Anasayfa Karar Bülteni AYM | U.K. | BN. 2023/3924

Karar Bülteni

AYM U.K. BN. 2023/3924

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2023/3924
Karar Tarihi 30.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Olmadığı / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İdari eylemlerde süre eylemin bitişiyle başlar.
  • Dava açma süreleri hukuki belirliliği sağlamak içindir.
  • Süre aşımı mahkemeye erişim hakkını ihlal etmez.
  • Zamanında yapılmayan bireysel başvuru esastan incelenmez.

Bu karar, idari işlemlerden kaynaklanan tam yargı davalarında dava açma süresinin başlangıç tarihinin belirlenmesi ve bu sürelere riayet edilmesinin mahkemeye erişim hakkı bağlamındaki yerini netleştirmesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, idari gözetim uygulamasının hukuka aykırılığı iddiasıyla açılan tazminat davalarında dava açma süresinin hangi andan itibaren işletileceğini değerlendirmiş ve bu sürenin, zarara neden olan eylemin veya gözetimin fiilen sona erdiği tarihten itibaren başlamasını hukuka uygun bulmuştur.

Uygulamada sıkça karşılaşılan, hürriyeti kısıtlayıcı idari eylemler sonrasında açılacak tazminat davalarında sürenin nasıl hesaplanacağı sorunu bu kararla daha somut bir zemine oturtulmuştur. Eylemin idariliğinin ve zararın bizzat söz konusu tedbirin sonlandırıldığı tarihte öğrenildiğinin kabul edilmesi, hukuki belirlilik ve idari istikrar ilkeleriyle doğrudan bağlantılıdır. Benzer davalarda idare mahkemelerinin süre aşımı değerlendirmesi yaparken ölçülülük ilkesine ve katı şekilcilik yasağına ne kadar riayet ettikleri, bu karardaki ilkeler ışığında açıkça test edilebilecektir. Verilen karar, yargı yoluna başvuracak yabancılar, vatandaşlar ve avukatların kanuni sürelere ilişkin daha dikkatli, zamanında ve usulüne uygun hareket etmeleri gerektiğine yönelik son derece güçlü ve aydınlatıcı bir emsal teşkil etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Rusya vatandaşı olan başvurucu, kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından tehdit oluşturduğu gerekçesiyle hakkında sınır dışı etme kararı ve idari gözetim kararı alınarak geri gönderme merkezine yerleştirilmiştir. Başvurucu, alınan idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimliklerine çeşitli itirazlarda bulunmuş ve mahkeme kararıyla serbest bırakılmıştır. Sürecin ilerleyen aşamalarında, başvurucu hakkındaki sınır dışı etme işlemi de idare mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

Serbest bırakıldıktan epey bir süre sonra başvurucu, haksız olduğunu iddia ettiği idari gözetim altında tutulduğu süre zarfında uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesi amacıyla doğrudan tam yargı davası açmıştır. Ancak ilgili idare mahkemesi, başvurucunun idari gözetiminin sona erdiği tarihten itibaren kanunda öngörülen bir yıllık başvuru süresini geçirdiği gerekçesiyle davayı süre aşımından reddetmiştir. Başvurucu, tazminat davasının süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını; idari gözetime yaptığı itirazın ise mahkeme tarafından geç değerlendirilmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruyu değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkı üzerinde durmuştur. Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin karşılaştıkları hukuki uyuşmazlıkları yargı mercileri önüne taşıyabilme ve bu uyuşmazlıkların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilme güvencesini ifade etmektedir. Ancak bu hakkın mutlak olmadığı; idari istikrar ve hukuki belirlilik gibi meşru amaçlarla, dava açma süreleri gibi kanuni sınırlandırmalara tabi tutulabileceği yerleşik içtihatlarla sabittir.

Bu kapsamda, idari eylem ve işlemler nedeniyle açılacak tam yargı davalarında süreleri düzenleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.13 dikkate alınmıştır. Söz konusu kanun hükmü, idari eylemlerden hakları ihlal edilenlerin, idari eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde öncelikle ilgili idareye başvurmalarını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin, dava açma süresinin başladığı tarihi belirlerken usul kurallarını hakkaniyete zarar verecek düzeyde katı bir şekilcilikle veya kanunun öngördüğü sınırları yok edecek ölçüde aşırı esneklikle yorumlamamaları gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre, eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ne zaman ortaya çıktığı hususunun doğru tespit edilmesi, mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünü belirleyen en önemli unsurdur.

Bunun yanı sıra, Anayasa'nın 19. maddesi ile 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu m.57 uyarınca idari gözetim altına alınan kişinin, bu kararın hukukiliğine karşı yetkili sulh ceza hâkimliğine başvurma hakkı ve hâkimliğin de bu itirazı en geç beş gün içinde sonuçlandırma yükümlülüğü temel kurallar olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvurularda sürelere ve usule ilişkin olan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.47 hükmü de uyuşmazlığın usul kuralları bağlamında temelini oluşturmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun idari gözetim nedeniyle uğradığı zararların tazmini talebiyle açtığı davanın süre aşımından reddedilmesine yönelik mahkemeye erişim hakkı şikâyetini derinlemesine incelemiştir. Başvurucunun tazminat talebinin dayandığı idari gözetim uygulamasının 20.03.2020 tarihinde sulh ceza hâkimliğinin kararıyla tamamen sona erdirildiği hususu sabittir. İlk derece mahkemesi, zararın ve söz konusu eylemin idariliğinin tam olarak bu tarih itibarıyla öğrenildiğini kabul etmiş ve yasal mevzuat uyarınca, bu tarihten itibaren en geç bir yıl içinde idareye başvuru yapılması gerektiğini tespit etmiştir. Başvurucunun ise söz konusu bir yıllık yasal başvuru süresi dolduktan sonra herhangi bir idari başvuru dahi yapmaksızın 15.04.2021 tarihinde doğrudan tam yargı davası açtığı görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, kanuni sürelerin işletilmesi noktasında ilk derece mahkemesinin yaptığı yorumun aşırı katı veya öngörülemez olmadığına; bu durumun başvurucunun mahkemeye erişimini imkânsız kılacak orantısız bir külfet yüklemediğine kanaat getirmiştir. Kanunda açıkça öngörülen başvuru sürelerine riayet etmeyen başvurucunun davasının reddedilmesi ölçülü ve hukuka uygun bulunmuştur.

Öte yandan, idari gözetime ilişkin itirazın sulh ceza hâkimliği tarafından kanuni süresi olan beş gün içinde değil de daha geç bir tarihte değerlendirilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası da incelenmiştir. Başvurucu, idari gözetimin sonlandığı ve geç kararın verildiği 20.03.2020 tarihinde bizzat bu durumu öğrenmiş olmasına rağmen, yasal olarak tanınan otuz günlük bireysel başvuru süresini oldukça aşarak yıllar sonra 28.12.2022 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Bu sebeple söz konusu şikâyet usul ve süre yönünden eksik bulunmuştur. Başvurucunun ilk kez bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü idari gözetim nedeninin kendisine bildirilmemesi ve kararların tebliğ edilmemesi gibi diğer ihlal iddiaları ise idari ve yargısal olağan kanun yollarında hiç dile getirilmediğinden başvuru yollarının tüketilmemesi kuralına takılmıştır. Tüm bu hukuki ve fiili değerlendirmeler, kanuni süre kriterleri dikkate alınarak incelenmiş olup, ihlal kastı oluşturacak bir temel usulsüzlüğe rastlanmamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: