Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Lokman Hezer Kararı 2021/25848 B.

Anayasa Mahkemesi Lokman Hezer Kararı 2021/25848 B.

Bu karar, terör saldırıları sonucunda meydana gelen zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarında idari yargı mercilerinin izlemesi gereken temel hukuki yöntemi netleştirmektedir. Anayasa Mahkemesi, idarenin yalnızca devletin kusursuz sorumluluğunu ifade eden sosyal risk ilkesi çerçevesinde bir değerlendirme yapmasını yetersiz bulmuştur. Yüksek Mahkeme, olayda idarenin güvenlik zafiyeti gibi bir hizmet kusuru bulunup bulunmadığının mutlaka irdelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Zira idarenin kusuru hiç araştırılmadan doğrudan sosyal risk ilkesine dayanılması, mağdurlara sunulan yargısal başvuru yollarını teoride ve pratikte etkisiz kılmaktadır.
search

Anayasa Mahkemesi
Lokman Hezer Kararı 2021/25848 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/25848
Karar Tarihi 11.07.2024
Taraf Lokman Hezer
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
İdarenin kusur sorumluluğu mutlaka incelenmelidir.
Sosyal risk ilkesi tek başına yeterli değildir.
Yaşam hakkı bağlamında etkili başvuru yolu sunulmalıdır.
Maddi zarar hesaplamalarına yönelik iddialar karşılanmalıdır.

Bu karar, terör saldırıları sonucunda meydana gelen zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarında idari yargı mercilerinin izlemesi gereken temel hukuki yöntemi netleştirmektedir. Anayasa Mahkemesi, idarenin yalnızca devletin kusursuz sorumluluğunu ifade eden sosyal risk ilkesi çerçevesinde bir değerlendirme yapmasını yetersiz bulmuştur. Yüksek Mahkeme, olayda idarenin güvenlik zafiyeti gibi bir hizmet kusuru bulunup bulunmadığının mutlaka irdelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Zira idarenin kusuru hiç araştırılmadan doğrudan sosyal risk ilkesine dayanılması, mağdurlara sunulan yargısal başvuru yollarını teoride ve pratikte etkisiz kılmaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, miting ve gösteri yürüyüşleri sırasında meydana gelen terör eylemlerinde idarenin önleyici güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğünün ciddiyetle yargısal denetime tabi tutulmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkemeler artık, yaşam hakkının etkin bir biçimde korunması yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediğini titizlikle araştırmak, idarenin kusur sorumluluğunu detaylıca tartışmak ve uyuşmazlıktaki maddi zarar kalemlerine ilişkin iddiaları açıkça değerlendirmek zorundadır. Verilen bu karar, devletin kamu düzenini sağlama sorumluluğundan yalnızca objektif ilkelerle kaçınamayacağını, kusur ilkesinin öncelikli olarak incelenmesi gerektiğini gösteren güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, 2015 yılında Ankara Garı önünde gerçekleştirilen ve kamuoyunda 10 Ekim Katliamı olarak bilinen canlı bomba saldırısında yaralanmıştır. Yaşanan bu terör saldırısında güvenlik güçlerinin gerekli önlemleri almadığını ve idarenin hizmet kusuru bulunduğunu ileri süren başvurucu, yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle maddi ve manevi zararlarının karşılanması için tam yargı davası açmıştır. İdari yargı mercileri, olayda idarenin herhangi bir hizmet kusuru olup olmadığını araştırmamış, uyuşmazlığı yalnızca devletin terör eylemlerinden doğan zararları kusursuz sorumluluk esasına göre karşılamasını öngören "sosyal risk ilkesi" çerçevesinde değerlendirerek karara bağlamıştır. Başvurucu, idarenin kusurunun tartışılmaması ve maddi zarar hesaplamalarına yönelik itirazlarının mahkemelerce cevapsız bırakılması üzerine etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkını ve bu hakla bağlantılı olarak Anayasa m. 40 kapsamında düzenlenen etkili başvuru hakkını temel referans normları olarak almıştır. Devletin, egemenlik ve yetki alanındaki bireylerin yaşam hakkını koruma yönünde hem negatif hem de pozitif bir yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülük, bireylerin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlike söz konusu olduğunda önleyici ve koruyucu nitelikteki tüm güvenlik tedbirlerinin eksiksiz bir şekilde alınmasını gerektirir.

Yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne aykırı davranılarak ihlal edildiği iddialarına karşı bireylere sunulan hukuki yolların gerçek anlamda etkili olabilmesi için, uyuşmazlığı inceleyen idari yargı mercilerinin iddiaların esasını detaylı ve tarafsız bir şekilde araştırması zorunludur. İdare hukukunun temel prensiplerine göre idarenin zararları tazmin yükümlülüğü kural olarak idarenin kusur sorumluluğuna dayanmaktadır. İdarenin herhangi bir kusuru olmaksızın meydana gelen terör eylemleri veya toplumsal olaylar gibi istisnai durumlarda ise devletin kusursuz sorumluluğunu öngören sosyal risk ilkesi devreye girmektedir. Ancak yerleşik içtihat prensiplerine göre, somut bir olayda idarenin açıkça bir hizmet kusuru bulunduğu iddia ediliyorsa, derece mahkemelerinin öncelikle idarenin kusur sorumluluğunun bulunup bulunmadığını etraflıca değerlendirmesi esastır.

Mahkemelerce doğrudan ve yalnızca sosyal risk ilkesine dayanılarak karar verilmesi, idarenin toplumsal bir olayı önlemedeki olası ağır ihmallerinin cezasız kalmasına ve bu iddiaların yargısal denetimden bütünüyle kaçırılmasına yol açar. Bu hatalı yaklaşım, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediği hususunda davacılara hukuki bir başarı şansı sunmayan, sadece teoride var olsa da uygulamada tamamen etkisiz kalan bir yargı yolu yaratır. Üstelik adil bir yargılama sisteminde mahkemelerin, tarafların uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek nitelikteki maddi zarar kalemlerine ilişkin spesifik iddialarını açıkça karşılaması, delilleri araştırması ve kararını hukuka uygun bir şekilde gerekçelendirmesi, etkili başvuru hakkının en temel anayasal gereklilikleri arasında kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını incelediğinde, idari yargı mercilerinin yargılama sürecindeki yaklaşımını anayasal güvenceler açısından yetersiz bulmuştur. Başvurucu, Ankara Garı önünde düzenlenen barışçıl bir miting sırasında meydana gelen canlı bomba saldırısında yaralanmış ve idarenin gerekli güvenlik önlemlerini almayarak kusurlu davrandığını iddia etmiştir. Ancak idare mahkemesi, başvurucunun bu yöndeki esaslı iddialarını göz ardı ederek, olayın idarenin hizmet kusuruyla meydana gelip gelmediği hususunda hiçbir inceleme yapmamıştır.

Mahkemenin uyuşmazlığı yalnızca sosyal risk ilkesi çerçevesinde ele alması, teoride var olan tam yargı davası yolunu pratikte etkisiz kılmıştır. Zira idarenin kusuru araştırılmadığında, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği hususu yargısal denetimin dışında kalmaktadır. Bu durum, başvurucunun idarenin sorumluluğunu ortaya koyabilme ve yaşam hakkının ihlaline yönelik iddialarını tartışabilme imkânını elinden almıştır.

Ayrıca, yargılama sürecinde bölge idare mahkemesinin yaklaşımı da hak ihlaline sebebiyet vermiştir. Başvurucu, maddi zararının hatalı hesaplandığına ve maddi zarar kalemleriyle ilgili iddialarının idare mahkemesince yeterince araştırılmadığına yönelik itirazlarını istinaf merciine taşımıştır. Buna karşın bölge idare mahkemesi, başvurucunun davanın sonucunu etkileyebilecek nitelikteki bu iddialarına yönelik açık, tatmin edici ve anlaşılabilir bir değerlendirme yapmamıştır. İddiaların yargı mercilerince bu şekilde cevapsız bırakılması, Anayasa ile güvence altına alınan hak arama hürriyetinin usul güvencelerini zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına yönelik başvuruyu kabul etmiştir.

Terör saldırısında yaralandım, devletten tazminat alabilir miyim? expand_more
Evet, terör saldırıları sonucunda uğradığınız zararlar için idareye karşı tam yargı davası açarak maddi ve manevi tazminat talep edebilirsiniz. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, devletin egemenlik ve yetki alanındaki bireylerin yaşam hakkını koruma yönünde hem negatif hem de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. İdare hukukunun temel prensipleri uyarınca meydana gelen zararlar, öncelikle devletin güvenlik zafiyeti gibi bir hizmet kusuru olup olmadığı değerlendirilerek, idarenin kusuru bulunmaması halinde dahi "sosyal risk ilkesi" çerçevesinde kusursuz sorumluluk esasına göre karşılanmalıdır.
Mahkeme devletin güvenlik ihmalini araştırmadan karar verebilir mi? expand_more
Hayır, mahkemelerin uyuşmazlığı çözerken idarenin güvenlik zafiyeti gibi bir hizmet kusuru bulunup bulunmadığını mutlaka irdelemesi gerekir. Anayasa Mahkemesi, somut olayda idarenin güvenlik önlemlerini almadığı yönünde iddialar varken mahkemelerin idarenin kusurunu hiç araştırmadan doğrudan "sosyal risk ilkesine" (kusursuz sorumluluğa) dayanarak karar vermesini hukuka aykırı bulmaktadır. İdarenin kusuru tartışılmadan verilen bu tür kararlar, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün yargısal denetimden kaçırılmasına yol açtığından etkili başvuru hakkının ihlali olarak kabul edilmektedir.
Terör olayında devletin güvenlik zafiyeti varsa ne olur? expand_more
Devletin, bireylerin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlike söz konusu olduğunda önleyici ve koruyucu nitelikteki tüm güvenlik tedbirlerini eksiksiz bir şekilde alma pozitif yükümlülüğü vardır. İdarenin bu tedbirleri almayarak ağır ihmal veya hizmet kusuru gösterdiği ispatlanırsa, meydana gelen zararlardan doğrudan kusuru oranında sorumlu tutulur. İdari yargı mercileri, idarenin kusur sorumluluğunu detaylıca tartışmak ve yaşam hakkının etkin bir biçimde korunması yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediğini titizlikle araştırmak zorundadır.
Tazminatım eksik hesaplanırsa itiraz edebilir miyim? expand_more
Elbette, maddi zararınızın hatalı hesaplandığına veya eksik olduğuna yönelik itirazlarınızı yargı mercilerine sunabilirsiniz. Adil bir yargılama sisteminde derece mahkemelerinin ve istinaf mercilerinin, tarafların uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek maddi zarar kalemlerine ilişkin spesifik iddialarını açıkça karşılaması, delilleri araştırması ve kararını hukuka uygun şekilde gerekçelendirmesi anayasal bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesi, davanın sonucunu etkileyecek nitelikteki zarar hesaplaması itirazlarının mahkemelerce cevapsız bırakılmasını, hak arama hürriyetinin usul güvencelerinin ve etkili başvuru hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir