Karar Bülteni
AYM Adnan Özgün ve Diğerleri BN. 2020/8289
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/8289 |
| Karar Tarihi | 16.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İhtiyati tedbir süresiyle orantılı olmalıdır.
- Uzun süren tedbir mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Mülkiyetin kısıtlanması orantısız bir külfet oluşturur.
- Makul süre şikayetlerinde komisyon yolu tüketilmelidir.
Bu karar, yargılama süreçlerinde taşınmazlar üzerine konulan ihtiyati tedbir kararlarının makul süreyi aşacak şekilde uzun yıllar boyunca devam ettirilmesinin mülkiyet hakkına yönelik ağır bir müdahale olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Mahkemelerin bir davayı karara bağlamasının ve kararın kesinleşmesinin ardından, davanın doğası gereği konulmuş olan tedbirlerin kendiliğinden veya hızlı bir idari işlemle kaldırılmaması, vatandaşın mülkü üzerindeki tasarruf yetkisini fiilen süresiz olarak askıya almaktadır. Anayasa Mahkemesi, on dört yılı aşan bir tedbir uygulamasının hak sahibine katlanılamaz ve orantısız bir külfet yüklediğini vurgulamıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, derece mahkemelerinin ve tapu müdürlükleri gibi idari mercilerin tedbir kararlarının infazı ve terkini konusunda daha koordineli ve hızlı hareket etmeleri gerektiğine işaret etmektedir. Özellikle ortaklığın giderilmesi gibi çok taraflı ve uzun sürebilen davalarda, mülkiyetin dondurulması anlamına gelen tedbirlerin, dava bittikten sonra da idari yazışma eksiklikleri yüzünden devam etmesi, doğrudan tazminat sorumluluğu doğuran bir ihlal nedeni sayılmıştır. Ayrıca, makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddialarında, Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesinin zorunlu olduğu bir kez daha emsal içtihatlarla pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Melikgazi Belediye Başkanlığı, 2008 yılında başvurucuların miras bırakanının da aralarında bulunduğu kişilere karşı, ortak sahip olunan bir taşınmazla ilgili olarak ortaklığın giderilmesi davası açmıştır. Bu dava kapsamında mahkeme, 2009 yılında söz konusu taşınmazın başkalarına satılmasını veya devredilmesini engellemek amacıyla üzerine ihtiyati tedbir şerhi koymuştur. Dava, 2014 yılında taşınmazın satılarak ortaklığın bitirilmesi yönünde sonuçlanmış ve bu karar 2017 yılında kesinleşmiştir. Ancak dava bitmiş olmasına rağmen, mahkeme ve tapu müdürlüğü arasındaki yazışma eksiklikleri ve iletişim kopukluğu nedeniyle taşınmazın üzerindeki ihtiyati tedbir şerhi yıllarca kaldırılamamıştır. Başvurucular, tam on dört yıl boyunca devam eden bu tedbir yüzünden taşınmazları üzerinde hiçbir hukuki işlem yapamadıklarını belirterek, mülkiyet haklarının ve davalarının çok uzun sürmesi sebebiyle de makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ilkelerine dayanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişilere sahip oldukları malvarlığı üzerinde diledikleri gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi verir. Kamu makamlarının bu hakka yönelik her türlü müdahalesinin Anayasa'ya uygun olabilmesi için mutlak surette belirli bir kanuna dayanması, meşru bir kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesine titizlikle uygun olması gerekmektedir.
Ölçülülük ilkesi bağlamında, mülkiyet hakkını sınırlandıran ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma önlemlerinin, hem kapsamı hem de uygulandığı süresi itibarıyla tam bir orantılılık içinde yürütülmesi hukuki bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, bir ihtiyati tedbir kararının yasal ve fiili sınırları aşarak makul olmayan bir süre boyunca devam ettirilmesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı temel tasarruf yetkilerinin kullanılmasını belirsiz bir zamana kadar fiilen ötelemektedir. Bu haksız durum, mülk sahibine kamu yararı uğruna katlanması gerekenden çok daha fazla ve açıkça orantısız bir külfet yüklemekte, böylece anayasal güvenceleri zedelemektedir.
Ayrıca, adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetlerin incelenmesinde, 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun hükümleri dikkate alınmıştır. Anılan kanuna eklenen geçici madde uyarınca, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurularda, öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Tazminat Komisyonuna başvurulması gerekmektedir. Bu hukuki ve idari kanun yolu usulünce tüketilmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılan başvurular, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereğince incelenmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyet hakkı ve makul sürede yargılanma hakkına yönelik ihlal iddialarını somut olayın kendine özgü hukuki ve fiili özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirmiştir.
Mülkiyet hakkı yönünden yapılan kapsamlı incelemede, derece mahkemesi tarafından henüz yargılamanın başında, 24/4/2009 tarihinde dava konusu taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir şerhi konulduğu açıkça tespit edilmiştir. Ortaklığın giderilmesi davası 2014 yılında karara bağlanmış ve bu karar 2017 yılında kesinleşmiş olmasına rağmen, idarenin tedbirin kaldırılmasına yönelik tekrarlayan taleplerine rağmen mahkeme ile tapu müdürlüğü arasındaki idari yazışma eksiklikleri ve kararın tapu siciline usulünce gönderilmemesi sebebiyle tedbirin fiilen devam ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, hiçbir hukuki dayanağı kalmayan ve yaklaşık on dört yılı aşkın bir süre boyunca devam eden bu ihtiyati tedbirin süresi itibarıyla kesinlikle orantılı olmadığını net bir şekilde saptamıştır. Bu kadar uzun süren bir kısıtlama, başvurucuların taşınmaz üzerindeki temel tasarruf yetkilerini kullanmalarını belirsiz bir şekilde ertelemiş ve onlara şahsi olarak katlanılamaz, aşırı bir külfet yüklemiştir.
Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden ise, yakın tarihli anayasal içtihatlar ve yasal değişiklikler çerçevesinde bir usul incelemesi yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi, makul sürede yargılanma şikayetleri için iç hukukta özel olarak kurulan Tazminat Komisyonu yolunu işaret etmiştir. Başvurucuların bu etkili idari başvuru yolunu tüketmeden doğrudan bireysel başvuruda bulundukları anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının esasına girilmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, makul sürede yargılanma hakkı iddiasını başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulurken; on dört yılı aşan ihtiyati tedbir uygulaması sebebiyle mülk sahiplerine orantısız bir külfet yüklendiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.