Anasayfa/ Karar Bülteni/ AİHM | İ.Ç. | BN. 48061/19

Karar Bülteni

AİHM İ.Ç. BN. 48061/19

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / İkinci Bölüm
Başvuru No 48061/19
Karar Tarihi 13.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • İşten çıkarmalarda delillerin mahkemece toplanması zorunludur.
  • Savunma hakkı tanınmadan yapılan fesih adil değildir.
  • Silahların eşitliği ilkesine mahkemelerce titizlikle uyulmalıdır.
  • Olağanüstü hâl adil yargılanma hakkını tamamen ortadan kaldırmaz.

Bu karar, olağanüstü hâl (OHAL) döneminde uygulanan kanun hükmünde kararnamelere (KHK) dayanılarak vakıf üniversitesinden ihraç edilen bir akademisyenin iş sözleşmesinin feshinin hukuki denetimindeki eksiklikleri tüm çıplaklığıyla göz önüne sermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, işverenin sunduğu fesih iddialarının temel dayanağı olan şifreli mesajlaşma uygulaması ByLock kullanımına dair somut delillerin ulusal yargı makamlarınca toplanmamasını ve incelenmemesini, adil yargılanma hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir.

Karar, terör örgütü iltisakı veya irtibatı gerekçesiyle yapılan işten çıkarmalarda dahi iş mahkemelerinin sadece idarenin veya işverenin soyut beyanlarıyla yetinemeyeceğini, iddiaların doğruluğunu re'sen araştırmak ve işçiye kendini savunma imkânı sunmak zorunda olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, Türkiye'deki iş mahkemelerinin olağanüstü dönem düzenlemelerine dayanan uyuşmazlıklarda dahi çelişmeli yargılama prensiplerinden taviz veremeyeceği yönünde oldukça güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Bu bağlamda içtihat, gelecekteki benzer işçi-işveren uyuşmazlıklarında yargısal denetimin asgari standartlarını belirlemede yol gösterici bir role sahip olacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvuran İ. Ç., bir vakıf üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktayken, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde, işvereni tarafından ByLock mesajlaşma uygulamasını kullandığı iddiasıyla işten çıkarılmıştır. Başvuran, bu iddiaya dayanak olan hiçbir somut belge veya bilginin kendisine sunulmadığını, hiçbir şekilde savunmasının alınmadığını belirterek feshin haksız olduğunu ve sözleşmenin haksız feshinin iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Bu kapsamda başvuran, Ankara İş Mahkemesinde dava açarak fesih işleminin haksızlığının tespitini ile kıdem ve ihbar tazminatlarının tarafına ödenmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, işverenin sadece Yükseköğretim Kurulu’ndan (YÖK) gelen bir yazıya soyut şekilde atıf yapmasını ve olağanüstü hâl KHK'larını gerekçe göstermesini yeterli bularak, başvuranın iddialara yönelik delil toplanması taleplerini reddetmiş ve davayı başvuran aleyhine sonuçlandırmıştır. Başvuran, aleyhindeki iddiaların doğruluğunun esastan incelenmemesi ve silahların eşitliği ilkesinin gözetilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Bu uyuşmazlığın temelinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleri yatmaktadır. Adil yargılanma hakkı, her bir tarafa, davasını, karşı taraf ya da taraflara kıyasla belirgin bir dezavantaj içine düşmeyecek koşullar altında sunabilmesi için makul ve adil bir imkân tanınmasını zorunlu kılmaktadır.

Ulusal mevzuata bakıldığında, olay tarihinde yürürlükte olan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi, terör örgütlerine aidiyeti veya irtibatı olduğu değerlendirilen kamu ve vakıf kurumları çalışanlarının işten çıkarılmasını öngörmektedir. Ancak, olağanüstü hâl mevzuatı ve uygulamaları dahi yargı denetimini tamamen ortadan kaldıramaz. İşten çıkarma kararları, medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili bir uyuşmazlık olarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve iş hukukunun temel usul kurallarına uygun biçimde etkili bir yargı denetimine tabi olmalıdır.

Sözleşme'nin 15. maddesi bağlamında, ulusun yaşamını tehdit eden genel bir tehlike durumunda Devletlerin Sözleşme'den doğan bazı yükümlülüklerini askıya alabilme (derogasyon) yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu askıya alma durumu, yargı makamlarının uyuşmazlıkları karara bağlarken keyfiliği önleme ve bireylerin temel usul güvencelerinden yararlanmasını sağlama yükümlülüğünü asla ortadan kaldırmaz. Özel hukuka tabi bir işveren ile işçi arasındaki uyuşmazlığın çözümünde, idarenin bir yazısı veya salt bir istihbarat notu, mahkemeler nezdinde tek, sorgulanamaz ve mutlak bir delil olarak kabul edilemez. Hâkim, tarafların öne sürdüğü delilleri bağımsız ve çelişmeli bir şekilde inceleyerek adil bir karar vermekle mükelleftir. Bu yükümlülüğün ihlal edilmesi, yargılamanın bütününe sirayet eden yapısal bir hak ihlali doğurur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranın iş sözleşmesinin feshine karşı açtığı davada, ilk derece mahkemesinin sergilediği tutumu ve delilleri değerlendirme biçimini detaylıca incelemiştir. Başvuranın işvereni olan vakıf üniversitesi, iş sözleşmesini Yükseköğretim Kurulu tarafından iletilen ve başvuranın ByLock uygulamasını kullandığına dair salt bir bilgi notuna dayanarak feshettiğini iddia etmiştir. Ancak işveren, bu ağır iddiasını destekleyecek hiçbir somut belgeyi veya veri dökümünü yargılama aşamasında mahkemeye sunmamıştır.

Buna rağmen İş Mahkemesi, işverenin bu soyut beyanını davanın reddi için yeterli kabul etmiş, başvuranın söz konusu ByLock iddianın doğruluğunu, gerçekliğini ve teknik altyapısını kanıtlayacak belge ile bilgilerin mahkemeye celp edilmesi yönündeki açık talebini hiçbir somut gerekçe göstermeksizin reddetmiştir. Mahkeme, başvuranın işten çıkarılmasının sonuçlarının ağırlığına, yani işverenine karşı sadakatsizlikle ve terör örgütü iltisakı ile suçlanmasının mesleki kariyerini tamamen sonlandırma riski taşımasına rağmen, başvurana aleyhindeki iddiaları çürütme ve delillerle yüzleşme hakkı tanımamıştır.

AİHM, bu durumun başvuran aleyhine, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmayan, son derece ciddi bir usulü dengesizlik yarattığı tespitinde bulunmuştur. Bir çalışanın yasa dışı bir örgütle bağlantılı olduğu varsayımına dayanan bu tür ağırlaştırılmış bir işten çıkarma prosedüründe, yerel mahkemelerin sunulan veya sunulmayan delilleri kapsamlı bir şekilde incelemesi ve kararını buna göre gerekçelendirmesi gerekirken, esasa bakan mahkeme bu yükümlülüğünden tamamen imtina etmiştir.

Ayrıca, AİHM, Türkiye'nin Sözleşme'nin 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl nedeniyle yaptığı derogasyon bildirimini de esastan değerlendirmiştir. AİHM'e göre, olağanüstü hâl koşullarında dahi hukukun üstünlüğü ilkesi tartışmasız bir şekilde korunmalı ve medeni nitelikteki talepler mutlaka etkili bir yargısal denetime tabi tutulabilmelidir. İlgili olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri, hukuki uyuşmazlıklarda mahkemelerin yetkisini kısıtlamamış olmasına rağmen, somut olayda İş Mahkemesi keyfiliği önleyecek asgari düzeyde bir yargısal denetim dahi gerçekleştirmemiştir. Başvuranın adil yargılanma hakkına getirilen bu ağır sınırlamalar, olağanüstü durumun kesin olarak gerektirdiği sınırları ölçüsüz bir şekilde aşmıştır.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, davanın esastan incelenmesi sırasında çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine riayet edilmemesi nedeniyle Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: