Karar Bülteni
AİHM WULFFAERT VE WULFFAERT BEHEER NV BN. 76634/16
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 1. Bölüm |
| Başvuru No | 76634/16 |
| Karar Tarihi | 10.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Lehe kanunun geçmişe yürümesi ilkesi mutlaktır.
- Suç olmaktan çıkarılan eylem kesinlikle cezalandırılamaz.
- Hüküm anında yürürlükte olan lehe yasa uygulanmalıdır.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi idari suçları kapsar.
Bu karar, ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri olan lehe kanunun geçmişe yürümesi (lex mitior) ilkesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki mutlak korumasını gözler önüne sermektedir. Mahkeme, suçun işlendiği tarihte cezalandırılabilir olan bir eylemin, yargılama sürerken yürürlüğe giren yeni bir yasal düzenlemeyle suç olmaktan çıkarılması durumunda, sanıkların mahkûm edilemeyeceğini açıkça vurgulamıştır. Olayda yerel mahkemeler, idari nitelikteki bir yönetmelik değişikliğinin cezai sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı yönünde şekli bir yorum yapsa da, AİHM bu dar yorumu reddederek Sözleşme'nin özerk ve özgürlükçü yorumuna dayanmıştır.
Emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle imar kirliliği, ruhsatsız yapılaşma veya kabahatler gibi idari ceza hukuku alanına giren uyuşmazlıklarda büyük bir pratik öneme sahiptir. Yargılama aşamasında mevzuatta yapılan, sanığın lehine olan her türlü değişiklik veya istisnanın, derhal ve doğrudan sanık lehine uygulanması gerektiği kesinleşmiştir. Devletlerin kendi iç hukuklarındaki normlar hiyerarşisi veya yönetmelik değişikliklerine getirdikleri farklı ve kısıtlayıcı yorumlar, Sözleşme'nin güvence altına aldığı lehte yasanın geriye yürümesi ilkesini bertaraf edemez. Bu içtihat, idari yaptırımlarla ve ceza yargılamalarıyla karşı karşıya kalan tüm vatandaşlar ve hukuk profesyonelleri için son derece güçlü bir savunma dayanağı sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvuranlar, kendi mülkiyetlerinde bulunan arazileri üzerine taş yol, ahşap teras ve bahçe kulübesi gibi çeşitli peyzaj ve küçük yapı düzenlemeleri inşa etmişlerdir. Bu inşai faaliyetler yapıldığı sırada, yürürlükteki imar mevzuatı uyarınca yetkili makamlardan yapı ruhsatı alınması yasal bir zorunluluktur. Ancak başvuranların ceza yargılamaları devam ederken ve henüz haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmeden önce, Flaman Hükümeti yeni bir kararname çıkararak bu tür küçük çaplı peyzaj ve bahçe düzenlemelerini açıkça ruhsat zorunluluğundan muaf tutmuştur. Buna rağmen Belçika yerel mahkemeleri, fiilin işlendiği tarihteki kuralları esas alarak başvuranları ruhsatsız yapı inşa etmekten suçlu bulmuş, haklarında ciddi para ve yıkım cezalarına hükmetmiştir. Başvuranlar, hüküm verildiği sırada artık suç oluşturmayan bir eylemden dolayı mahkûm edildiklerini belirterek, lehe olan yeni kanunun kendi durumlarına uygulanmamasının temel insan haklarına aykırı olduğu iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.7 kapsamında koruma altına alınan "kanunsuz suç ve ceza olmaz" (nullum crimen, nulla poena sine lege) ilkesine dayanmıştır. Bu temel ilke, yalnızca kişinin aleyhine olan yasaların geçmişe yürümesi yasağını içermemekte, aynı zamanda zımni olarak "lehe olan ceza kanununun geçmişe yürümesi" kuralını da mutlak bir şekilde güvence altına almaktadır.
Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan yasa ile nihai hükmün verildiği tarihten önce kabul edilen yeni yasa birbirinden farklıysa, hâkim her zaman sanığın lehine olan hükümleri uygulamak zorundadır. Bu kural, suçun tanımını ve unsurlarını değiştiren köklü reformlarda veya somut olayda olduğu gibi eylemin istisnalar yoluyla tamamen suç olmaktan çıkarıldığı durumlarda da aynen geçerlidir.
Belçika iç hukukunda yer alan 18 Mayıs 1999 tarihli Kararname ve yargılama aşamasında sonradan yürürlüğe giren 16 Temmuz 2010 tarihli Kararname arasındaki ilişki incelendiğinde, Mahkeme, eylemin cezalandırılabilirliğinin ortadan kalktığı bir durumda idari makamların veya yerel mahkemelerin şekli ve aleyhe yorumlar yapamayacağını belirtmiştir. Yerel yargı mercileri, yeni düzenlemenin sadece bir uygulama işlemi olduğunu ve asıl suç tipinin kanunda değişmediğini savunsalar da, AİHM bu yorumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.7'nin özüyle ve amacıyla bağdaşmadığına dikkat çekmiştir. Hukukun üstünlüğü ilkesi, bireylerin keyfi kovuşturma, mahkûmiyet ve cezalara karşı etkili bir şekilde korunmasını zorunlu kılmaktadır. Lehe kanunun derhal uygulanması ilkesi, bu korumanın ayrılmaz bir parçasıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olaydaki temel meselenin başvuranların gerçekleştirdiği bahçe kulübesi, teras ve yürüme yolları gibi inşai faaliyetlerin ceza hukuku anlamında halen cezalandırılabilir olup olmadığı olduğunu tespit etmiştir. Taraflar arasında, bu işlemlerin yapıldığı dönemde (Mart 2008 ile Mart 2010 tarihleri arasında) söz konusu yapıların ruhsat gerektirdiği, ancak mahkûmiyet kararının verildiği tarihte yürürlükte olan Temmuz 2010 tarihli yeni düzenlemeyle bu tür yapıların ruhsat zorunluluğundan açıkça muaf tutulduğu konusunda hiçbir tartışma bulunmamaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Belçika Yargıtayının ve diğer yerel mahkemelerin, suçun işlendiği andaki mevzuatı son derece katı bir şekilde uygulayarak, sonradan yürürlüğe giren lehe istisnayı görmezden geldiğini tespit etmiştir. Yerel mahkemeler, yeni yönetmeliğin sadece eski yönetmeliğin yerini alan bir idari düzenleme olduğunu ve ana kanunun suç tipini koruduğunu savunarak lehe kanun uygulamasını reddetmiştir. Ancak AİHM, bu şekli durumun, başvuranların mahkûmiyetlerine dayanak oluşturan fiillerin, ceza kararı verildiği anda artık yasal olarak cezalandırılabilir bir suç olmadığı gerçeğini kesinlikle değiştirmediğini vurgulamıştır.
Mahkeme, Temmuz 2010 tarihli düzenlemenin başvuranların eylemlerini açıkça hukuka uygun hale getirdiğini ve ruhsat gerekliliğini kökten kaldırdığını saptamıştır. Dolayısıyla, bu yeni ve lehe olan yasal düzenlemenin devam eden ceza yargılamasında sanıkların lehine uygulanmaması, Sözleşme'nin getirdiği güvencelerin açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Eylemin artık kanunen suç teşkil etmediği bir durumda, kişilerin ağır bir cezai yaptırıma ve yapıların yıkım kararına maruz bırakılması, ceza hukukunun temel felsefesine aykırıdır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranların mahkûm edildikleri tarihte artık suç oluşturmayan fiillerden dolayı cezalandırılmalarının kanunsuz ceza olmaz ilkesine aykırı olduğuna hükmederek başvuruyu kabul etmiştir.