Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Derya Düzgören ve Diğerleri | BN. 2020/35375

Karar Bülteni

AYM Derya Düzgören ve Diğerleri BN. 2020/35375

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/35375
Karar Tarihi 15.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mülkiyet hakkını sınırlayan tedbirler ölçülü olmalıdır.
  • Uzun süren ihtiyati tedbirler mülkiyet hakkını ihlal eder.
  • Mülkiyet yetkilerinin belirsizce ötelenmesi orantısız külfet yaratır.
  • Ölen başvurucunun mirasçıları başvuruyu takip etmelidir.
  • Makul süre şikayetlerinde öncelikle komisyona başvurulmalıdır.

Bu karar, mülkiyet hakkı kapsamında uygulanan geçici hukuki koruma önlemlerinden olan ihtiyati tedbir kararlarının makul süreyi aşarak çok uzun yıllar boyunca devam etmesinin hukuki sonuçlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, ortaklığın giderilmesi davalarında taşınmazların üçüncü kişilere devrini engellemek amacıyla konulan tedbirlerin on yedi yılı aşkın süre devam etmesini, bireylerin mülkiyet hakkından doğan yetkilerini kullanmalarını belirsiz bir şekilde erteleyen ve onlara aşırı külfet yükleyen orantısız bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Bu bağlamda, mahkemelerin uyguladıkları sınırlandırmaların sadece kanuni dayanağının bulunması değil, aynı zamanda süresi ve kapsamı itibarıyla da ölçülü olması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi göz önüne alındığında, bu karar mahkemelere ihtiyati tedbir süreçlerinde çok daha hassas ve dikkatli davranmaları gerektiği yönünde güçlü bir mesaj vermektedir. Yargılamanın bizzat uzaması nedeniyle mülkiyetin dondurulması hâlinin mülk sahibine telafisi güç bir yük getirdiği kabul edilerek, geçici nitelikteki koruma önlemlerinin kalıcı bir hak mahrumiyetine dönüşmemesi gerektiği tescillenmiştir. Aynı zamanda, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ihlal iddialarında Tazminat Komisyonu yolunun tüketilmesi zorunluluğu da uygulamada usule ilişkin önemli bir yol haritası sunmakta, başvuru yollarının tüketilmesi ilkesinin altını bir kez daha çizmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Dava, Kayseri'nin Kocasinan ilçesinde yer alan bir taşınmazdaki pay sahipleri arasındaki anlaşmazlık nedeniyle başlamıştır. Başvurucuların miras bırakanlarına karşı 30 Aralık 2004 tarihinde ortaklığın giderilmesi davası açılmıştır. Yargılama sürecinde, uyuşmazlık konusu taşınmazın davaya taraf olmayan üçüncü kişilere satılmasını veya devredilmesini engellemek amacıyla mahkeme tarafından 14 Ocak 2008 tarihinde taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir.

Ancak aradan geçen on yedi yılı aşkın süreye rağmen açılan bu dava sonuçlanmamış ve taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbir kararı da kaldırılmamıştır. Başvurucular, bu çok uzun süreli mahkeme kısıtlaması nedeniyle mülkleri üzerinde tasarrufta bulunamadıklarını, taşınmazlarını satamadıklarını veya herhangi bir şekilde devredemediklerini belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Aynı zamanda davanın on yedi yıldan fazla sürmesi sebebiyle makul sürede yargılanma haklarının da ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik müdahaleleri incelerken öncelikle Anayasa'nın güvence altına aldığı temel prensiplere ve yasal mevzuata dayanmaktadır. Somut uyuşmazlığın çözümünde başvurulan temel kural, Anayasa'nın mülkiyet hakkını güvence altına alan 35. maddesi ve temel hak ile hürriyetlerin sınırlanmasına ilişkin 13. maddesidir. Mülkiyet hakkı, kişiye sahibi olduğu eşya üzerinde dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme yetkisi verir. Ancak bu hak, Anayasa'nın çizdiği sınırlar çerçevesinde ve kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabilir.

Geçici hukuki koruma önlemlerinden olan ihtiyati tedbir kararları, yargılama sürecinde hakkın özünün korunmasını ve ilerde verilecek hükmün infazının imkânsız hâle gelmesini engellemeyi amaçlar. Ne var ki yerleşik içtihat prensipleri gereğince, mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin uygulanmasının ölçülü olabilmesi için kapsamı ve süresi itibarıyla mutlaka orantılı olması gerekmektedir. Bir koruma tedbirinin makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanılmasını belirsiz olacak şekilde öteler. Bu durum, mülk sahibine aşırı ve orantısız bir külfet yükleyerek ölçülülük ilkesini zedeler ve hakkın özüne zarar verir.

Bunun yanı sıra, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetlerde 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ve bu kanunda 7445 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler dikkate alınmaktadır. Mevzuata göre, derdest davalarda uzun süren yargılamalar için Tazminat Komisyonuna başvuru yolu ihdas edilmiştir. Ayrıca, bireysel başvuru süreci devam ederken başvurucunun vefat etmesi durumunda, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve ilgili İçtüzük uyarınca, mirasçıların makul süre içinde başvuruyu takip etme iradelerini bildirmeleri gerektiği, aksi hâlde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri de gözetilerek başvurunun işlemden kaldırılacağı kuralı uygulanmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuru dosyasını incelerken öncelikle yargılama sürecinde yaşamını yitiren başvurucu Erol Fidan yönünden bir usul değerlendirmesi yapmıştır. Başvuru tarihinden sonra vefat eden bu başvurucu açısından, mirasçılarının bireysel başvuruyu devam ettirme yönünde makul süre içinde Anayasa Mahkemesine herhangi bir irade beyanında bulunmadıkları tespit edilmiştir. Bu sebeple, ilgili mevzuat ve yerleşik içtihatlar doğrultusunda söz konusu başvurucu yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.

Diğer başvurucular yönünden yapılan mülkiyet hakkı incelemesinde ise, derece mahkemesi tarafından ortaklığın giderilmesi davasında verilen ihtiyati tedbir kararının süresi ve etkileri mercek altına alınmıştır. Taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla 14 Ocak 2008 tarihinde konulan ihtiyati tedbirin, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden yapılan güncel incelemeler neticesinde bireysel başvuru inceleme tarihi itibarıyla hâlen devam ettiği görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, yaklaşık on yedi yılı aşkın bir süredir kesintisiz olarak devam eden bu tedbirin, süresi itibarıyla kesinlikle orantılı olmadığını saptamıştır. Mülkiyet hakkının sahibine tanıdığı tasarruf yetkisinin bu denli uzun ve belirsiz bir süre boyunca kısıtlanmasının, başvuranlar üzerinde aşırı ve katlanılamaz bir külfet oluşturduğu açıktır. Dolayısıyla, uygulanan kısıtlamanın ölçülülük ilkesini ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, başvurucuların ortaklığın giderilmesi davasının uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikayetleri de ayrıca incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, derdest olan davalarda makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddiaları için kanunla kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucuların bu idari başvuru yolunu tüketmeden doğrudan bireysel başvuruda bulundukları anlaşıldığından, bu iddia bakımından başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmiştir. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı, bu nedenle başvuruculara manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, uzun süren ihtiyati tedbir uygulaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: