Karar Bülteni
AYM Hakan Uslu ve diğerleri BN. 2022/52806
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/52806 |
| Karar Tarihi | 09.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Muvazaalı işlemde asıl işveren sorumluluktan kaçamaz.
- Muvazaa durumunda işçinin TİS hakları kısıtlanamaz.
- Kusurlu işverene sendika bildirim şartı aranamaz.
- Sendika hakkı haksız ve orantısız külfetlerle sınırlandırılamaz.
Bu karar, alt işveren ile asıl işveren arasında muvazaalı (danışıklı) bir ilişki tespit edilmesi hâlinde, alt işveren işçisi gibi gösterilen kişilerin asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesi (TİS) haklarından yararlanması gerektiğini kesin ve açık bir dille ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, muvazaa nedeniyle başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılan kişilerden, sendika üyeliklerini bizzat muvazaalı işlemi yapan asıl işverene bildirmiş olmaları şartının aranmasını hukuka ve hakkaniyete aykırı bulmuştur. İşverenin kendi kusurlu ve muvazaalı işlemi sonucunda işçiyi kâğıt üzerinde alt işverende sigortalı göstermesi, işçinin anayasal bir hakkı olan sendika hakkından ve toplu iş sözleşmesinden mahrum bırakılmasına meşru bir gerekçe yapılamaz.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan asıl işveren-alt işveren muvazaası davalarında, işçiler muvazaayı yargı kararıyla ispatlasalar dahi geriye dönük TİS alacaklarını talep ettiklerinde çoğunlukla "asıl işverene sendika üyeliğinin bildirilmemesi" engeliyle karşılaşmaktaydı. Anayasa Mahkemesinin bu emsal niteliğindeki ihlal kararı, alt derece mahkemelerinin TİS alacakları yönünden şeklî şartlara dayanarak verdikleri ret kararlarının önüne geçecek çok güçlü bir içtihat oluşturmaktadır. Artık muvazaa tespiti yapılan durumlarda, işçilerin sendika hakları ve TİS'ten kaynaklı mali hakları doğrudan korunacak, kusurlu işverenin kendi yarattığı şeklî bildirim eksikliklerine sığınarak mali sorumluluktan kurtulmasının yolu tamamen kapanacaktır. Bu yönüyle karar, işçi haklarının korunması, muvazaalı işlemlerin caydırıcılığı ve çalışma barışının tesisi açısından büyük bir önem taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, kâğıt üzerinde alt işverenin (taşeronun) işçisi olarak görünseler de aslında fiilen başından beri asıl işverenin personeli olarak çalıştıklarını belirterek dava açmışlardır. Yargılamalar sonucunda mahkemeler, asıl işveren ile alt işveren arasındaki ilişkinin kanuna karşı hileli ve muvazaalı (danışıklı) olduğunu, yani başvurucuların hukuken başından beri asıl işverenin işçisi sayılmaları gerektiğini tespit etmiştir.
Muvazaanın kesinleşmesi üzerine başvurucular, asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden (TİS) kaynaklanan mali haklarının ve alacaklarının kendilerine ödenmesini talep etmişlerdir. Ancak mahkemeler, muvazaayı kabul etmelerine rağmen, başvurucuların sendika üyeliklerini asıl işverene resmi olarak bildirmediklerini gerekçe göstererek TİS alacaklarına ilişkin tüm talepleri reddetmiştir. Başvurucular da kendi kusuruyla muvazaalı işlem yapan işverene karşı bildirim şartı aranmasının büyük bir haksızlık olduğunu, bu durumun örgütlenme ve sendika haklarını ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken iş hukuku ve sendikalar mevzuatının temel prensiplerini dikkate almış, uyuşmazlığın özünü oluşturan yasal kuralları Anayasa'nın güvence altına aldığı temel haklar ışığında değerlendirmiştir. Uyuşmazlığın temelinde yatan en önemli yasal dayanak 4857 sayılı İş Kanunu m.2 hükmüdür. Bu maddeye göre, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz. Aksi hâlde asıl işveren ile alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilir ve alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler.
Bunun yanı sıra 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.39 hükmü uyarınca, toplu iş sözleşmesinden taraf işçi sendikasının üyeleri yararlanır. Sözleşmenin imzalanması tarihinde taraf sendikaya üye olanlar yürürlük tarihinden, imza tarihinden sonra üye olanlar ise üyeliklerinin taraf işçi sendikasınca işverene bildirildiği tarihten itibaren toplu iş sözleşmesinin haklarından faydalanırlar.
Anayasa Mahkemesi, bu kanuni düzenlemeleri Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkı çerçevesinde yorumlamaktadır. Sendika hakkı, işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını korumak ve geliştirmek amacıyla örgütlenme özgürlüğünü teminat altına alır. İşçilerin muvazaalı bir işlemle alt işveren işçisi gibi gösterilmesi, onların bu anayasal hakkını kullanmalarını ve toplu iş sözleşmesinin sağladığı maddi imkânlardan yararlanmalarını engelleyemez. Nitekim evrensel hukuk ilkeleri ve yerleşik içtihatlara göre, hiç kimse kendi kusuruna veya hukuka aykırı işlemine dayanarak hak iddia edemez ve işçinin anayasal hakları işverenin kanuna karşı hileli işlemiyle sınırlandırılamaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların karşı karşıya kaldığı hukuki durumu daha önce verdiği Murat Tokar emsal kararı çerçevesinde detaylı bir şekilde değerlendirmiştir. Başvurucuların iş sözleşmelerinin başından beri asıl işverenle kurulduğu, alt işveren ilişkisinin kâğıt üzerinde kaldığı ve muvazaalı olduğu hususu derece mahkemelerinin yargı kararlarıyla kesinleşmiştir. Buna rağmen derece mahkemeleri, toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmek için sendika üyeliğinin asıl işverene bildirilmesi gerektiği kuralını son derece katı ve şekilci bir biçimde uygulamış, işçilerin alacak taleplerini bu eksiklik üzerinden reddetmiştir.
Yüksek Mahkeme, muvazaalı bir biçimde alt işverenin işçisi gibi gösterilen başvurucuların, kanun gereği başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılması kuralı karşısında, muvazaalı işlemin bizzat tarafı olan ve bu duruma yol açan işverene sendika üyeliğinin bildirilmesi şartının aranmasını makul ve adil bulmamıştır. Derece mahkemelerinin bu yöndeki değerlendirmelerinin ve kanun hükümlerini salt lafzi olarak katı yorumlamalarının, başvurucuların uyuşmazlığın sonucuna etkili olan iddia ve itirazlarını karşılamaktan tamamen uzak olduğu tespiti yapılmıştır.
Başvurucuların, yargı kararıyla da sabit olan muvazaalı iş sözleşmesi nedeniyle asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanamaması, onlara şahsi olarak aşırı, orantısız ve katlanılamaz bir külfet yüklemiştir. Muvazaaya ve dolayısıyla kusurlu işleme bizzat neden olan asıl işverenin, kendisine resmi bir bildirim yapılmadığı şeklindeki bir gerekçeyle işçilerin sendikal haklarından doğan mali yükümlülüklerinden kurtulması, en temel hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bu durum, Anayasa'nın güvence altına aldığı sendika hakkının özüne dokunan, meşru bir amaca dayanmayan ve öngörülebilir olmayan ağır bir müdahale niteliğindedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, alt işveren ile asıl işveren arasındaki muvazaa ilişkisine rağmen işçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlandırılmamasının Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkını ihlal ettiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.