Anasayfa Karar Bülteni AİHM | GREENPEACE NORDIC VE DİĞERLERİ | BN....

Karar Bülteni

AİHM GREENPEACE NORDIC VE DİĞERLERİ BN. 34068/21

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 2. Bölüm
Başvuru No 34068/21
Karar Tarihi 28.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok / Kabul Edilemez
Karar Linki HUDOC
  • İklim davalarında sivil toplum kuruluşları dava ehliyetine sahiptir.
  • Bireysel başvurucuların mağdur statüsü katı şartlara tabidir.
  • Petrol arama ruhsatlarında çevresel değerlendirme aşamalandırılabilir.
  • Üretim öncesi son aşamada sera gazı değerlendirmesi zorunludur.

Bu karar, çevre koruma örgütleri ve bireyler tarafından devletin fosil yakıt ve enerji politikalarına karşı açılan iklim davalarında (climate litigation) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yaklaşımını ve sınırlarını netleştiren son derece kritik bir içtihattır. Mahkeme, iklim değişikliğinin dolaylı veya genel etkilerine dayanarak dava açmak isteyen bireysel başvurucuların mağdur statüsünü oldukça katı kurallara bağlamış, ancak diğer yandan sivil toplum kuruluşlarının (STK) çevresel hakları savunma ve topluluklar adına hareket etme konusundaki aktif dava ehliyetini genişleterek meşrulaştırmıştır.

Emsal etkisi açısından bu karar, devletlerin petrol ve doğalgaz arama ruhsatı verme süreçlerindeki Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) yükümlülüklerinin zamanlamasına ilişkin önemli bir esneklik getirmektedir. AİHM, arama aşamasında ortaya çıkacak sera gazı ve ihraç edilecek yakıtların yanma emisyonlarının tam ve kesin değerlendirmesinin, doğrudan fiili üretime geçilmeden önceki nihai aşamaya (Geliştirme ve İşletme Planı) bırakılmasını Sözleşme'ye uygun bulmuştur. Avrupa genelinde devletlere yönelik iklim temelli hesap sorulabilirliğin arttığı bir dönemde, bu karar devletlere enerji politikalarını belirlerken geniş bir takdir marjı bırakmakta, usuli güvencelerin ve bilimsel denetimin sürecin bütününde sağlanmasının hak ihlallerini engellemek için yeterli kabul edileceğini göstermektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Greenpeace Nordic (Kuzey Avrupa), Norveç Genç Dünyanın Dostları (Doğa ve Gençlik) derneği ve altı bireysel başvurucu, Norveç hükümetinin Barents Denizi'nde petrol ve doğalgaz aramaları için yeni ruhsatlar vermesine karşı dava açmıştır. Başvurucular, devletin fosil yakıt çıkarımını genişletmesinin ve ihale sürecinde kapsamlı bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmamasının iklim krizini hızlandırdığını ileri sürmüşlerdir.

Özellikle ruhsatlandırma sürecinde, çıkarılacak ve ihraç edilecek petrolün yakılmasından doğacak sera gazı emisyonlarının dikkate alınmadığı, bu eksikliğin bireylerin yaşam, sağlık ve özel hayatlarını tehdit ettiği iddia edilmiştir. Başvurucular, verilen petrol arama ruhsatlarının iptal edilmesini, devletin iklim değişikliğiyle mücadele yükümlülüklerini yerine getirmesini ve gelecek nesillerin yaşam alanlarının korunmasını talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkeme, uyuşmazlığı değerlendirirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin özel ve aile hayatına saygı hakkını güvence altına alan 8. maddesi ile devletlerin çevre konusundaki pozitif usuli yükümlülüklerini temel almıştır. AİHM içtihatlarına göre, devletler iklim değişikliğinin neden olduğu ciddi çevresel risklere karşı bireylerin yaşamını, sağlığını ve yaşam kalitesini korumak için gerekli yasal ve idari tedbirleri etkin bir şekilde almak zorundadır.

İklim davalarında dava ehliyeti ve taraf sıfatı bakımından Verein KlimaSeniorinnen Schweiz kararındaki ilkeler uygulanmıştır. Bu kurallara göre, bireylerin doğrudan mağdur sıfatı taşıyabilmesi için iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine yüksek yoğunlukta maruz kalmaları ve acil bir kişisel korunma ihtiyacı içinde olduklarını kanıtlamaları şarttır. Sivil toplum kuruluşlarının dava ehliyeti ise; kuruluş amaçları, temsil yetenekleri, kar amacı gütmemeleri ve faaliyet alanları dikkate alınarak, risk altındaki bireyler adına kolektif hak arama hürriyeti çerçevesinde kabul edilmektedir.

Çevresel değerlendirme süreçlerinde AB ÇED Direktifi ve Stratejik Çevresel Değerlendirme (SEA) Direktifi ile Aarhus Sözleşmesi kuralları dikkate alınmıştır. Devletlerin pozitif yükümlülüğü, potansiyel olarak tehlikeli bir faaliyete izin verilmeden önce sera gazı emisyonlarının miktarının belirlenmesini ve kümülatif etkilerin bilimsel verilere dayanarak incelenmesini gerektirir. Ancak devletlerin, çevre politikalarını uygularken geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu takdir yetkisi, ruhsatlandırma ile fiili üretimi birbirinden ayıran kademeli sistemlerde, nihai çevresel etki değerlendirmesinin üretimin hemen öncesine ertelenmesine olanak tanımaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayda öncelikle başvurucuların dava ehliyetini ve mağdur statüsünü incelemiştir. Altı bireysel başvurucunun, iklim değişikliğinin etkilerine karşı toplumun genelinden daha farklı, yüksek yoğunluklu veya acil bir kişisel tıbbi risk altında olduklarını somut delillerle kanıtlayamadıkları tespit edilmiştir. Yerli Sami halkına mensup bazı başvurucuların kültürel endişeleri anlaşılır bulunmakla birlikte, Sözleşme anlamında gerekli mağduriyet eşiği aşılamamıştır. Bu nedenle bireysel başvurular kabul edilemez bulunmuştur. Öte yandan, çevre koruma amacı güden ve temsil kabiliyeti yüksek olan iki STK'nın başvurusu kabul edilebilir bulunarak esastan incelenmiştir.

Esasa ilişkin incelemede, Norveç'in 23. ruhsatlandırma turunda Barents Denizi'nde petrol ve doğalgaz aramasına izin veren kararının 8. madde kapsamındaki pozitif yükümlülükleri ihlal edip etmediği değerlendirilmiştir. Mahkeme, ilk arama izni aşamasında sera gazı salınımına ve ihraç edilen yakıtların yanma emisyonlarına dair kesin bir değerlendirme yapılmamış olmasını incelemiştir. Ancak Norveç hukuk sistemindeki aşamalı ruhsatlandırma süreci dikkate alınmıştır. Ulusal mevzuata göre, arama ruhsatı verilmesi doğrudan petrol çıkarılacağı anlamına gelmemektedir. Fiili üretime geçilebilmesi için Geliştirme ve İşletme Planı (PDO) onayı yasal bir zorunluluktur.

Mahkeme, en kapsamlı Çevresel Etki Değerlendirmesinin (ÇED) ve ihraç edilecek yakıtların yanma emisyonlarının hesaplanmasının bu nihai üretim (PDO) aşamasında yapılacağını tespit etmiştir. Norveç Yüksek Mahkemesi'nin içtihatlarına göre, idarenin iklimsel riskleri anayasal sınırlara aykırı bulması halinde bu planı tamamen reddetme yetkisi bulunmaktadır. Üretim öncesinde, halkın katılımına açık, bilimsel ve kapsamlı bir değerlendirme yapılacağının yasal güvence altına alınmış olması, devletin usuli yükümlülüklerini yerine getirdiği şeklinde yorumlanmıştır. Kaldı ki, söz konusu edilen arama ruhsatlarının halihazırda şirketler tarafından devlete iade edilmiş olması da ortada gerçekleşen bir zarar olmadığını doğrulamıştır.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümü, bireysel başvuruların mağdur statüsü yokluğundan kabul edilemezliğine, STK'ların başvuruları yönünden ise devletin usuli güvenceleri yeterli düzeyde sağladığına kanaat getirerek Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: