Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/31173 E. 2017/3818 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/31173 |
| Karar No | 2017/3818 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade ve Sendikal Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma ve Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanun dışı grev haklı fesih nedenidir.
- Toplu eylemler ölçülü ve barışçıl olmalıdır.
- İşyeri işgali demokratik hak olarak değerlendirilemez.
- Uyuşmazlıklarda işverene zarar verme kastı korunmaz.
Bu karar, işçi ve işveren ilişkilerinde demokratik tepki haklarının sınırlarını belirlemesi ve eylem biçimlerinin hukuki nitelendirmesini yapması açısından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Yargıtay, işçilerin sendikal sebeplerle veya ekonomik taleplerle başlattığı iş bırakma eylemlerinin hukuki zeminde kalabilmesi için yasal prosedürlere sıkı sıkıya uyulması gerektiğinin altını çizmiştir. Olayda gerçekleşen toplu eylemin kanuni grev şartlarını taşımaması, işyerinin işgal edilmesi ve üretime fiilen engel olunması, işverenin haklı fesih yetkisini doğuran temel etkenler olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, mülkiyet hakkı ile sendikal haklar arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiği yönünde de önemli bir yaklaşım sergilenmiştir.
Kararın emsal etkisi, sendikal faaliyetler ile yasa dışı eylemler arasındaki ince çizgiyi netleştirmesinden ileri gelmektedir. Benzer davalarda, işçilerin toplu hareket etme özgürlüğünün Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olmasına rağmen, bu hakkın işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve eylemin mutlaka ölçülü olması gerektiği prensibi kararlılıkla uygulanacaktır. Uygulamada bu karar, işçilerin barışçıl olmayan, üretimi tamamen durdurarak emniyet müdahalesi gerektirecek düzeyde fabrikayı terk etmeme şeklinde gelişen katı eylemlerine katılanların iş sözleşmelerinin tazminatsız olarak feshedilebileceğine dair güçlü ve yerleşik bir hukuki dayanak oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, üye olduğu yetkili sendikadan istifa etmesi nedeniyle işveren yetkilileri, insan kaynakları görevlileri ve sendika temsilcileri tarafından kendisine sistemli bir şekilde baskı ve psikolojik taciz uygulandığını ileri sürerek işverene karşı dava açmıştır. İşçinin iddiasına göre, sendikadan istifa eden işçilere sürekli olarak sendikaya dönmezlerse işten atılacakları söylenmiş, başlarına gözetmenler dikilmiş, yalnızlaştırılmış ve dedikodular yayılarak yoğun bir baskı ortamı oluşturulmuştur. Bu sürecin sonunda iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini belirten davacı, feshin geçersizliğinin tespitiyle işe iade ve sendikal tazminat talep etmiştir.
Davalı işveren ise uyuşmazlığın kaynağının feshin sendikal bir baskıdan kaynaklanmadığını, aksine işçilerin çalışma saatleri içerisinde tamamen kanun dışı bir şekilde işi bıraktıklarını savunmuştur. Ülke genelinde metal sektöründe başlayan ücret artışı talepli eylemlerin kendi fabrikalarına sıçradığını, yüzlerce işçinin vardiya saatinde üretime başlamayarak "ölmek var dönmek yok" sloganlarıyla üretim alanını işgal ettiklerini belirtmiştir. İşveren, yetkililerin tüm sağduyu çağrılarına, maddi destek taahhütlerine ve yasal uyarılara rağmen eyleme son vermeyen işçilerin iş sözleşmelerinin, can ve mal güvenliğini tehlikeye attıkları gerekçesiyle son çare olarak haklı nedenle feshedildiğini ifade etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle toplu iş hukukunun temel dayanaklarından olan kanuni grev ile kanun dışı grev kavramları arasındaki ayrıma ayrıntılı olarak odaklanmıştır. Bu bağlamda, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 hükmüne açıkça atıf yapılmıştır. İlgili maddeye göre, işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını korumak amacıyla aralarında anlaşarak işyerindeki faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla topluca işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Ancak bir grevin kanuni sayılabilmesi için toplu iş sözleşmesi yapılması aşamasında uyuşmazlık çıkması ve yasadaki katı şartların gerçekleşmesi gerekir; kanuni şartlar oluşmadan yapılan her türlü iş bırakma eylemi kanun dışı grev niteliği taşır.
Mahkeme ayrıca, bireysel veya toplu iş hukukuna dair hakların savunulması için işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları bulunduğunu ilkesel olarak kabul etmiştir. Bu haklar, çalışma hayatını düzenleyen 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.51, m.54 ve m.90 kapsamında en üst düzeyde güvence altına alınmıştır. Ancak yerleşik Yargıtay içtihat prensiplerine göre, bu anayasal ve uluslararası hakların kullanılabilmesi sınırsız bir serbesti anlamına gelmemektedir. Eylemin hukuka uygun sayılabilmesi ve hak arama hürriyeti sınırlarında kalabilmesi için mutlaka "ölçülü olması" ve "işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi" zorunludur.
Uyuşmazlığın iş sözleşmesinin feshine ilişkin boyutunda ise 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II maddesi temel dayanak yapılmıştır. İşçinin doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışları ile işverenin güvenini sarsan, işyeri düzenini ortadan kaldıran eylemlerinin, işverene iş sözleşmesini derhal ve tazminatsız olarak feshetme hakkı verdiği vurgulanmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yerel mahkeme tarafından yapılan ilk incelemede, işverenin gerçekleştirdiği feshin haklı veya geçerli nedene dayanmadığı, feshin sendikal sebeple yapılmadığı ancak eylemin bir hak arama özgürlüğü çerçevesinde olduğu belirtilerek davacının işe iadesine karar verilmişse de, Yargıtay bu hukuki değerlendirmeye kesinlikle katılmamıştır. Somut olayda, davalıya ait işyerinde 2014-2017 yıllarını kapsayan toplu iş sözleşmesinin zaten yürürlükte olduğu bir dönemde, işçilerin metal sektöründeki diğer işyerlerindeki maaş artışlarından etkilenerek ve dış etkenlerin kışkırtmasıyla yasa dışı bir toplu eyleme giriştikleri şüpheye yer bırakmayacak şekilde saptanmıştır.
İşyerinde gerçekleşen ve ancak emniyet güçlerinin fabrikaya müdahalesi ile sona erdirilebilen iş bırakma eylemi, sıradan bir protesto sınırını aşarak fabrika binasından çıkmama, işyerini işgal etme ve mesai bitiminde dahi üretim alanını terk etmeme şeklinde cereyan etmiştir. Yargıtay, eylemin zamanlaması, yüzlerce kişiyi bulan katılımcı sayısı ve günlerce devam ettiği süre göz önüne alındığında, demokratik bir tepki olmaktan çıktığını, barışçıl ve ölçülü olmaktan tamamen uzaklaştığını tespit etmiştir. Üstelik eylemcilerin, yürürlükteki yasal yetkili sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılması ve tüzel kişiliği dahi olmayan bir topluluğun kendi seçtikleri temsilcilerinin işverence resmi protokolle tanınması gibi, tamamen yasal dayanaktan yoksun ve toplu iş sözleşmesi sistemine kökten aykırı taleplerde bulundukları anlaşılmıştır.
Bununla birlikte, işverenin eylem süresince iyi niyetli bir tutum sergileyerek işçilere defalarca yasal uyarılar yaptığı, hukuki yollarla taleplerini iletmeleri için diyalog çabası gösterdiği görülmüştür. Hatta işveren, olası zararları ve işçi sağlığını tehlikeye atacak durumları engellemek adına fabrikanın zorunlu bakıma girme zamanını öne çekerek işçileri ücretli izne yollamayı dahi denemiştir. Buna rağmen davacının da aralarında bulunduğu işçilerin üretim faaliyetini önemli ölçüde aksatmada ısrar etmesi ve işyerini tehlikeye düşürecek şekilde terk etmemesi üzerine fesih işlemleri uygulanmıştır. İncelemede, işverenin bu süreçte sendikalı ya da sendikasız işçiler arasında kasıtlı bir ayrım yaptığına veya doğrudan belirli bir sendikayı koruma kastı güttüğüne dair dosyada hiçbir somut delil bulunamamıştır. Tüm bu objektif değerlendirmeler ışığında, feshin davacının iddia ettiği gibi sendikal sebeplere değil, tamamen kanun dışı ve işyeri düzenini telafisi imkansız şekilde bozucu nitelikteki eylemlere dayandığı netleşmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kanun dışı grev niteliğindeki işyeri işgali eyleminin işverene haklı fesih imkanı tanıdığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi yönünde kararı bozmuştur.