Karar Bülteni
AYM 2021/7257 BN.
Anayasa Mahkemesi | Bacar Otomotiv Ltd. Şti. | 2021/7257 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/7257 |
| Karar Tarihi | 02.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İhtiyati tedbirin süresi orantılı ve makul olmalıdır.
- Uzun süren tedbirler mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Mülkiyetin kısıtlanması malike orantısız külfet yüklememelidir.
- Uzun süren yargılamalarda tazminat komisyonuna başvurulmalıdır.
Bu karar, haksız fiil iddialarına dayalı tazminat davalarında uygulanan ihtiyati tedbir kararlarının süresi ve mülkiyet hakkı üzerindeki etkileri bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargılama süresince bir malvarlığı değerinin üzerinde yıllarca tedbir bulunmasının, mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin kullanımını belirsiz bir süre ötelediğini ve malike katlanılamaz bir külfet yüklediğini açıkça ortaya koymuştur. Karar, geçici hukuki koruma önlemlerinin amacını aşarak cezalandırıcı veya mülkiyet hakkını tamamen işlevsiz kılıcı bir boyuta hiçbir şekilde ulaşmaması gerektiğini kesin bir dille vurgulamaktadır. Hak arama hürriyeti çerçevesinde alınacak önlemlerin hak ihlali yaratmamasına dikkat edilmelidir.
Benzer uyuşmazlıklarda bu karar, derece mahkemelerinin ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz gibi mülkiyeti kısıtlayıcı kararlar alırken ne kadar titiz davranmaları gerektiği yönünde çok güçlü bir emsal oluşturacaktır. Yargı makamlarının, yargılamanın uzaması hâlinde tedbirin devamında hukuki yarar kalıp kalmadığını belirli periyotlarla ve düzenli olarak denetlemeleri gerektiği mesajı net biçimde verilmektedir. Uygulamada, sekiz yılı aşan bir tedbirin ölçülülük ilkesini açıkça ihlal ettiği kabul edilerek, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde ivedilik ve özen yükümlülüğüne uyulmamasının, idareyi ve devleti tazminat sorumluluğu ile doğrudan karşı karşıya bırakacağı yüksek mahkeme tarafından tescillenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, meydana gelen trafik kazası neticesinde ortaya çıkan yaralanma nedeniyle başvurucu şirketin de yer aldığı davalılara karşı açılan tazminat davasından kaynaklanmaktadır. Süreç kapsamında, yerel mahkeme tarafından 2 Mart 2012 tarihinde başvurucu şirkete ait aracın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla üzerine ihtiyati tedbir konulmuştur. Yargılama sonucunda başvurucu şirket yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu karar uzun bir temyiz aşamasından sonra kesinleşmiştir. Başvurucu şirket, uyuşmazlıkla ilgisi kalmamasına rağmen aracı üzerindeki ihtiyati tedbir kararının yaklaşık dokuz yıl devam ettiğini, mülkiyet hakkının zedelendiğini belirtmiştir. Ayrıca yargılamanın çok uzun sürdüğünü iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, yaşanan hak ihlallerinin tespiti ile tarafına maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik müdahaleleri incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkının sınırlandırılması şartlarını değerlendirmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin Anayasa m. 13 uyarınca, mülkiyet hakkına getirilen bir kısıtlamanın ölçülü olabilmesi için müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olması zorunludur.
İhtiyati tedbir veya haciz gibi geçici hukuki koruma önlemleri, yargılama sürecinde hakkın özünün tehlikeye girmesini engellemek amacıyla uygulanır. Ancak yerleşik içtihat prensipleri gereğince, mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin uygulanmasının ölçülü kabul edilebilmesi için tedbirin kapsamı ve süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanması gerekmektedir. Tedbirin makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerinin belirsiz olacak şekilde ötelenmesi anlamına gelir. Bu durum, mülk sahibine aşırı ve orantısız bir külfet yükleyerek hakkın özünü derinden zedeler.
Makul sürede yargılanma hakkı bağlamında ise yargılamanın uzun sürmesinden kaynaklı şikayetler için 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun devreye girmektedir. Anayasa Mahkemesi içtihatları uyarınca, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarına ilişkin olarak ilk bakışta ulaşılabilir ve başarı şansı sunan Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurular, bireysel başvurunun ikincil niteliği ilkesi gereği esastan incelenmemektedir. Mahkemelerin, mülkiyet hakkına kısıtlama getiren idari ve yargısal tedbir kararlarının devamı sürecinde gerekli ivediliği ve özeni gösterme, mağduriyetleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucu şirketin mülkiyet hakkı ve makul sürede yargılanma hakkı yönünden ileri sürdüğü iddiaları ayrı ayrı değerlendirmiştir. Öncelikle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia bakımından, uyuşmazlığın çözümü için ilgili kanunla kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmediği tespit edilmiştir. İkincillik ilkesi gereği, olağan kanun yolları ve idari başvuru mekanizmaları tüketilmeden yapılan bu şikâyet, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
Mülkiyet hakkının ihlali iddiasına yönelik incelemede ise, yerel mahkemenin başvurucu şirkete ait araç üzerine 2 Mart 2012 tarihinde üçüncü kişilere devrini önleyecek nitelikte ihtiyati tedbir koyduğu dikkate alınmıştır. Başvurucu şirket yönünden husumet yokluğu sebebiyle ret kararı verilmesine rağmen, karar kesinleşene kadar aracın üzerindeki ihtiyati tedbir 20 Ocak 2021 tarihine kadar, yani yaklaşık sekiz yılı aşkın bir süre boyunca hukuka aykırı şekilde devam ettirilmiştir. Yüksek Mahkeme, böylesine uzun soluklu bir tedbir uygulamasının mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin kullanımını belirsiz bir süre ertelediğini ve başvurucuya haksız, orantısız bir külfet yüklediğini net biçimde tespit etmiştir. İhtiyati tedbirin süresi itibarıyla ölçülülük ilkesini ihlal ettiği, yargısal makamların tedbir sürecinde mülkiyet hakkının gerektirdiği ivedilik ve özeni göstermediği vurgulanmıştır. İhlalin tespitinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bağlamında başvurucu şirket yönünden davanın çoktan esastan reddedilmiş olması nedeniyle yeniden yargılama yapılmasında somut bir hukuki yarar bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucu lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, makul sürede yargılanma şikayeti yönünden başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna ve başvurucuya net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.