar, benzer FETÖ/PDY yargılamalarında derece mahkemelerinin mahkûmiyet gerekçelerini oluştururken ne kadar titiz davranmaları gerektiği konusunda güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Bankacılık işlemleri veya sohbet toplantılarına katılma gibi olağan eylemlerin, "örgütsel özellik" taşıyıp taşımadığının ve şüphelilerin örgütün nihai amacını bilip bilmediğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde somut delillerle ispatlanması zorunludur. Aksi takdirde, kanunilik ilkesinin ihlali kaçınılmaz olacaktır. Uygulamada bu karar, alt derece mahkemelerinin suç kastını ve eylemlerin örgütsel mahiyetini delillendirirken varsayımlardan uzaklaşıp somut tespitler yapmasını zorunlu kılacak, masumiyet karinesi ve kanunilik prensibini temelden güvence altına alacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, İstanbul'da polis memuru olarak görev yaparken, Fetullahçı Terör Örgütüne üye olduğu iddiasıyla hakkında ceza davası açılmıştır. İddianamede, başvurucunun örgütle bağlantılı bir bankaya para yatırdığı ve polis okulunda öğrenciyken örgütün sohbet toplantılarına katıldığı öne sürülmüştür. Yargılama sonucunda ağır ceza mahkemesi, başvurucuyu terör örgütü üyesi olmak suçundan hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucu, banka hesabını ev kredisi işlemleri için kullandığını, aleyhinde ifade veren tanığı tanımadığını, iddia edilen eylemlerinin yasal ve sıradan faaliyetler olduğunu belirterek verilen hapis cezasının hukuka aykırı olduğunu savunmuştur. İtirazları istinaf ve Yargıtay aşamalarında reddedilince, eylemlerinin suç oluşturmadığını ve mahkûmiyet kararının kanunsuz olduğunu iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Temel uyuşmazlık, suç olmayan eylemler nedeniyle ceza verilip verilmediğidir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan "suçta ve cezada kanunilik ilkesi" üzerinde durmuştur. Bu ilke, hangi fiillerin yasaklandığının ve bu fiillere verilecek cezaların kanunda hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, açık ve anlaşılır şekilde gösterilmesini zorunlu kılar. Aynı evrensel kural 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.2 kapsamında da açıkça güvence altına alınmaktadır.

Yargı organları, bir fiilin suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken, kanunilik ilkesini anlamsız kılacak nitelikte öngörülemez ve genişletici yorumlardan özenle kaçınmalıdır. Terör örgütüne üye olma suçunun oluşabilmesi için kişinin örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, örgütün bir parçası olmayı istemesi ve örgütün hayatta kalmasına devamlı bir irade ile katkı sağlaması şarttır. Bu durum, örgüt üyeliği suçunun doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen bir suç olmasının doğal bir sonucudur.

Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, özellikle FETÖ/PDY gibi uzun süre yasal zeminde sivil toplum kuruluşu görünümünde faaliyet gösteren ve sonradan terör örgütü olduğu anlaşılan yapılarda, kişilerin örgütün nihai amacını bildiği açıkça kanıtlanmalıdır. Sadece örgütün amaçlarına sempati duymak veya dini ve sosyal faaliyetlerine iştirak etmek mahkûmiyet için yeterli değildir. Banka hesap hareketlerinin veya sohbet toplantılarına katılımın suç sayılabilmesi için bu fiillerin örgüt liderinin talimatıyla, örgüte yardım etme kastıyla veya gizlilik gibi örgütsel özellikler barındıracak şekilde yapıldığının somut delillerle ispatlanması anayasal bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının dayanaklarını titizlikle incelemiştir. Derece mahkemesinin mahkûmiyete temel aldığı en önemli delillerden biri, başvurucunun 2006-2008 yılları arasında sohbet toplantılarına katıldığına ilişkin bir tanık beyanıdır. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu sohbetlere katılma eyleminin tek başına suç sayılamayacağını; bu toplantıların gizlilik veya himmet toplama gibi örgütsel bir özellik taşıyıp taşımadığının derece mahkemesince hiçbir şekilde araştırılmadığını tespit etmiştir. Tanık beyanında başvurucunun yalnızca sohbetlere katıldığı, herhangi bir bağış yapmadığı veya gizli haberleşme programı kullanıp kullanmadığının bilinmediği açıkça ifade edilmesine rağmen, mahkeme bu lehe durumu kararda göz ardı etmiştir.

Mahkemenin mahkûmiyete dayanak yaptığı diğer bir husus ise başvurucunun Bank Asya'daki hesap hareketleridir. Anayasa Mahkemesi, yerleşik Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak, kişilerin bankadaki mutat ve günlük işlemlerinin örgütsel faaliyet sayılamayacağını hatırlatmıştır. Somut olayda başvurucunun bankaya para yatırma işlemini örgüt liderinin talimatıyla ve örgüte yardım kastıyla gerçekleştirdiğine dair kesin ve inandırıcı hiçbir delil ortaya konulamamıştır. Başvurucunun bu işlemi ev almak ve kredi ödemek gibi meşru bir nedenle yaptığına dair sunduğu somut savunması da mahkeme tarafından yeterince çürütülememiştir.

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, derece mahkemesinin varsayıma dayalı bir kabulden hareket ettiği, başvurucunun terör örgütüne üye olma bilinciyle hareket ettiğini somut delillerle ortaya koyamadığı anlaşılmıştır. İddia makamının ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının dahi eylemlerin örgüt üyeliği suçunu oluşturmayacağı yönünde mütalaaları bulunmasına rağmen, suçun başvurucu aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulduğu saptanmıştır. Bu durum, fiilin işlendiği sırada suç oluşturmayan yasal eylemlerin sonradan haksız yere suç kabul edilmesi anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: