Anasayfa/ Karar Bülteni/ Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/30676 E. 2017/3803 K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/30676 E. 2017/3803 K.

Bu karar, iş hukukunda toplu eylem hakkı ile yasa dışı grev arasındaki ince çizgiyi belirlemesi açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. İşçilerin, üyesi oldukları sendikanın uygulamalarına veya çalışma koşullarına yönelik tepkilerini dile getirme hakları uluslararası sözleşmelerle ve anayasal güvence altında olsa da, bu hakkın kullanımının belirli sınırları ve ölçüleri bulunmaktadır. Yargıtay, işyerini işgal etme, uyarılara rağmen alanı terk etmeme ve üretimi tamamen durdurma şeklinde gerçekleşen eylemlerin ölçülülük ilkesini açıkça aştığına hükmetmiştir. Kanuni grev şartları oluşmadan yapılan bu tür eylemler, anayasal hak arama hürriyeti kapsamında hiçbir şekilde hukuki koruma görmemektedir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/30676
Karar No 2017/3803
Karar Tarihi 13.03.2017
Karar Sonucu Bozma ve Davanın Reddi
Karar Linki Yargıtay Karar Arama

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Kanun dışı grev eylemi haklı fesih sebebidir.
  • gavel İşyeri işgali demokratik hak arama sınırlarını aşar.
  • gavel Eylemlerde işverene zarar vermeme ve ölçülülük aranır.
  • gavel Gayri resmi işçi sözcülerinin muhatap alınması beklenemez.

Bu karar, iş hukukunda toplu eylem hakkı ile yasa dışı grev arasındaki ince çizgiyi belirlemesi açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. İşçilerin, üyesi oldukları sendikanın uygulamalarına veya çalışma koşullarına yönelik tepkilerini dile getirme hakları uluslararası sözleşmelerle ve anayasal güvence altında olsa da, bu hakkın kullanımının belirli sınırları ve ölçüleri bulunmaktadır. Yargıtay, işyerini işgal etme, uyarılara rağmen alanı terk etmeme ve üretimi tamamen durdurma şeklinde gerçekleşen eylemlerin ölçülülük ilkesini açıkça aştığına hükmetmiştir. Kanuni grev şartları oluşmadan yapılan bu tür eylemler, anayasal hak arama hürriyeti kapsamında hiçbir şekilde hukuki koruma görmemektedir.

Kararın emsal etkisi, özellikle yetkili sendikaya tepki amacıyla bağımsız hareket eden işçi gruplarının işveren karşısındaki hukuki durumunu ve fesih süreçlerini netleştirmesinden kaynaklanmaktadır. Yargıtay, mevcut toplu iş sözleşmesi yürürlükteyken, işçilerin yasal dayanağı olmayan yeni bir temsilcilik mekanizması dayatmasını ve bu uğurda işyerinde yıkıcı eylem yapmasını yasa dışı grev olarak nitelendirmiştir. Bu içtihat, benzer endüstriyel uyuşmazlıklarda işverenin yönetim hakkı ile mülkiyet hakkını katı bir şekilde koruma altına alırken, işçilerin protesto haklarının her zaman barışçıl ve işverene maddi zarar verme kastı gütmeyen yöntemlerle sınırlı olduğunu uygulamada açıkça ortaya koymaktadır. İşverenlerin benzer kriz durumlarında, demokratik taleplerin ötesine geçen fiillere karşı fesih hakkını kullanabileceği bir kez daha tescillenmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, davalı şirkete ait klima fabrikasında çalışan davacı işçinin iş sözleşmesinin, katıldığı toplu eylemler ve iş bırakma fiilleri gerekçe gösterilerek işverence tazminatsız şekilde feshedilmesi üzerine patlak vermiştir. Davacı ve bir kısım mesai arkadaşları, sektördeki başka bir fabrikada çalışan işçilerin daha yüksek ücret zammı alması üzerine, kendi üye oldukları yetkili sendikadan istifa etmiş ve kendi seçtikleri bağımsız sözcülerin işverence muhatap alınmasını talep etmiştir.

İsteklerinin yürürlükteki mevzuat gereği kabul edilmesinin mümkün olmadığının iletilmesi üzerine, yaklaşık yüz elli işçi fabrika üretim alanını terk etmeyerek işi bırakma ve üretimi tamamen durdurma eylemi başlatmıştır. İşveren, uyarılara rağmen süren ve emniyet güçlerinin müdahalesiyle ancak sona erdirilebilen eylemlere ısrarla katılan işçilerin sözleşmelerini haklı nedenle derhal feshetmiştir. Davacı taraf ise feshin asıl nedeninin sendikal ayrımcılık ve işveren baskısı olduğunu iddia ederek feshin geçersizliğine, işe iadesine ve sendikal tazminata karar verilmesi talebiyle iş mahkemesinde dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle grev hakkının yasal sınırlarını ve işçilerin toplu eylem hakkının kapsamını titizlikle incelemiştir. Uyuşmazlığın temel hukuki dayanağı, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 düzenlemesidir. Bu kanun maddesine göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanır. Toplu iş sözleşmesi yapılması sırasında çıkan uyuşmazlıklarda kanun hükümlerine uygun olarak yapılan grev kanuni grev, kanuni şartlar gerçekleşmeden yapılan grev ise kanun dışı grev niteliğindedir.

Uluslararası çalışma normları bağlamında, ILO'nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri ile Avrupa Sosyal Şartı ve Anayasa m. 51, 54 ve 90 gereğince, işçilerin bireysel veya toplu haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl eylem yapma hakları bulunmaktadır. Ancak anayasal güvence altındaki bu toplu eylem hakkının kullanımı mutlak, sınırsız ve keyfi değildir. Eylemin hukuken korunabilmesi için, eylemin mutlaka işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve demokratik ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya uygun olması yasal bir zorunluluktur.

İşyerinde hâlihazırda süresi devam eden, yürürlükte olan bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesi varken, işçilerin kanunda yeri olmayan gayri resmi temsilcilikler talep etmesi ve bu talepler uğruna çalışma düzenini tamamen felce uğratması hukuka aykırıdır. İşçilerin işyerini terk etmeyerek eylemlerini işgal boyutuna taşıması, işverenin yönetim hakkının, mülkiyet hakkının ve işyeri dokunulmazlığının açık bir ihlali anlamını taşır. Bu hukuki bağlamda, kanuni prosedürlere hiçbir şekilde uyulmadan gerçekleştirilen, üretimi durduran ve işyerinden çıkmama şeklinde beliren yasa dışı eylemler karşısında, işverenin 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II uyarınca iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih hakkı doğmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki tüm delilleri, emniyet tutanaklarını ve yerel iş mahkemesinin kararını bütüncül bir yaklaşımla incelediğinde, ilk derece mahkemesinin eylemi "barışçıl" olarak nitelendirmesini büyük bir isabetsizlik olarak bulmuştur. Somut olayda işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında halihazırda geçerli ve bağlayıcı olan bir toplu iş sözleşmesi bulunduğu, dolayısıyla bu dönem içerisinde kanuni bir grev hakkının kullanılmasının teknik ve hukuki olarak mümkün olmadığı tereddütsüz şekilde tespit edilmiştir.

İşçilerin, fabrika binasından günlerce çıkmama ve mesai vardiyası bitiminde dahi üretim alanını fiziksel olarak işgal etme şeklinde gerçekleştirdikleri toplu iş bırakma eyleminin; zamanlaması, eyleme katılan işçi sayısı ve eylemin devam ettiği uzun süre göz önüne alındığında, anayasal eylem hakkının gerektirdiği ölçülülük ilkesinden tamamen uzaklaştığı vurgulanmıştır. Dosyadaki tanık beyanları ve olay tutanakları, söz konusu eylemin doğrudan işverenden ziyade, yürürlükteki toplu iş sözleşmesini daha önceden imzalayan yetkili sendikaya yönelik bir iç tepki olarak doğduğunu açıkça göstermektedir. İşçilerin, yasal olarak usulünce kurulu sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılması ve kendi atadıkları gayri resmi sözcülerin işverence resmi muhatap alınması gibi taleplerde bulunması, hukuken ve fiilen işverence karşılanması imkânsız, yasa dışı istekler olarak değerlendirilmiştir.

Bununla birlikte, Yargıtay incelemesinde, davalı işverenin bu eylemler sırasında sendikalı ile sendikasız işçiler arasında kasıtlı bir ayrım yaptığına, mevcut sendikayı korumak amacıyla özel olarak hareket ettiğine veya sendikal ayrımcılık kastıyla işten çıkarma yaptığına dair dosya içerisinde hiçbir somut, inandırıcı delil bulunamamıştır. İşveren, iyi niyetli sözlü uyarılara, atılan bilgilendirme mesajlarına ve emniyet ihtarlarına rağmen fabrika işgalini sonlandırmayan işçilere karşı, yasadan kaynaklanan fesih hakkını son çare olarak, haklı nedenle ve usulüne uygun şekilde kullanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yasa dışı ve ölçüsüz nitelikteki grev eylemi nedeniyle işverence yapılan feshin haklı nedene dayandığına kanaat getirerek, davanın reddedilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını kesin olarak bozmuştur.

İşyerinde eylem yapıp çalışmayı durdurursak işten atılabilir miyiz? expand_more
İşçilerin çalışma koşullarına tepki gösterme ve demokratik hak arama hürriyeti anayasal güvence altında olsa da, bu hakkın kullanımı sınırsız ve keyfi değildir. İşyerini işgal etme, uyarılara rağmen alanı terk etmeme ve üretimi tamamen durdurma şeklindeki eylemler ölçülülük ilkesini aşmaktadır. Yargıtay içtihatlarına göre, kanuni grev şartları oluşmadan yapılan ve işverenin yönetim ile mülkiyet haklarını doğrudan ihlal eden bu tür yıkıcı fiiller yasa dışı grev niteliği taşır. Dolayısıyla işveren, 4857 sayılı İş Kanunu madde 25/II uyarınca iş sözleşmesini haklı nedenle ve tazminatsız olarak derhal feshetme hakkına sahiptir.
Sendikadan istifa edip kendi seçtiğimiz temsilciyle görüşülebilir mi? expand_more
Hukuken ve fiilen bu yönde bir dayatmada bulunulması mümkün değildir. Yargıtay kararına göre, işyerinde hâlihazırda yürürlükte olan ve bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesi varken işçilerin mevcut sendikadan istifa ederek kanunda yeri olmayan gayri resmi sözcülerin işverence muhatap alınmasını talep etmesi yasa dışıdır. İşveren usulünce kurulmuş yetkili sendika haricindeki bağımsız kişi veya grupları resmi temsilci olarak tanımaya zorlanamaz. Bu yöndeki talepler uğruna çalışma düzenini aksatmak yasal bir koruma görmez.
Eyleme katıldım diye kovuldum, sendikal ayrımcılık davası açabilir miyim? expand_more
İşten çıkarılmanızın fesih sebebinin sendikal ayrımcılık olduğuna hükmedilebilmesi için, işverenin mevcut sendikayı korumak veya işçiler arasında kasıtlı bir ayrım yapmak gibi özel bir saikle hareket ettiğinin somut delillerle ispatlanması gerekir. Emsal kararda görüldüğü üzere, işveren iyi niyetli sözlü uyarılara ve emniyet güçlerinin ihtarlarına rağmen işyeri işgalini sonlandırmayan işçileri işten çıkarmışsa, bu eylem ayrımcılık olarak nitelendirilemez. Usulsüz ve yasa dışı bir grev kapsamında üretimi durduran işçinin sözleşmesinin feshedilmesi, ayrımcılık değil kanundan doğan haklı fesih hakkının kullanımıdır.
Toplu iş sözleşmesi devam ederken zam için grev yapma hakkımız var mı? expand_more
Hayır, bulunmamaktadır. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu çerçevesinde, kanuni bir grev ancak yasal prosedürlere uyularak ve toplu iş sözleşmesi yapılması sırasındaki uyuşmazlıklarda gerçekleştirilebilir. Yargıtay, işyerinde halihazırda geçerli bir toplu iş sözleşmesi bulunduğu dönemde iş bırakılmasını teknik ve hukuki olarak kanuni grev kapsamında değerlendirmemektedir. Yürürlükteki bir sözleşme döneminde zam talebiyle veya yetkili sendikaya tepki amacıyla üretimi aksatacak eylemlere girişmek yasa dışı grev sayılmakta olup, işverene sözleşmeyi fesih hakkı tanımaktadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir