Karar Bülteni
AYM Emine Nilüfer Yeşilkaya BN. 2020/35055
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/35055 |
| Karar Tarihi | 24.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahkemeler iddia ve savunmaları gerekçeli şekilde karşılamalıdır.
- Davanın sonucunu değiştirebilecek itirazlar kesinlikle cevapsız bırakılamaz.
- Esaslı delillerin incelenmemesi gerekçeli karar hakkını ihlal eder.
Bu karar, adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkının derece mahkemeleri tarafından ne ölçüde gözetilmesi gerektiğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargılama aşamasında taraflarca ileri sürülen ve uyuşmazlığın kaderini tayin edebilecek nitelikteki esaslı iddia ve delillerin mahkemelerce mutlaka değerlendirilip tartışılarak karara bağlanması gerektiğini bir kez daha vurgulamıştır. Somut vakada, tapu iptali ve tescil talebiyle açılan davada, işlemi yapan murisin fiil ehliyetini tamamen ortadan kaldıran yabancı bir mahkeme kararının (Münih Sulh Hukuk Mahkemesi vesayet kararı) mahkemece hiçbir şekilde tartışılmamış ve gerekçede bu hususa değinilmemiş olması, hukuki dinlenilme ve gerekçeli karar hakkının özüne yönelik ağır bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.
Benzer mülkiyet ve tapu iptal davaları açısından bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Karar, yargı mercilerine, yalnızca rutin bilirkişi veya kurum raporlarıyla yetinmemeleri gerektiğini; davanın seyrini ve hukuki temelini tamamen değiştirebilecek belgeleri, iddiaları ve yurt dışı mahkeme ilamları gibi kritik evrakları karar gerekçelerinde açık, şeffaf ve tatmin edici bir biçimde tartışmak zorunda olduklarını hatırlatmaktadır. Bu içtihat ile mahkemelerin şablon gerekçelerle hüküm kurmalarının önüne geçilmesi ve hukuki güvenlik ilkesi doğrultusunda yargısal süreçlerin daha ikna edici hâle getirilmesi amaçlanmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, mirasbırakanına (murisine) ait olan bir gayrimenkulün, hukuken geçerli olmayan bir vekâletname kullanılarak bir başkasına devredildiğini iddia etmiş ve bu işlemin iptali ile taşınmazın kendi adına tescil edilmesi için dava açmıştır. Başvurucu, taşınmazı devreden murisinin o dönemde fiil ehliyetine sahip olmadığını, Alzheimer rahatsızlığı nedeniyle Almanya'daki Münih Sulh Hukuk Mahkemesi kararıyla vesayet altına alınarak kendisine bakıcılar atandığını belirten resmi belgeleri mahkemeye delil olarak sunmuştur.
İlk derece mahkemesi ise vekâletnamenin düzenlendiği tarihte murisin fiil ehliyetinin yerinde olduğuna dair Adli Tıp Kurumundan alınan raporu dikkate almış ve başvurucunun tapu iptal talebini reddetmiştir. Başvurucu, yurt dışı mahkemesi tarafından verilen söz konusu vesayet kararının ve ehliyetsizlik iddiasının mahkeme ile Yargıtay aşamalarında hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, kararlarda bu belgelerin tartışılmadığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkına dayanmıştır. Bu güvence, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 hükmüyle de desteklenmekte olup, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını anayasal bir zorunluluk hâline getirmektedir.
Yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, mahkemelerin yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya uzun uzadıya ve ayrıntılı yanıt verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, bir kararda adaletin tesis edildiğinin görülebilmesi için mahkemelerin davanın esasını oluşturan kilit sorunları incelediklerinin gerekçeli karardan açıkça anlaşılması şarttır.
Muhakeme sırasında açık, somut bir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunu tamamen değiştirebilecek kapasiteye sahip iddia, savunma ve delillere mahkemelerce makul bir gerekçe ile mutlaka yanıt verilmesi gerekmektedir. Eğer bir mahkeme, davanın sonucuna doğrudan etki edebilecek bir delil veya iddia hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermezse ya da bu tür esaslı itirazları tamamen cevapsız bırakırsa, bu tutum adil yargılanma hakkının doğrudan ihlaline sebep olur.
Benzer şekilde, kanun yolu incelemesi yapan Yargıtay veya istinaf mercilerinin de, ilk derece mahkemesince cevapsız bırakılan veya kanun yolu aşamasında yeniden dile getirilen esaslı iddia ve itirazları değerlendirmeleri zorunludur. Dava sonucunu belirleyecek nitelikteki unsurların kanun yolu mercilerince de sessizlikle geçiştirilmesi, gerekçeli karar hakkının ihlalini pekiştiren bir hukuki kusur olarak değerlendirilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı ve derece mahkemelerinin yargılama sürecini incelediğinde, başvurucunun davanın temelini oluşturan son derece kritik bir iddiayı mahkemenin önüne getirdiğini tespit etmiştir. Başvurucu, işlemi gerçekleştiren murisinin fiil ehliyetinin bulunmadığını, Alzheimer rahatsızlığı sebebiyle kendi işlerini göremeyecek durumda olduğu için Münih Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından vesayet altına alındığını iddia etmiş ve bu durumu kanıtlayan resmi mahkeme belgelerini dosyaya sunmuştur. Sunulan belgelere göre, murisin posta ve telekomünikasyon işlemlerinden mahkeme önünde temsiline kadar her türlü işlemi yapmak üzere yetkili kılınan resmi bakıcıları bulunmaktadır.
İlk derece mahkemesi, vekâletnamenin düzenlendiği tarihte murisin fiil ehliyetinin bulunduğunu belirten Adli Tıp Kurumu raporuna dayanarak davanın reddine hükmetmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun dosyaya sunduğu yabancı mahkemeye ait vesayet kararının ve bu karara dayanan fiil ehliyetsizliği iddiasının, davanın esasına etki edebilecek ve tapu iptaline yol açabilecek kadar kritik bir savunma olduğunu vurgulamıştır. Dosya kapsamından, ne ilk derece mahkemesinin ne de kararı onayan Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin bu iddiayı ve sunulan yabancı mahkeme kararını herhangi bir şekilde değerlendirmeye almadığı, kararların gerekçe kısımlarında bu konuya bir cümleyle dahi değinilmediği saptanmıştır.
Anayasa Mahkemesi, davanın sonucunu bütünüyle değiştirebilecek nitelikteki bu denli esaslı bir iddianın ve resmi belgenin yargı mercileri tarafından tamamen cevapsız bırakılmasını, adil yargılanma hakkı güvenceleriyle bağdaştırmamıştır. İddiaların doğru olup olmadığına veya davanın esastan kabul edilip edilmeyeceğine karar vermek derece mahkemelerinin takdirinde olsa da, tarafların esaslı argümanlarını duymazdan gelmek ve bunları gerekçede tartışmamak açık bir hak ihlali olarak kabul edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine hükmederek ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde başvuruyu kabul etmiştir.