Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 12. Daire | 2011/9558 E. | 2015/6377 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 12. Daire 2011/9558 E. 2015/6377 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 12. Dairesi
Esas No 2011/9558
Karar No 2015/6377
Karar Tarihi 02.12.2015
Dava Türü Tam Yargı Davası
Karar Sonucu Ret (Onama)
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Mobbing iddialarında süreklilik ve sistematiklik şarttır.
  • Tekil ve kopuk idari işlemler mobbing oluşturmaz.
  • Kurum içi olağan uyuşmazlıklar psikolojik taciz sayılamaz.
  • Mobbing kastının somut delillerle ispat edilmesi zorunludur.

Bu karar, kamu idarelerinde görev yapan personelin amirleriyle yaşadıkları anlaşmazlıkların veya aleyhlerine tesis edilen idari işlemlerin hangi noktada hukuken "mobbing" (psikolojik taciz) olarak nitelendirilebileceği konusunda son derece kritik bir sınır çizmektedir. Danıştay, idare hukukunda mobbing iddiasının sübut bulabilmesi için eylemlerin yalnızca hukuka aykırı olmasını yeterli görmemekte; bu eylemlerin belirli bir süreye yayılmasını, süreklilik arz etmesini ve kişiyi çalışma ortamından dışlamaya, yıpratmaya yönelik sistematik bir kast barındırmasını şart koşmaktadır. Birbirinden bağımsız zamanlarda gelişen ve kendi içinde ayrı hukuki yollarla çözülebilecek tekil uyuşmazlıkların sırf aynı amir döneminde yaşandığı için kümülatif bir mobbing tablosu olarak sunulması, mahkeme tarafından kabul görmemiştir.

Kararın emsal niteliği ve uygulamadaki önemi, idare mahkemelerinde açılan tam yargı (tazminat) davalarında ispat yükü ve illiyet bağı kavramlarını doğrudan etkilemesinden kaynaklanmaktadır. Çalışma hayatında karşılaşılan haksız disiplin cezaları, izin kullanma sorunları veya komisyonlarda görevlendirilmemek gibi durumlar kuşkusuz her biri ayrı birer iptal davası konusudur ve idarenin hizmet kusurunu oluşturabilir. Ancak mahkeme, bu olayların her birinin kendi başına birer idari uyuşmazlık olduğunu belirterek, "sistematik bezdiri" kriteri karşılanmadan doğrudan maddi ve manevi tazminat doğuracak bir mobbing vakasının varlığından söz edilemeyeceğini netleştirmiştir. Bu yaklaşım, kamu kurumlarındaki hiyerarşik işleyişte her türlü olumsuz işlemin psikolojik taciz torbasına atılmasını engelleyen, hem memuru hem de idari mekanizmayı koruyan dengeli bir içtihat sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlık, bir Milli Emlak Müdürlüğünde müdür yardımcısı sıfatıyla görev yapan davacı memurun, kendi kurum amiri olan Milli Emlak Müdürü tarafından kendisine yönelik sistematik bir psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını iddia ederek idareye karşı maddi ve manevi tazminat davası açmasıyla ortaya çıkmıştır.

Davacı memur, amiriyle görev yaptığı süre zarfında dışlandığını ve haksız uygulamalara maruz kaldığını belirterek bu iddialarını çeşitli olaylara dayandırmıştır. Olayın kısa hikayesi incelendiğinde davacı; ihale komisyonlarında üye olarak görevlendirilmediğini, yıllık izinden dönüşünde derhal göreve başlatılmadığını, hakkında yürütülen bir disiplin soruşturması kapsamında istenen savunma yazısında "o kadar çok sevdiğiniz amcanızın ölümüyle ilgili" şeklinde alaycı ifadelere yer verildiğini, ceza dosyasının silsile atlanarak doğrudan Bakanlığa gönderildiğini, iptal edilen bir kesinti işleminin yasal faizinin ödenmediğini ve 2007 yılı sicil raporunun kasıtlı olarak olumsuz doldurulduğunu iddia etmiştir. Davacı, yaşadığı bu süreçlerin toplamının kendisi üzerinde ağır bir psikolojik tahribat yarattığını ileri sürerek 20.000 TL manevi ve 2.000 TL maddi olmak üzere toplam 22.000 TL tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğu ilkesi gereği, kamu görevlilerinin idari işlem ve eylemlerden dolayı uğradıkları zararların tazmini "tam yargı davaları" yoluyla sağlanmaktadır. Bu uyuşmazlığın çözümünde idari yargı mercileri, idarenin hizmet kusuru ve psikolojik taciz (mobbing) kavramlarının hukuki sınırlarını ve ispat koşullarını temel kural olarak ele almışlardır.

Mobbing kavramı, iş ve idare hukukunda, bir veya birkaç kişinin bir diğer çalışana yönelik olarak düşmanca ve ahlaka aykırı yöntemlerle, sistematik bir biçimde uyguladıkları psikolojik terör ve yıldırma eylemleri olarak tanımlanmaktadır. Bu kavramın unsurlarının oluşabilmesi için eylemin kasıtlı olması, belirli bir süre boyunca tekrarlanması ve süreklilik arz eden bir baskı halini alması yerleşik içtihat prensipleri gereğidir. Anlık öfkeler, geçici gerginlikler veya birbirinden bağımsız hukuki uyuşmazlıklar tek başlarına mobbing olarak değerlendirilmemektedir.

Somut olayda davacının şikayet ettiği hususların bir kısmı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında kurulan komisyonlarda görevlendirilmemesi gibi doğrudan idari takdir yetkisi veya teşkilat işleyişi ile ilgili idari işlemlerdir. Disiplin soruşturmalarının usulü, sicil notunun verilmesi veya aylıktan kesme cezasının uygulanması gibi hususlar da idare hukukunun kendi içindeki iptal davalarına konu edilebilecek idari tasarruflardır.

Mahkemeler, uyuşmazlığı çözerken bu işlemlerin hukuka uygun olup olmadığından ziyade, bu işlemler silsilesinin davacıyı iş yerinden soyutlamak, ona eziyet etmek ve sistematik bir bezdiri uygulamak amacı taşıyıp taşımadığını incelemektedir. İdare hukukunda yerleşik bir kural olarak; her hukuka aykırı idari işlem tazminat gerektiren bir hizmet kusuru oluşturmadığı gibi, her idari uyuşmazlık da memurun kişilik haklarına ağır saldırı niteliği taşıyan mobbing olarak nitelendirilemez. Maddi tazminat talepleri açısından ise zararın somut, hesaplanabilir ve mevzuat çerçevesinde ödenmesine hukuki olanak bulunan nitelikte kesinleşmiş bir zarar olması genel hukuk kuralıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda İdare Mahkemesi ve Danıştay tarafından yapılan incelemelerde, davacı ile kurum amiri olan Milli Emlak Müdürü arasında görev süreci boyunca belirli sorunlar ve gerginlikler yaşandığı tespit edilmiştir. Mahkeme, davacının iddia ettiği olayların gerçekten vuku bulduğunu; davacının komisyonlarda görevlendirilmediğini, izin dönüşü göreve başlatılma hususunda pürüzler yaşadığını, disiplin süreciyle ilgili savunma istem yazısında amir tarafından hoş olmayan, alaycı ifadeler kullanıldığını ve 2007 yılı sicilinin doldurulması aşamasında çeşitli anlaşmazlıkların ortaya çıktığını dosya kapsamındaki delillerden doğrulamıştır.

Ancak mahkemenin olaya ilişkin yaptığı en kritik hukuki tespit, yaşanan bu olayların yapısı ve birbiriyle olan bağlantısı üzerine olmuştur. Tespitlere göre; idari hiyerarşi içerisinde zaman zaman ortaya çıkabilen yönetsel farklılıklar, sicil değerlendirmesindeki uyuşmazlıklar veya usulüne uygun yürütülmeyen bir disiplin soruşturması süreci, kendi başlarına birer hata veya kusur içerebilirse de, mobbingin temel şartı olan "devamlı surette sistematik bir baskı oluşturma" amacını taşımamaktadır. Mahkeme, amirin savunma yazısında kullandığı yakışıksız ifadenin dahi tekil bir olay düzeyinde kaldığını, söz konusu olayların birleştirildiğinde bile davacıyı işten uzaklaştırmaya veya psikolojik olarak çökertmeye yönelik planlı, ardışık ve sistematik bir yıldırma politikası boyutuna ulaşmadığı kanaatine varmıştır.

Maddi tazminat talebi yönünden yapılan tespitte ise, davacının talep ettiği 2.000 TL maddi zararın hangi somut harcama kaleminden veya gelir kaybından kaynaklandığının ispat edilemediği, mevcut mevzuat hükümleri uyarınca idarece karşılanmasına olanak bulunan bir kalemin bulunmadığı vurgulanmıştır. Bu gerekçelerle, iddiaların bütünü incelendiğinde mobbingin yasal şartlarının oluşmadığı hükme bağlanmıştır.

Sonuç olarak Danıştay 12. Dairesi, uyuşmazlığa konu olayda sistematik baskı unsurunun bulunmadığı gerekçesiyle yerel mahkemenin tazminat isteminin reddi yönündeki kararının usul ve hukuka uygun olduğu yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: