Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 4. HD | 2016/3923 E. | 2016/6842 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 4. HD 2016/3923 E. 2016/6842 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/3923
Karar No 2016/6842
Karar Tarihi 24.05.2016
Dava Türü Manevi Tazminat (Mobbing)
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kamu görevlisinin kişisel kusuruna karşı dava açılabilir.
  • Haksız eylemlerde idari güvence zırhından yararlanılamaz.
  • Sistematik psikolojik taciz iddiaları esastan incelenmelidir.

Bu karar, kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken meslektaşlarına veya astlarına yönelik sergiledikleri psikolojik taciz (mobbing) eylemlerinin hukuki niteliği açısından kritik bir dönüm noktasıdır. Hukuken bu karar, devlet memurlarının Anayasa ve yasalarda yer alan idari güvence zırhının arkasına sığınarak kişisel kusur teşkil eden haksız fiillerden kaçamayacaklarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. İdari yargının görev alanı ile adli yargının görev alanı arasındaki ince çizgi, eylemin hizmet kusuru mu yoksa kişisel kusur mu olduğu ekseninde aydınlatılmıştır.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça yüksektir. Yargıtay, husumet itirazlarının ardına gizlenerek esasa girilmeden verilen usulden ret kararlarının önüne geçerek, mobbing mağduru kamu çalışanlarına adli yargıda doğrudan haksız fiil faillerine karşı tazminat davası açma yolunu açık tutmuştur. Bu durum, kamu kurumlarında yöneticilik yetkisini veya akademik unvanını kötüye kullanarak sistematik baskı kuran kişilerin şahsi malvarlıklarıyla sorumlu tutulabilmesine olanak tanımaktadır. Uygulamadaki önemi, mahkemelerin artık bu tür iddialarda salt memuriyet sıfatına bakarak dosyayı usulden reddetmek yerine, iddia edilen psikolojik şiddetin boyutlarını ve sunulan delilleri titizlikle esastan incelemekle yükümlü kılınmış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu içtihat, iş yerinde mesleki saygınlığın korunması adına güçlü bir yargısal kalkandır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir üniversitenin eczacılık fakültesi toksikoloji anabilim dalında görev yapmakta olan öğretim üyesi davacı, aynı bölümde idari ve akademik unvanlarla görev yapan diğer meslektaşlarına karşı manevi tazminat davası açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, davalıların uzun bir süre boyunca sistematik ve organize bir şekilde davacıya yönelik yıpratma ve yıldırma amacı güden psikolojik taciz (mobbing) eylemleri yatmaktadır. Davacı, tam beş yıl boyunca bu ağır baskılara tahammül etmeye çalıştığını, kendisine sürekli hakaret edildiğini ve akademik çalışmalarını yürütmesi için gerekli olan ortak kullanıma açık kamu laboratuvarlarına girişinin kasıtlı olarak engellendiğini iddia etmiştir. Yaşadığı bu ağır psikolojik şiddet ve haksız eylemler neticesinde uğradığı manevi zararın şahıslardan tahsili talep edilmiştir. Ancak yerel mahkeme, kamu görevlilerine karşı doğrudan dava açılamayacağı gerekçesiyle davayı usulden reddetmiş ve ihtilaf temyiz incelemesiyle yüksek mahkeme önüne taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemelerin mobbing ve tazminat iddialarını değerlendirirken başvurduğu temel hukuki düzenlemelerden ilki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.129/5 hükmüdür. Bu anayasal kural uyarınca, memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir. Benzer şekilde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.13/1 düzenlemesi de kamu görevlilerinin haksız eylemlerinden doğan zararların rücu edilmek şartıyla ve kanunda gösterilen usullere uygun olarak devletten talep edilebileceğini öngörmektedir.

Ancak yerleşik içtihat prensipleri ve doktrin tanımları çerçevesinde bu anayasal ve yasal güvence mutlak bir dokunulmazlık anlamına gelmez. İdare aleyhine dava açılabilmesi ön koşulu, meydana gelen zararın bir hizmet kusurundan kaynaklanmasına ve eylemin idari işlem niteliğini bütünüyle yitirmemiş olmasına bağlıdır. Şayet kamu görevlisinin davranışı, görevinin ifasıyla bağdaşmayan, kin, garez, düşmanlık veya sistematik yıldırma amacı taşıyan bir haksız fiil niteliğine bürünmüşse, burada artık idarenin hizmet kusurundan değil, kamu görevlisinin kişisel kusurundan söz edilir.

Psikolojik taciz (mobbing) eylemleri, doğası gereği kişinin onuruna, mesleki saygınlığına ve ruhsal bütünlüğüne yönelik kasıtlı saldırılar barındırdığından, kamu görevinin olağan ifası kapsamında değerlendirilemez. Bu nedenle, kamu görevlisinin bilhassa haksız eylemlerinde ve şahsi husumetten kaynaklanan saldırılarında anayasal zırhtan yararlanma olanağı bulunmamaktadır. Hukukun genel ilkeleri, haksız fiil failinin doğrudan adli yargıda ve şahsen sorumlu tutulmasını emretmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılamada, davalıların kamu görevlisi olması sebebiyle haklarındaki tazminat talebinin Anayasa ve yasalardaki koruyucu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu doğrultuda, tazminat davasının doğrudan eylemi gerçekleştiren şahıslara değil, ilgili idare kurumu aleyhine açılması gerektiği belirtilerek gerçek kişilere karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu (davalı sıfatının bulunmaması) sebebiyle usulden reddine hükmedilmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesinde ise, dava dilekçesinde ileri sürülen maddi vakıalar ve somut olay örgüsü detaylıca irdelenmiştir. Davacının iddialarının, sıradan bir idari işlemin iptali veya idari görevin olağan ifası sırasında istenmeden oluşan bir zarardan ibaret olmadığı saptanmıştır. Zira hakaret edilmesi, ortak kamu laboratuvarlarının kullanımının engellenmesi ve organize şekilde yürütülen psikolojik taciz iddiaları, tamamen davalıların şahsi kinleriyle gerçekleştirdikleri haksız eylemlere ve şahsi kusurlarına dayanmaktadır.

Yüksek mahkeme, idari yargıda gerçek kişiler aleyhine dava açılamayacağı kuralını hatırlatmakla birlikte, ortada belirgin bir kişisel kusur ve haksız fiil iddiası bulunduğundan, adli yargıda doğrudan davalılara husumet yöneltilebileceğini tespit etmiştir. Bu sebeple yerel mahkemenin sadece görev ve unvanlara bakarak şekli bir incelemeyle davayı reddetmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Mahkemenin yapması gereken, taraf delillerini toplamak, iddia edilen mobbing ve hakaret eylemlerinin gerçekleşip gerçekleşmediğini esastan incelemek ve sonucuna göre vicdani bir kanaate varmaktır.

Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, iddia edilen eylemlerin kişisel kusur niteliğinde olduğu ve davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: