Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/31164 E. 2017/3809 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/31164 |
| Karar No | 2017/3809 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade ve Sendikal Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma ve Davanın Reddi |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni şartları taşımayan iş bırakma eylemi yasadışıdır.
- Toplu eylemler işverene zarar verme kastı taşıyamaz.
- İşçi eylemleri hak arama sınırlarında ölçülü olmalıdır.
- Kanun dışı eyleme katılanın iş akdi feshedilebilir.
Bu karar, işçilerin üyesi oldukları sendikaya tepki göstermek amacıyla başlattıkları toplu iş bırakma ve işyerini terk etmeme eylemlerinin, işveren açısından haklı fesih nedeni oluşturup oluşturmayacağını hukuken açıklığa kavuşturmaktadır. Kararda, işçilerin bireysel veya toplu haklarını savunmak için demokratik eylem hakları bulunduğu kabul edilmekle birlikte, bu hakkın kullanımının sınırları net bir şekilde çizilmiştir. Eylemin barışçıl olması, işverene özel bir zarar verme kastı taşımaması ve ölçülülük ilkesine uygun davranılması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Somut olayda yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına rağmen, sendika içi anlaşmazlıkların işverenin üretimini durduracak boyuta ulaşması kanun dışı grev olarak nitelendirilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, çalışma barışının sınırlarını belirleyen çok önemli bir içtihat niteliğindedir. İşverenlerin, kendi dahli olmayan sendikal çekişmeler nedeniyle üretim kaybı ve mülkiyet hakkı ihlali yaşamasının önüne geçilmiştir. Uygulamada, işçilerin toplu hak arama özgürlükleri ile işverenin yönetim ve mülkiyet hakları arasındaki hassas denge kurulmuş; salt sendikaya yönelik tepkilerin işyerini işgal boyutuna varmasının yasal bir koruma görmeyeceği netleştirilmiştir. Böylece, toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu dönemlerde barışçıl olmayan ölçüsüz direniş eylemlerinin iş akdinin haklı nedenle feshine dayanak teşkil edeceği kesinleşmiş ve uygulama için sağlam bir prensip oluşturulmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, işyerinde yetkili olan sendikadan istifa etmesi nedeniyle işveren yetkilileri tarafından kendisine psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını, yalnızlaştırıldığını ve bu süreçlerin sonunda iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz olarak feshedildiğini iddia ederek davalı işverene karşı işe iade ile sendikal tazminat davası açmıştır. Davalı işveren ise işçilerin işyerinde tamamen yasa dışı bir grev başlattığını, üretimi durdurduklarını, işyerini işgal ederek uyarılarına rağmen alanı terk etmediklerini, fabrikanın ve diğer çalışanların güvenliğinin tehlikeye girdiğini, eylemin şirket yönetimine değil doğrudan sendikaya yönelik olduğunu ve bu nedenle iş sözleşmesinin haklı sebeple tazminatsız olarak sonlandırıldığını savunmuştur. Yerel mahkeme, eylemi hak arama özgürlüğü kapsamında değerlendirerek işçinin işe iadesine karar vermiş, uyuşmazlık ise söz konusu feshin hukuken haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı noktasında toplanarak Yargıtay önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 düzenlemesini temel almıştır. Bu maddeye göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları kanunen grev olarak tanımlanmaktadır. Ancak yasal bir grevden söz edilebilmesi için, toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında bir uyuşmazlık çıkması ve yasadaki katı usul prosedürlerinin izlenmesi şarttır. Bu kanuni şartlar gerçekleşmeden yapılan eylemler ise açık biçimde yasa dışı grev olarak kabul edilmektedir.
Bununla birlikte, mahkeme değerlendirmesinde işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem haklarının uluslararası normlarla korunduğunu da vurgulamıştır. Bu haklar, 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 51, 54 ve 90 hükümleri kapsamında güvence altına alınmıştır. Ancak yasal içtihatlara göre bu eylemlerin hak arama özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi için işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınması gerekmektedir. İşçi eylemlerinin fabrikayı işgal edecek veya üretimi tamamen kilitleyecek boyuta ulaşması, durumu barışçıl bir protesto olmaktan çıkarır. Yasa dışı grev boyutuna ulaşan bu tür eylemler karşısında, işverenin 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II uyarınca haklı nedenle derhal fesih hakkını kullanabileceği doktrin ve Yargıtay içtihatlarıyla sabit hale gelmiştir. Usul yönünden ise, yerel mahkemenin yanılgılı kararı 4857 sayılı İş Kanunu m. 20/3 hükmü gereğince Yargıtay tarafından esastan çözüme kavuşturularak sonlandırılmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, somut olayın dosya kapsamındaki delillerini ve tanık beyanlarını incelediğinde, taraflar arasında 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında geçerli, usulüne uygun olarak imzalanmış bir toplu iş sözleşmesi bulunduğunu tespit etmiştir. Olayların, metal sektöründeki başka fabrikalarda yapılan ücret zamlarının duyulması üzerine başladığı, davacının da aralarında bulunduğu yaklaşık yüz elli işçinin üretime ara vererek fabrika alanını terk etmedikleri belirlenmiştir. İşverenin işçileri ücretli izne çıkararak ve maddi destek ödemeleri yaparak çalışma barışını sağlamaya gayret etmesine rağmen, iş bırakma eyleminin günlerce devam ettiği ve fabrikadaki üretim faaliyetinin ciddi ölçüde aksatıldığı saptanmıştır.
Dairenin tespitlerine göre, eylemci işçilerin temel talepleri yetkili sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılması ve hiçbir yasal dayanağı olmayan kendi seçtikleri işçi temsilcilerinin resmi muhatap olarak tanınması yönündedir. Yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi varken ve yetkili sendika resmen belliyken, işverenin tüzel kişiliği bulunmayan bir grubu yasal temsilci olarak tanıması hukuken mümkün değildir. İşçilerin fabrika binasından çıkmayarak eylemi sürdürmeleri, katılımcı sayısı ve geçen süre bir bütün olarak değerlendirildiğinde ölçülülük sınırlarını aşmıştır. Ayrıca eylemin işveren uygulamalarına değil, doğrudan yetkili sendikaya yönelik bir tepki olduğu anlaşılmıştır. İşverenin bu süreçte sendikalı veya sendikasız işçiler arasında ayrım yaptığına, mevcut sendikayı korumak adına eylemcilere kasıtlı bir baskı (mobbing) uyguladığına dair somut bir delil de ortaya konulamamıştır. Tüm bu süreç değerlendirildiğinde, işverenin eylemi sonlandırmayan işçilerin iş sözleşmelerini haklı nedenle feshetmesinde kanuna aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, feshin haklı nedene dayandığını tespit ederek yerel mahkeme kararını bozmuştur.