Karar Bülteni
AYM Engin Sarıcı ve Gökhan Henden BN. 2021/15338
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/15338 |
| Karar Tarihi | 04.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- KHK ile kapatılan kurumlardan alacaklar talep edilebilir.
- Salt terör örgütü iltisakı alacak hakkını ortadan kaldıramaz.
- Alacak hakkının engellenmesi mülkiyet hakkı ihlalidir.
- Özel hukuk ilişkilerinden doğan alacaklar güvence altındadır.
Bu karar, olağanüstü hâl (OHAL) döneminde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan özel eğitim kurumlarına önceden ödenmiş olan eğitim ücretlerinin iadesi taleplerine ilişkin oldukça önemli ve yol gösterici hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişilerin terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı oldukları gerekçesiyle kamu görevinden ihraç edilmelerinin ya da haklarında ceza yargılaması bulunmasının, bu kişilerin meşru ve özel hukuk ilişkilerinden doğan alacak haklarını ortadan kaldıramayacağını çok net bir biçimde ortaya koymuştur. Söz konusu karar, devletin kamu güvenliğini sağlama amacı ile bireylerin temel anayasal hakları arasında kurması gereken adil dengeyi mülkiyet hakkı lehine pekiştirmekte ve koruma kalkanını genişletmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, bundan böyle idare mahkemelerinin ve ilgili komisyonların alacak iade taleplerini incelerken salt kişilerin örgüt iltisakına veya irtibatına dayanarak doğrudan ret kararı vermelerinin önüne geçilmektedir. Hukuka uygunluğu konusunda şüphe bulunmayan, muvazaalı veya hileli olmayan ve önceden ifa edilmiş özel hukuk sözleşmelerine dayanan alacakların ödenmemesi, artık tartışmasız bir biçimde mülkiyet hakkının ihlali olarak kabul edilecektir. Uygulamadaki bu büyük değişimle birlikte, kapatılan kurumlardan haklı alacağı bulunan binlerce kişinin iade taleplerinin, kişisel statülerinden ve geçmişlerinden bağımsız olarak, yalnızca alacağın gerçekliği ve hukuka uygunluğu kriterleri üzerinden değerlendirilmesi yasal bir zorunluluk hâline gelmiştir. Bu durum, mülkiyet hakkının olağanüstü dönemlerde dahi çekirdek bir koruma alanına sahip olduğunu uygulayıcılara ve alt derece mahkemelerine bir kez daha kesin bir dille hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular Engin Sarıcı ve Gökhan Henden, çocuklarının 2016-2017 eğitim öğretim dönemi için eğitim almasını planladıkları Özel Çağrı İlkokulu adlı özel eğitim kurumuna önceden yüklü miktarda eğitim ücreti ödemişlerdir. Ancak söz konusu okul, olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe giren 667 sayılı KHK kapsamında, FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle tamamen kapatılmış ve okulun tüm mal varlığı, alacakları ve hakları bedelsiz olarak Hazineye devredilmiştir.
Okulun kapatılarak faaliyete son vermesi üzerine başvurucular, peşin ödedikleri ancak karşılığında herhangi bir eğitim hizmeti alamadıkları bu ücretlerin iadesi amacıyla ilgili kanun hükmünde kararnameler çerçevesinde Giresun Defterdarlığına başvuruda bulunmuşlardır. İdare ise başvurucuların daha önce kamu görevinden ihraç edilmiş olmalarını ve haklarında yürütülen bazı ceza yargılamalarını gerekçe göstererek, terör örgütü ile iltisaklı oldukları iddiasıyla bu haklı ödeme taleplerini reddetmiştir. Başvurucular, bu haksız ret işleminin iptali ve ödedikleri bedellerin okulun kapatıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kendilerine iade edilmesi talebiyle idare mahkemelerinde ayrı ayrı davalar açmışlardır. İdare mahkemelerinin ve sonrasında bölge idare mahkemesinin söz konusu iade davalarını reddetmesi ve verilen bu kararların kesinleşmesi neticesinde başvurucular, haksız yere ödedikleri bedellerin iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak zorunda kalmışlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu karmaşık uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve bu hakkın olağanüstü dönemler dahi olsa sınırlandırılması rejimini detaylıca düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 hükümlerine sıkı sıkıya dayanmıştır. Yerleşik anayasal içtihatlara göre mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamakta olup, somut olayda karşılığı alınamayan ve önceden ödenen okul kayıt ücretinin iade alacağı da bu geniş kapsamda tartışmasız bir mülk teşkil etmektedir. Mülkten yoksun bırakma amacı gütmeyen, ancak suçla mücadele kapsamında bir tedbir niteliğinde olan bu tür müdahalelerin, mülkün kullanımının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin kurallar çerçevesinde incelenmesi yasal bir gerekliliktir.
Uyuşmazlığın yasal ve idari temelinde 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname yer almaktadır. Kapatılan kurumların mevcut borçlarının Hazine tarafından ödenmesine ilişkin katı şartları düzenleyen 7091 sayılı Kanun m. 5 hükmünde yer alan "...aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle..." ibaresi, Anayasa Mahkemesinin daha önce vermiş olduğu norm denetimi kararıyla anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. İptal kararının evrensel hukuk ilkelerine dayanan gerekçesinde, idarenin hileli veya muvazaalı işlemlere dayanan şüpheli alacakları tespit edip engellemek için hâlihazırda yeterli hukuki araçlara sahip olduğu, ancak alacaklısının yalnızca terör örgütüyle irtibatlı veya iltisaklı olduğu değerlendirilerek hukuka uygunluğu konusunda hiçbir kuşku bulunmayan, ispatlanmış gerçek bir alacağın ödenmemesinin hukuk devleti ilkesiyle asla bağdaşmadığı vurgulanmıştır.
Doktrin tanımları ve yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihat prensiplerine göre, kişilerin terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı oldukları yönünde somut ve güçlü tespitler bulunsa dahi, devletin bu kişilerle ilgili güvenlik amacıyla alacağı idari veya cezai tedbirler, onların özel hukuk ilişkileri çerçevesinde daha önceden ifa ettikleri meşru ve yasal yükümlülüklerinden doğan mülkiyet haklarını tamamen ortadan kaldıramaz. Bu tür kategorik ve toptancı bir yaklaşım, kamu yararı amacı taşımadığı gibi temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunan, mülkiyet hakkına yönelik açıkça ölçüsüz ve orantısız bir müdahale oluşturmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların özel eğitim kurumuna önceden ödedikleri okul kayıt ücretinin iadesi talebinin idare mahkemelerince reddedilmesi sürecini tüm hukuki boyutlarıyla detaylı bir şekilde incelemiştir. Yüksek Mahkeme, ilk derece mahkemelerinin verdikleri ret kararlarını, sadece başvurucuların FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmalarına ve haklarında yürütülen ceza yargılamalarına dayandırdığını açıkça tespit etmiştir. Oysa ki bu kişisel statü durumları, var olan meşru bir alacak hakkının ortadan kalkması için hukuken geçerli bir sebep teşkil etmemektedir.
Yüksek Mahkeme, öncelikle başvurucuların ödedikleri eğitim bedelinin iadesine yönelik taleplerinin idari mercilerce ve derece mahkemelerince reddedilmesinin, anayasal güvence altında bulunan mülkiyet hakkına açık ve doğrudan bir müdahale oluşturduğunu teyit etmiştir. Bu ağır müdahalenin kanuni dayanağı olarak derece mahkemelerince gösterilen kuralın, daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırılık nedeniyle iptal edildiği hatırlatılmıştır. İptal edilen söz konusu kuralın gerekçesinde de çok net vurgulandığı üzere, salt alacaklısının terör örgütüyle irtibatlı veya iltisaklı olduğu değerlendirilerek, hukuka uygunluğu konusunda hiçbir kuşku bulunmayan, geçmişte peşin olarak ödenmiş gerçek bir alacağın iade edilmemesinin demokratik bir hukuk devletinde meşru görülemeyeceği belirtilmiştir.
Somut olayda, başvurucuların çocuklarının eğitimi için peşin olarak ödedikleri bedellerin, muvazaalı, hileli veya kuşkulu bir alacak niteliği taşımadığı, tamamen yasal bir hizmet alımına dayandığı ortadadır. Derece idare mahkemeleri, iddia edilen alacağın gerçekliği, geçerliliği veya muvazaalı olup olmadığı üzerine esastan bir inceleme yapmak yerine, sadece başvurucuların kişisel hukuki durumları ve örgüt iltisakı iddiaları üzerinden yüzeysel ve kategorik bir ret kararı vermişlerdir. Anayasa Mahkemesi, devletin terör örgütleriyle bağlantısı olan kişilere karşı ulusal güvenliği sağlamak amacıyla her türlü idari ve cezai tedbir alma konusunda geniş bir takdir yetkisi bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu kişilerin meşru özel hukuk ilişkilerinden doğan maddi alacaklarının ödenmemesine yönelik toptancı uygulamaların makul, meşru ve ölçülü bir tedbir olarak değerlendirilemeyeceğini güçlü bir biçimde vurgulamıştır. Bu bağlamda, başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan bu idari ve yargısal müdahalenin, kamu yararına yönelik meşru bir amaca dayanmadığı hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin meşru bir amaca dayanmadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.