Karar Bülteni
DANIŞTAY 12. Daire 2021/866 E. 2023/1093 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 12. Daire Başkanlığı |
| Esas No | 2021/866 |
| Karar No | 2023/1093 |
| Karar Tarihi | 13.03.2023 |
| Dava Türü | İptal Davası |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- İtiraz üzerine değiştirilen disiplin cezaları kesinleşir.
- Kesinleşmeyen disiplin işlemleri doğrudan dava konusu edilemez.
- Resmi tutanaklarla sabit eylemlere uygulanan cezalar hukuka uygundur.
- Somut delille desteklenmeyen mobbing iddiaları disiplin cezasını sakatlamaz.
Bu karar, kamu görevlilerine verilen disiplin cezalarının yargısal denetiminde, "kesin ve yürütülmesi zorunlu idari işlem" kavramının sınırlarını net bir biçimde çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. İdare hukuku ilkelerine göre, bir idari işlemin iptal davasına konu edilebilmesi için o işlemin idari başvuru yolları kullanılarak veya bu yollar kullanılmadan doğrudan kesinleşmiş ve ilgilinin hukuk aleminde bir değişiklik yaratmış olması gerekir. Disiplin hukukunda, amirler tarafından verilen cezalara karşı üst mercilere itiraz yolu öngörülmüşse ve ilgili memur bu itiraz hakkını kullanmışsa, ilk tesis edilen ceza henüz kesinleşmemiş bir işlem statüsündedir. İtiraz makamının vereceği nihai karar ile işlem idari açıdan tamamlanmış olur. Bu kararda da açıkça görüldüğü üzere, ilk aşamada verilen cezanın itiraz üzerine değiştirilmesi durumunda, asıl ceza tek başına dava konusu edilememektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, memurların disiplin süreçlerinde sıklıkla ileri sürdükleri mobbing (psikolojik taciz) iddialarının yargı mercilerince nasıl ele alındığını göstermesi bakımından da yol göstericidir. Mahkemeler, disiplin soruşturmasına konu eylemlerin usulüne uygun tutanaklar, tanık beyanları ve somut delillerle kanıtlanması durumunda, salt soyut mobbing iddialarına dayanılarak disiplin cezalarının iptal edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Kamu çalışanlarının disiplin itirazlarını ve yargı süreçlerini yürütürken husumeti doğru işleme yöneltmeleri ve savunmalarını somut belgelere dayandırmaları gerektiği bu içtihatla bir kez daha vurgulanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Nazilli Adliyesinde mübaşir olarak görev yapan bir kamu çalışanının hakkında tesis edilen disiplin cezalarının iptali isteminden kaynaklanmaktadır. Olayın gelişiminde, ilgili mübaşirin İcra Hukuk Mahkemesinde görevli olduğu dönemde kendisine verilen görevleri öğrenmediği, yazı işleri müdürü tarafından tebliğ edilen işleri tam ve zamanında yerine getirmediği, mahkeme evraklarını kaybederek dosyalara eklemediği, görevin ifasında işbirliğine uymadığı ve amirlerine karşı devlet memuriyeti vakarına yakışmayan tutumlar sergilediği iddia edilmiştir. Bu gerekçelerle görevli olduğu mahkemenin hakimi tarafından disiplin soruşturması neticesinde kendisine "kınama" cezası verilmiştir.
Davacı memur, tarafına verilen bu kınama cezasına yasal süresi içinde itiraz etmiş, Nazilli Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığı itirazı değerlendirerek kınama cezasını bir alt ceza olan "uyarma" cezasına dönüştürmüştür. Davacı taraf ise mahkeme hakiminin kendisine yönelik sistematik mobbing uyguladığını, tehdit ve hakaretlere maruz kaldığını, duruşma salonunda pek çok kişinin önünde aşağılandığını, iş yükünün çok fazla olduğunu ve dosyaların kasten saklanarak kendisine suç atıldığını ileri sürmüştür. Tutanakların emrivaki yapılarak imzalattırıldığını, disiplin cezası verme yetkisinin zamanaşımına uğradığını iddia eden davacı, hem kınama hem de uyarma cezasının iptali istemiyle yargı yoluna başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve düzenli bir şekilde yürütülmesi, kamu görevlilerinin disiplin mevzuatına sıkı sıkıya riayet etmelerine bağlıdır. Bu düzenin sağlanması amacıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun disiplin hükümleri vazgeçilmez bir araç niteliğindedir. Kanunun 125. maddesi, memurların görev mahallinde göstermeleri gereken davranış standartlarını belirlerken, bu standartlardan sapılması halinde verilecek uyarma ve kınama gibi cezaların yasal çerçevesini çizer. Görevin tam ve zamanında yapılmaması, resmi evrakların kaybedilmesi veya amirlere karşı memuriyet adabına uygun olmayan tavırlar sergilenmesi gibi hususlar, bu kanun kapsamında disiplin cezasını gerektiren fiiller olarak açıkça sıralanmaktadır.
Bunun yanı sıra, idari yargılamanın en temel prensiplerinden olan "idari işlemin kesinliği" hususu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde şekillenir. Bir idari işlemin iptal davasına konu edilebilmesi için, idarenin o konudaki idari aşamayı tamamlamış olması ve işlemin doğrudan doğruya hukuki sonuç doğurarak yürütülebilir mahiyette olması şarttır. Disiplin hukukunda bir cezaya karşı yetkili itiraz kurullarına başvurulduğunda, asıl işlemi tesis eden makamın kararı tek başına icra edilebilir olmaktan çıkar. İtirazı inceleyen üst makamın (olayımızda Adalet Komisyonu Başkanlığının) vereceği karar, işlemi kesin ve yürütülmesi zorunlu hale getirir.
Uyuşmazlıklarda sıkça savunma aracı olarak kullanılan mobbing (psikolojik taciz) iddiaları ise idare hukukunda objektif ispat kuralları çerçevesinde titizlikle incelenir. Mobbingin hukuken varlığından söz edilebilmesi için idarenin eylemlerinin süreklilik arz etmesi, sistematik ve kasıtlı yapılması, kişiyi işten soğutma ve yıldırma amacı gütmesi gerekmektedir. Yargı içtihatlarına göre, mobbing iddialarının sadece soyut beyan düzeyinde kalmaması; hiyerarşik silsile dışına çıkan emirler, şahit ifadeleri, sağlık kurulu raporları veya kesin nitelikteki bilgi ve belgelerle desteklenmesi ispat hukuku açısından zorunludur. Aksi halde, idari amirlerin mevzuatın kendilerine verdiği yetki çerçevesinde tuttukları resmi tutanaklar hukuka uygunluk karinesinden yararlanmaya devam eder.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
İlk derece mahkemesi olan İdare Mahkemesi, idari yargılama usulü gereğince uyuşmazlığı iki farklı işlem boyutuyla ele alarak incelemiştir. Davacıya başlangıçta verilen "kınama" cezası yönünden yapılan hukuki değerlendirmede, idari itiraz mekanizmasının işletildiği saptanmıştır. Mahkeme, kınama cezasına karşı davacının kanuni itiraz hakkını kullandığını ve Adalet Komisyonunun bu itirazı inceleyerek söz konusu cezayı "uyarma" cezasına dönüştürdüğünü tespit etmiştir. Dolayısıyla ilk aşamada tesis edilen kınama cezası, idarenin tek taraflı iradesiyle kişilerin hukuksal durumunda değişiklik meydana getiren nihai ve kesin bir işlem olma vasfını yitirmiş; itiraz makamının kararı ile ayrılmaz bir bütün haline gelmiştir. Bu hukuki gerçeklik karşısında, ortada iptali istenebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bağımsız bir kınama cezası kalmadığından, mahkemece davanın bu kısmının incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.
Davanın ikinci aşamasında ise nihai ve kesinleşmiş işlem olan "uyarma" cezası esastan incelenmiştir. Dava dosyasında yer alan disiplin soruşturması raporu, alınan şüpheli ve tanık ifadeleri ile olay günlerine ait değişik tarihlerde tutulan resmi tutanaklar bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Yapılan inceleme neticesinde, davacı mübaşirin evrakları kaybettiğine, amirleri tarafından verilen işleri yerine getirmediğine ve disipline aykırı davrandığına ilişkin eylemlerinin her türlü şüpheden uzak bir biçimde sübuta erdiği saptanmıştır.
Davacı taraf her ne kadar tutanakların baskı ve emrivaki ile imzalattırıldığını, hakimin kendisine açıkça husumet besleyerek mobbing uyguladığını, iş çevresinde sürekli aşağılandığını ve dosyaların kasten saklanarak kendisine komplo kurulduğunu iddia etmişse de, mahkeme bu savunmaları inandırıcı bulmamıştır. Yargılama aşamasında bu ciddi iddiaları kanıtlayacak hiçbir somut bilgi, belge veya tanık ifadesi sunulamamış, iddialar tamamen soyut kalmıştır. Bir kamu çalışanının görevini defalarca ihmal ettiğinin ve uygunsuz tavırlar sergilediğinin resmi tutanaklarla net bir şekilde kanıtlanması karşısında, ispatlanamayan mobbing iddialarının ve bilirkişi incelemesi taleplerinin tek başına disiplin cezasını hukuka aykırı hale getiremeyeceği vurgulanmıştır.
İdare Mahkemesinin verdiği ret kararının davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine dosya Danıştay 12. Dairesi tarafından incelenmiştir. Danıştay heyeti, temyiz dilekçesinde ileri sürülen zamanaşımı, kınama cezasının dava konusu edilmediği halde reddedildiği, tahkikatın eksik yapıldığı ve psikolojik saldırılara maruz kalındığı yönündeki iddiaları kararı bozacak nitelikte görmemiştir. Mahkeme kararının usul, yasa ve yerleşik içtihatlara tamamen uygun olduğu, ortada idari yargılama usulü kurallarının uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte bir hata veya eksiklik bulunmadığı tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Danıştay 12. Dairesi, davanın reddi yönündeki idare mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu yönünde karar vermiştir.