Anasayfa/ Karar Bülteni/ Danıştay Danıştay 15. Dairesi 2015/4064 E. 2015/7969 K.

Danıştay Danıştay 15. Dairesi 2015/4064 E. 2015/7969 K.

Bu karar, idari eylemlerden doğan zararların tazmini amacıyla açılan tam yargı davalarında dava açma süresinin başlangıcını belirlemek açısından kritik bir öneme sahiptir. Danıştay, idari eylemin yapıldığı tarih ile zararın tam olarak ortaya çıktığı ve eylemin hukuka aykırılığının kesinleştiği tarih arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koymuştur. İdarenin tesis ettiği bir işlemin veya gerçekleştirdiği bir eylemin birey üzerindeki olumsuz etkilerinin tüm boyutlarıyla anlaşılabilmesi, bazen uzun süren adli, tıbbi veya idari incelemeleri gerektirebilmektedir. Bu tür durumlarda, dava açma süresinin katı bir şekilde olayın yaşandığı ilk günden başlatılması, bireylerin hak arama özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırabilecek adaletsiz bir yaklaşımdır.
search

Danıştay
Danıştay 15. Dairesi 2015/4064 E. 2015/7969 K.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Danıştay 15. Dairesi
Esas No 2015/4064
Karar No 2015/7969
Karar Tarihi 24.11.2015
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Danıştay Karar Arama
Öne Çıkan Hükümler
İdari eylemin idariliği sonradan ortaya çıkabilir.
Zararın tam olarak öğrenilmesi dava süresini başlatır.
Hak arama özgürlüğü süre hesabında gözetilmelidir.
Tam yargı davalarında zararın kesinleşmesi şarttır.

Bu karar, idari eylemlerden doğan zararların tazmini amacıyla açılan tam yargı davalarında dava açma süresinin başlangıcını belirlemek açısından kritik bir öneme sahiptir. Danıştay, idari eylemin yapıldığı tarih ile zararın tam olarak ortaya çıktığı ve eylemin hukuka aykırılığının kesinleştiği tarih arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koymuştur. İdarenin tesis ettiği bir işlemin veya gerçekleştirdiği bir eylemin birey üzerindeki olumsuz etkilerinin tüm boyutlarıyla anlaşılabilmesi, bazen uzun süren adli, tıbbi veya idari incelemeleri gerektirebilmektedir. Bu tür durumlarda, dava açma süresinin katı bir şekilde olayın yaşandığı ilk günden başlatılması, bireylerin hak arama özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırabilecek adaletsiz bir yaklaşımdır.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, özellikle sağlık kurulu raporları, bilirkişi incelemeleri veya uzun süren idari prosedürler sonucunda mağduriyet yaşayan vatandaşların yargıya erişim hakkını güçlü bir şekilde güvence altına almaktadır. Mahkemelerin, idareye başvuru süresini hesaplarken şekli bir yaklaşım yerine zararın mağdur tarafından tam ve kesin olarak öğrenildiği anı esas almaları gerektiği prensibi perçinlenmiştir. Uygulamada, idarenin kusurlu eyleminin boyutlarının farklı bir resmi kurum kararıyla kesinleşmesi halinde, dava açma süresinin bu kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı kuralı, hukuki güvenlik ve hakkaniyet ilkelerinin vazgeçilmez bir gereği olarak emsal niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı, hakkında düzenlenen ve vesayet altına alınmasının uygun olacağını belirten gerçeğe aykırı sağlık kurulu raporları nedeniyle çok ciddi mağduriyetler yaşadığını iddia ederek ilgili hastane idaresine karşı bu davayı açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, davacının verilen ilk vesayet raporuna itiraz etmesi üzerine, muayene için gittiği hastanenin psikiyatri polikliniğinde kendisinin rızası dışında on dokuz gün boyunca yatırılarak zorunlu müşahade altında tutulması yatmaktadır. Davacı, bu süre zarfında haksız yere alıkonulduğunu, hastane personeli tarafından şahsına yönelik ağır bir mobbing uygulandığını, şeref ve haysiyetinin toplum içinde rencide edildiğini ifade etmektedir. Tüm bu travmatik olayların sonucunda ağır bir anksiyete bozukluğu ile mide kanaması gibi hayati tehlike arz eden ciddi sağlık sorunları yaşadığını ve yirmi kilogram kaybettiğini belirtmektedir. Yaşadığı bütün bu fiziksel ve psikolojik çöküntünün sorumlusunun idare olduğunu ileri sürerek, idarenin hatalı işlemleri ve eylemleri yüzünden yaşadığı haksızlıkların telafisi için yirmi bin Türk Lirası maddi ve yetmiş bin Türk Lirası manevi olmak üzere toplam doksan bin Türk Lirası tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuk kuralı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.13 hükmüdür. İlgili kanun maddesi, idari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilen ilgililerin, eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halükarda eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye öncelikle başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerini emreder. Bu taleplerin idare tarafından açıkça reddedilmesi veya altmış gün içinde zımnen reddedilmiş sayılması durumunda ise yargısal süreç olan dava açma süresi başlar.

Danıştay'ın yerleşik içtihatlarına göre, ilgili kanun maddesindeki bu bir yıllık sürenin salt eylemin gerçekleştiği takvim gününden başlatılması eksik bir hukuki değerlendirmedir. Sürenin, idari eylemin tamamlandığı ve yol açtığı zararın tam anlamıyla, her türlü şüpheden uzak bir biçimde ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Eğer idari eylemin niteliği ve yol açtığı zararın büyüklüğü hemen anlaşılamıyor ve ancak sonradan yapılan derinlemesine bir inceleme, araştırma, ceza soruşturması veya yetkili mercilerce düzenlenen bilirkişi raporları ile kesinleşiyorsa, idari eylemin idariliğinin ve zararın öğrenilme tarihi olarak bu kesinleşme tarihi kabul edilmelidir. İdari eylem, idarenin bir idari karara dayanmayan salt maddi tasarruflarını, tutumlarını ve hareketlerini ifade eder. Bir kamu görevlisinin neden olduğu zararın şahsi kusurdan mı yoksa idareye atfedilebilecek bir görev kusurundan mı kaynaklandığının belirlenmesi bazen uzun adli yargılamaları zorunlu kılabilir. Anayasal bir güvence olan hak arama hürriyetinin kısıtlanmaması ve adil yargılanma hakkının tesisi adına, zarar gören kişinin dava açma hakkını fiilen ve hukuken kullanabilmesi için zararın doğuşunu, mahiyetini ve idarenin kusurunu tam olarak öğrenmiş olması, idare hukukunun vazgeçilmez yerleşik doktrin prensiplerindendir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Davacı hakkında ilk olarak bir eğitim ve araştırma hastanesi tarafından vesayetinin uygun olduğuna dair bir sağlık kurulu raporu düzenlenmiş, ardından bu rapor üzerinden başlatılan hukuki sürece itiraz edilmesi üzerine yatırıldığı psikiyatri kliniğinde de on dokuz günlük zorunlu gözetim sonrasında vasi tayininin gerekli olduğu yönünde bir başka rapor verilmiştir. Ancak hukuki süreç devam etmiş ve davacı başka bir devlet hastanesine sevk edilerek sağlam olduğu ve kendisine vasi tayinine gerek olmadığı yönünde tamamen aksi yönde yeni bir rapor almıştır. Mahkemelerin çelişkili raporlar arasında kalması sebebiyle başlayan Sulh Hukuk Mahkemesi süreci ve ardından gerçekleşen Yargıtay incelemesi aşamalarından sonra, sağlık raporları arasındaki esaslı çelişkilerin giderilmesi amacıyla dosya Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulu, 08.10.2014 tarihli nihai raporuyla davacının tam fiil ehliyetini haiz olduğunu, akıl sağlığının yerinde olduğunu ve kendisine vasi tayinine kesinlikle gerek bulunmadığını tıbbi ve hukuki olarak ortaya koymuştur.

İlk derece idare mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken zararın raporun alındığı ilk tarihte ve hastanedeki yatışın hemen akabinde ortaya çıktığını varsayarak idareye başvuru süresinin çoktan geçirildiği gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir. Ancak Danıştay tarafından yapılan temyiz incelemesinde, davanın asıl konusunun gerçeğe aykırı şekilde düzenlenen ardışık sağlık raporları olduğu ve bu idari eylemlerin usulüne uygun olmadığının, dolayısıyla zararın gerçek mahiyetinin ancak Adli Tıp Kurumu raporuyla kesin bir şekilde belirlendiği tespit edilmiştir. İdarenin eyleminin hukuka aykırılığının ve davacının uğradığı zararın boyutlarının tam olarak, resmi bir belgeyle anlaşıldığı ve öğrenildiği tarih 08.10.2014'tür. Davacının idareye başvurusu ve ardından 04.11.2014 tarihinde açtığı dava, bu kesinleşme tarihinden itibaren kanunda açıkça öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin içindedir. Dava açma süresinin, hatalı raporun verildiği ilk tarihten başlatılması, davacının hukuki durumu netleşmeden dava açmaya zorlanması anlamına geleceğinden hukuki gerçeklerle örtüşmemektedir.

Sonuç olarak Danıştay 15. Dairesi, davanın süresinde açıldığının kabulü ile işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerektiği yönünde kararı bozmuştur.

Hastane haksız yere yatırdı, tazminat davası açma sürem ne zaman başlar? expand_more
İdari yargılama hukukunda eylemlerden doğan zararların tazmini için idareye başvuru süresi, zararın ve eylemin hukuka aykırılığının kesin olarak öğrenildiği tarihte başlamaktadır. Sadece eylemin gerçekleştiği takvim gününü esas almak, hak arama özgürlüğünü kısıtlayan bir yaklaşımdır ve eksik bir hukuki değerlendirmedir. Olayın etkilerinin tüm boyutlarıyla anlaşılması zaman alabiliyorsa, mahkemeler idareye başvuru süresini zararın kesinleştiği anı dikkate alarak hesaplamalıdır. Eğer zararınız yetkili mercilerce düzenlenen bir rapor veya bilirkişi incelemesi ile sonradan kesinleştiyse, bir yıllık hak düşürücü süre bu kesinleşme tarihi itibarıyla işlemeye başlayacaktır.
Yanlış sağlık raporu yüzünden zarara uğradım, ne yapmalıyım? expand_more
Sizin iradeniz dışında düzenlenen ve gerçeğe aykırı olan sağlık raporları nedeniyle haksız alıkonulma veya mobbing gibi ciddi mağduriyetler yaşadıysanız, idarenin kusurlu eylemi söz konusudur. Bu durumda, ilgili idareye karşı maddi ve manevi tazminat talepli tam yargı davası açma hakkınız bulunmaktadır. Uğradığınız psikolojik çöküntü ve fiziksel rahatsızlıkların sorumluluğu idareye aittir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca, öncelikle eylemi ve hukuka aykırılığını kesin olarak öğrendiğiniz tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarınızın yerine getirilmesini talep etmeli, talebin açıkça reddi veya altmış gün içinde zımnen reddedilmiş sayılması halinde dava açmalısınız.
Çelişkili hastane raporları var, dava süresi hangisine göre hesaplanır? expand_more
Sağlık raporları arasında esaslı çelişkiler bulunması halinde idari dava süresi, bu çelişkilerin kesin ve resmi bir belgeyle giderildiği an itibarıyla hesaplanmaktadır. Danıştay içtihatlarına göre, davanın asıl konusu gerçeğe aykırı düzenlenen ardışık sağlık raporlarıysa, idari eylemin hukuka aykırılığı ancak Adli Tıp Kurumu gibi yetkili mercilerce verilen nihai bir raporla belirlenir. Bu durumda, idareye başvuru ve dava açma için kanunda öngörülen hak düşürücü süre ilk hatalı raporun verildiği tarih değil, söz konusu nihai raporun verildiği ve gerçek fiil ehliyetinizin kesinleştiği tarihtir. Kişinin hukuki durumu netleşmeden dava açmaya zorlanması hukuki gerçeklerle ve adil yargılanma hakkıyla örtüşmemektedir.
Hastanede haksız yattım, ne tür zararları talep edebilirim? expand_more
İdarenin hatalı eylemleri nedeniyle rızanız dışında hastanede zorunlu gözetim altında tutulmanız veya hakkınızda haksız vesayet raporları düzenlenmesi halinde maddi ve manevi tazminat talep edebilirsiniz. Emsal kararlara konu olan olaylarda vatandaşlar, hastane personelinin mobbing uygulaması, şeref ve haysiyetin toplum içinde rencide edilmesi gibi sebeplerle manevi tazminat talebinde bulunabilmektedir. Ayrıca, bu travmatik süreç sonucunda ortaya çıkan ağır anksiyete bozukluğu, yirmi kilograma varan kilo kaybı veya mide kanaması gibi hayati tehlike yaratan fiziksel çöküntülerin telafisi için idareden maddi tazminat isteme hakkınız mevcuttur.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir