Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Serap Aslan Acet Kararı 2020/38733 B.

Anayasa Mahkemesi Serap Aslan Acet Kararı 2020/38733 B.

Bu karar, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda ifade özgürlüğünün sınırları ile işverenin şeref ve itibarının korunması arasındaki hassas dengeyi hukuken yeniden tanımlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, işçilerin çalışma koşulları veya ücret artışları gibi konulardaki eleştirel ifadelerinin doğrudan haklı fesih sebebi sayılamayacağını vurgulamaktadır. Yargı mercilerinin, iş sözleşmesinin feshini değerlendirirken yalnızca kullanılan ifadenin lafzına değil, sarf edildiği bağlama, amaca ve işyeri düzenine olan somut etkisine de bakması gerektiği net bir biçimde ortaya konulmuştur. Karar, devletin özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklarda temel hakları koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerine dikkat çekmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. İş hukukunda çalışanların ifade özgürlüğü ile işverenin yönetim hakkı arasındaki dengenin gözetilmesi anayasal bir güvenceye kavuşturulmuştur.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2020/38733
Karar Tarihi 02.05.2024
Taraf Serap Aslan Acet
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel İşçi ve işveren menfaatleri adil dengelenmelidir.
  • gavel Sözleşme feshi ölçülü ve makul olmalıdır.
  • gavel Eleştiri hakkı işverene hakaret sayılmamalıdır.
  • gavel İfade özgürlüğü işyerinde de güvence altındadır.

Bu karar, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda ifade özgürlüğünün sınırları ile işverenin şeref ve itibarının korunması arasındaki hassas dengeyi hukuken yeniden tanımlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, işçilerin çalışma koşulları veya ücret artışları gibi konulardaki eleştirel ifadelerinin doğrudan haklı fesih sebebi sayılamayacağını vurgulamaktadır. Yargı mercilerinin, iş sözleşmesinin feshini değerlendirirken yalnızca kullanılan ifadenin lafzına değil, sarf edildiği bağlama, amaca ve işyeri düzenine olan somut etkisine de bakması gerektiği net bir biçimde ortaya konulmuştur. Karar, devletin özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklarda temel hakları koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerine dikkat çekmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. İş hukukunda çalışanların ifade özgürlüğü ile işverenin yönetim hakkı arasındaki dengenin gözetilmesi anayasal bir güvenceye kavuşturulmuştur.

Benzer iş davaları için ciddi bir emsal etkisi yaratacak olan bu hüküm, özellikle elektronik posta veya kurum içi yazışmalar yoluyla yapılan eleştirilerin haklı fesih gerekçesi yapıldığı olaylarda yargı mercilerine detaylı bir denge testi yapma sorumluluğu yüklemektedir. Mahkemeler artık işçinin kullandığı sözlerin işyeri disiplinini, düzenini ve çalışma barışını nasıl olumsuz etkilediğini somut delillerle gerekçelendirmek zorundadır. Uygulamadaki önemi itibarıyla bu içtihat, işverenlerin haklı fesih mekanizmasını ölçüsüz bir şekilde kullanmasını engelleyecek ve işyerinde demokratik tartışma kültürünün, ifade özgürlüğü teminatı altında gelişmesine zemin hazırlayacaktır. İşçilerin hak arama hürriyeti ve düşüncelerini ifade etme serbestisi daha güçlü bir koruma kalkanına sahip olmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, çalıştığı işyerinde kendisine yapılan yıllık yüzde 5,3 oranındaki ücret artışını düşük bulmuş ve bu memnuniyetsizliğini dile getirmek amacıyla işyerindeki yöneticilerin ve çalışma arkadaşlarının da bulunduğu bir elektronik posta grubuna mesaj göndermiştir. Mesajında, kendisine verilen zam oranını zarf içinde insan kaynaklarına iade ettiğini ve bu oranı belirleyenlerin kendi aralarında paylaşmasını belirtmiştir. İşveren, bu elektronik postanın işverenin onur ve saygınlığına zarar verebilecek örtülü bir hakaret niteliği taşıdığını ileri sürerek başvurucunun iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmiştir. İşten çıkarılan başvurucu, feshin haksız olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi talebiyle Çatalca 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde işverene karşı dava açmıştır. Yerel mahkeme ve Yargıtay tarafından davası reddedilen başvurucu, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü çerçevesinde incelemiştir. İfade özgürlüğü, demokratik toplumun zorunlu temellerinden biri olup devletin bu alanda pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülükler, yalnızca kamu gücü kullanan aktörlere karşı değil, özel hukuk kişilerinin birbirleriyle olan ilişkilerinde de bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını kapsar. Bireylerin özel hukuk sözleşmelerinden doğan anlaşmazlıklarında dahi, anayasal temel hak ve özgürlüklerin etkin bir şekilde korunması, sosyal hukuk devleti ilkesinin en önemli gerekliliklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

İşçi-işveren ilişkilerinde ifade özgürlüğünün sınırları belirlenirken, 4857 sayılı İş Kanunu m.25 bendi yakından dikkate alınır. Anılan kanunun (2) numaralı fıkrasının (b) bendi, işçinin işveren veya aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesini haklı fesih sebebi saymaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, yargı mercileri bu maddeyi katı bir lafzi yorumla uygulayamaz. Mahkemelerin, işçinin ifade özgürlüğü ile işverenin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında somut olayın özelliklerine uygun, adil bir denge kurmak zorunluluğu bulunmaktadır.

Bu dengeleme işlemi yapılırken, dile getirilen düşüncenin nerede ve hangi şartlarda paylaşıldığı, kişinin iyi niyetli olup olmadığı, ifadelerin üçüncü kişilere zarar verme amacı taşıyıp taşımadığı ve işyeri düzenine etkileri değerlendirilmelidir. Yargı mercileri, sözleşmenin feshinin makul ve orantılı bir hukuki işlem olup olmadığını somut olayın koşullarına göre detaylı bir şekilde incelemekle yükümlüdür. İşçinin eleştirel üslubunun, işyeri disiplinini ve çalışma barışını nasıl bozduğu somut delillerle ortaya konulmalı, sırf rahatsız edici sözlerin varlığı, gerekli denge testi yapılmadan otomatik bir fesih sebebi olarak görülmemelidir. Aksi hâlde, kamusal makamlar olan mahkemeler aracılığıyla bireylerin anayasal hak ve özgürlükleri tamamen korunmasız bırakılmış olacaktır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlıkta başvurucunun gönderdiği elektronik posta içeriğinde herhangi bir somutlaştırma veya kişi hedeflenerek doğrudan bir isnat bulunmadığını, yalnızca maaş zammının düşük bulunmasından duyulan rahatsızlığın genel bir çerçevede dile getirildiğini tespit etmiştir. İlk derece mahkemesi, gönderilen mesajın diğer işçiler ve yöneticiler tarafından görülmesini işveren vekillerine yönelik örtülü bir hakaret olarak değerlendirerek iş akdinin feshini haklı bulmuş ve davanın reddine hükmetmiştir. Ancak mahkeme, bu eleştirel üslubun ve itiraza konu elektronik postanın işyeri disiplinini, kurumsal düzenini ve çalışma barışını somut olarak nasıl olumsuz etkilediğine dair karar gerekçesinde hiçbir hukuki değerlendirmede bulunmamıştır.

Anayasa Mahkemesinin incelemesinde, yargı mercilerinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında haklı fesih sebebini değerlendirirken ihtilafa konu içeriğin gerçek niteliğini, kullanıldığı bağlamı ve işleyiş üzerindeki muhtemel etkilerini kapsamlı bir şekilde analiz etmediği açıkça vurgulanmıştır. İlk derece mahkemesi, başvurucunun anayasal koruma altındaki ifade özgürlüğü ile işverenin şeref ve itibar hakkı arasında, ulusal ve uluslararası standartlara uygun adil bir denge kuramamış; yalnızca elektronik postanın birden fazla kişi tarafından toplu olarak görülmesini iş akdinin feshi için yeterli bir zemin saymıştır. İşverenin saygınlığının zedelendiği varsayımından hareketle, başvurucunun eyleminin iş sözleşmesinin derhâl ve tazminatsız olarak feshini gerektirecek ağırlıkta olup olmadığı hiçbir şekilde tartışılmamıştır.

Neticede, Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin ve yargı mercilerinin çalışanların temel haklarına yönelik müdahalede bulunulmasına neden olan sözde üstün çıkarın niteliğini ve uygulanan en ağır yaptırımın orantılılığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyamadığı kanaatine varmıştır. Bu ağır eksiklikler, devletin özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklarda temel hakları koruma konusundaki anayasal pozitif yükümlülüklerini yerine getiremediğini ve ifade özgürlüğünün zedelendiğini göstermektedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle ihlalin ortadan kaldırılması ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.

Zam oranını eleştiren bir e-posta attım diye işten atılabilir miyim? expand_more
Anayasa Mahkemesi kararına göre, işçilerin maaş zammı gibi konulardaki eleştirel ifadeleri doğrudan ve otomatik olarak haklı fesih sebebi sayılamaz. Yargı mercileri, sadece gönderilen e-postanın lafzına veya toplu bir gruba gönderilmiş olmasına bakarak iş akdinin feshini haklı bulamaz. İşçinin eleştirel üslubunun işyeri disiplinini, kurumsal düzenini ve çalışma barışını somut olarak nasıl bozduğunun delillerle kanıtlanması şarttır.
Maaş zammını beğenmediğimi söylemek patrona hakaret sayılır mı? expand_more
Hayır, genel bir memnuniyetsizliğin dile getirilmesi doğrudan hakaret olarak değerlendirilemez. İlgili Anayasa Mahkemesi kararında, zammı düşük bularak iade ettiğini ve belirleyenlerin kendi aralarında paylaşmasını belirten bir e-posta, doğrudan bir kişi hedeflenmediği ve somut bir isnat içermediği için eleştiri kapsamında görülmüştür. İşverenler ve mahkemeler, 4857 sayılı İş Kanunu'ndaki şeref ve namusa dokunacak sözler maddesini katı bir lafzi yorumla uygulayarak eleştiri hakkını hakaret sayamazlar.
İşyerinde eleştiri yaptığım için kovulursam mahkeme neye dikkat etmelidir? expand_more
Mahkemeler, işçinin anayasal güvence altındaki ifade özgürlüğü ile işverenin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında somut olayın özelliklerine uygun, adil bir denge kurmakla yükümlüdür. Bu denge testi yapılırken; ifadenin nerede ve hangi şartlarda paylaşıldığı, işçinin iyi niyetli olup olmadığı ve sözlerin üçüncü kişilere zarar verme amacı taşıyıp taşımadığı detaylıca incelenmelidir. Sırf rahatsız edici sözlerin varlığı yeterli değildir; ifadenin işleyiş ve kurum düzeni üzerindeki muhtemel etkileri somut delillerle tartışılmalıdır.
Yöneticileri eleştirdiğim için tazminatsız kovulmam yasal mı? expand_more
İşverenin derhâl ve tazminatsız fesih gibi en ağır yaptırımı uygulayabilmesi için eylemin bu ağırlıkta bir müdahaleyi gerektirecek boyutta olması ve orantılı bir gerekçeye dayanması zorunludur. Anayasa Mahkemesi, sözleşmenin feshinin ölçülü ve makul bir hukuki işlem olup olmadığının incelenmesi gerektiğini belirtmektedir. Yargı mercileri uygulanan yaptırımın orantılılığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyamazsa, bu durum ifade özgürlüğünün ihlali anlamına gelir ve kararın yeniden yargılama ile düzeltilmesi gerekir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir