Karar Bülteni
AYM Og Yapı İnşaat Ltd. Şti. BN. 2023/95540
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/95540 |
| Karar Tarihi | 24.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İhtiyati tedbirin süresi orantılı olmalıdır.
- Uzun süren tedbirler mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Mülkiyetin kısıtlanması orantısız külfet yüklememelidir.
- Makul süre şikayetleri için Komisyona başvurulmalıdır.
Bu karar, yargılama süreçlerinde uygulanan ihtiyati tedbir kararlarının makul süreyi aşarak mülkiyet hakkı üzerinde yarattığı ağır belirsizliğin hukuki sonuçlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, geçici bir hukuki koruma önlemi olan ihtiyati tedbirin, asıl uyuşmazlık çözülene kadar uzamasının ve somut olaydaki gibi yıllarca kesintisiz devam etmesinin, mülk sahibinin eşya üzerindeki tasarruf yetkisini anlamsız hâle getirdiğine hükmetmiştir. Bu durum, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve şahsi olarak katlanılması zor bir külfet oluşturan orantısız bir müdahale olarak nitelendirilerek yargısal makamların ivedilik sorumluluğuna işaret etmiştir.
Öte yandan karar, uzun süren yargılamalara ilişkin şikâyetlerde başvurulması gereken yasal mekanizmalar bakımından da oldukça belirleyici ve yol göstericidir. Yeni yasal düzenlemeler ışığında, makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yönelik iddialar için doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması yerine, öncelikle yasa koyucu tarafından oluşturulan Tazminat Komisyonuna müracaat edilmesi gerektiği kesin bir dille vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, temel hak ihlallerinin öncelikle derece mahkemeleri ve idari komisyonlar nezdinde çözülmesini hedefleyen ikincillik ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu içtihat ilk derece mahkemelerinin ihtiyati tedbir kararlarını verirken ve sürdürürken çok daha titiz bir zaman denetimi yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin, uyuşmazlığın esası çözülmeden tedbirin devamında kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasındaki adil dengeyi sürekli olarak gözetmeleri gerektiği tescillenmiştir. Aksi takdirde, adaleti tesis etmesi beklenen tedbirin bizzat kendisinin bir hak ihlali aracına dönüşeceği ve devlete yönelik doğrudan tazminat sorumluluğu doğuracağı açıkça gösterilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu konumunda bulunan ve inşaat taahhüt sektöründe faaliyet gösteren limited şirket, taraf olduğu derdest bir hukuki uyuşmazlık sürecinde mal varlığı üzerine konulan ihtiyati tedbirin uzun yıllar boyunca kaldırılmaması nedeniyle telafisi imkânsız ticari ve ekonomik zararlara uğradığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. İlk derece mahkemesi tarafından 16 Şubat 2018 tarihinde şirketin davasına konu olan varlıklarına yönelik olarak geçici hukuki koruma niteliğinde ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Ancak ilgili davanın yargılama sürecinin öngörülemeyen bir şekilde uzamasıyla birlikte bu tedbir yıllarca devam etmiş ve başvurucu şirket, sahip olduğu mülk üzerindeki tasarruf, devir ve temlik yetkilerini çok uzun süre boyunca kullanamamıştır. Başvurucu şirket, yargılama makamlarının bu tutumunun mülkiyet hakkını derinden zedelediğini ve yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle mağduriyet yaşadığını ifade ederek ihlal tespiti ile birlikte uğradığı maddi ve manevi zararların karşılanması amacıyla tazminat talebinde bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına ve bu sınırlandırmanın sınırlarına ilişkin temel anayasal ilkeleri esas almıştır. Mülkiyet hakkını sınırlandıran herhangi bir tedbirin veya geçici hukuki koruma yolunun hukuka uygun kabul edilebilmesi için yalnızca kanuni bir dayanağının olması veya meşru bir kamu yararı amacına hizmet etmesi tek başına yeterli kabul edilmemektedir; aynı zamanda demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine de kati surette riayet edilmesi zorunludur. Ölçülülük ilkesi, uygulanan tedbirin kapsamı ve özellikle süresi itibarıyla orantılı olmasını, malike tahammül edilemez bir yük yüklememesini emretmektedir.
Geçici hukuki koruma önlemlerinden biri olan ihtiyati tedbir, asıl davanın sonucunu güvence altına almak amacıyla yasal bir araç olarak uygulansa da, bu tedbirin makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülk sahibinin eşyası üzerindeki tasarruf yetkilerini belirsiz bir süre için dondurmakta ve fiilen mülkiyet hakkını askıya almaktadır. Yerleşik anayasa yargısı içtihat prensiplerine göre, tedbirin uzun sürmesi, kişiye şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemekte ve kamu yararı ile bireysel haklar arasında kurulması gereken adil dengeyi malik aleyhine bozmaktadır.
Ayrıca, yargılamanın uzun sürmesi bağlamında 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun hükümleri dikkate alınmıştır. 7499 sayılı Kanun ile getirilen yeni usul düzenlemeleri uyarınca, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarında, Anayasa Mahkemesinde derdest olan dosyalar da dâhil olmak üzere, ilk bakışta ulaşılabilir ve yeterli giderim sağlama kapasitesi bulunan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesi yasal bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruya konu olan olayda, başvurucu şirketin mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülük ilkesi bağlamında kapsamlı bir değerlendirmesini yapmıştır. Dosya kapsamında yer alan hukuki bilgi ve belgelere göre, ilk derece mahkemesi tarafından 16 Şubat 2018 tarihinde başvurucu şirket aleyhine ihtiyati tedbir kararı tesis edilmiştir. Bireysel başvurunun yapıldığı tarih ve Anayasa Mahkemesinin esastan inceleme yaptığı tarih itibarıyla asıl davaya ilişkin yargılamanın hâlen devam ettiği ve söz konusu ihtiyati tedbir kararının aradan geçen altı yıla yakın uzun bir süreye rağmen kaldırılmadığı net bir biçimde tespit edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına getirilen bir sınırlamanın, geçici hukuki koruma amacı taşısa dahi, makul bir süreyi aşarak devam etmesinin, hakkın özüne dokunacak derecede ağır bir yüke dönüştüğünü vurgulamıştır. İhtiyati tedbirin yıllar boyunca kesintisiz olarak uygulanması, başvuran şirketin mülkiyeti altındaki varlıklar üzerindeki tasarruf yetkilerinin kullanılamamasına ve ticari hayatında öngörülemez, ağır bir belirsizliğe yol açmıştır. Bu derece uzun süren bir yargısal tedbirin, geçici koruma amacını fersah fersah aşarak orantısız bir külfet hâline geldiği ve mülkiyet hakkı ile güdülen genel menfaat arasındaki adil dengeyi başvurucu şirket aleyhine geri dönülemez biçimde bozduğu kanaatine varılmıştır. Mahkeme, yargı mercilerinin tedbir sürecinde mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliği ve özeni göstermediğini belirterek mülkiyet hakkının esastan ihlal edildiğini hüküm altına almıştır.
Öte yandan, yargılamanın uzun sürmesinden kaynaklanan makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası yönünden, yasal mevzuattaki son değişiklikler göz önüne alınarak bir usul incelemesi gerçekleştirilmiştir. Yürürlüğe giren yeni yasal düzenlemeler uyarınca, bu tür iddialar için öncelikle idari bir mekanizma olan Tazminat Komisyonuna gidilmesi gerektiği, bu başvuru yolu usulünce tüketilmeden Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruların esastan incelenemeyeceği saptanmıştır. Bu nedenle, makul sürede yargılanma şikâyeti yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmiştir. İhlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi adına, gecikmeden kaynaklı yargısal sorumluluk dikkate alınarak başvurucu lehine manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve başvurucuya manevi tazminat ödenmesi yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.