Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/611 E. 2025/2917 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/611 |
| Karar No | 2025/2917 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın temelidir.
- Tanık sınırlandırması ispat hakkının ihlaline yol açmamalıdır.
- İşverenle davası olan işçi tanık olarak dinlenebilir.
- Yeterli kanaat oluşmadan tanık dinlemekten vazgeçilemez.
Bu karar, iş hukuku yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan tanık dinletme hakkının sınırları ve adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan hukuki dinlenilme hakkı bakımından son derece kritik bir öneme sahiptir. Yargıtay, tarafın sunduğu tanık listesindeki isimlerin bir kısmının dinlenmesinden vazgeçilmesini düzenleyen usul kuralının, mahkemelerce yalnızca davanın uzamasını engellemek amacıyla ve ancak yeterli kanaate tam anlamıyla varıldığı durumlarda kullanılabileceğini net bir şekilde vurgulamaktadır. Yargılamada duruşma salonu kapısında hazır edilen ve davanın esasına etki edebilecek tanıkların dinlenmemesi, açık bir hak ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle çok sayıda işçinin taraf olduğu seri iş davalarında, mahkemelerin usul ekonomisini bahane ederek veya tanıkların işverenle husumeti bulunduğu gerekçesine dayanarak delil toplamaktan imtina etmesinin önüne geçecek niteliktedir. İşçilik alacaklarına bir an önce kavuşmak isteyen bir davacının süreci uzatma kastıyla hareket etmeyeceği karine olarak kabul edilmeli ve sunulan tanık delili tüm yönleriyle değerlendirilmelidir. Bu içtihat, alt derece mahkemelerine, tanık sınırlandırması yaparken silahların eşitliği ilkesini ve ispat hakkını zedelememeleri gerektiği yönünde güçlü bir usul hukuku rehberi sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, işveren tarafından Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi kapsamında emekliliğe hak kazanan personelle çalışılmak istenmediği yönündeki beyan ve baskılar sonucunda emeklilik dilekçesi vermek zorunda bırakıldığını iddia etmiştir. Davacı, iş sözleşmesinin feshinden sonra işverenle yürütülen ihtiyari arabuluculuk sürecinde iradesinin fesada uğratıldığını ve bazı işçilere ödenen ek menfaatlerin kendisine ödenmeyerek eşit davranma borcuna aykırı hareket edildiğini ileri sürmüştür. Bu doğrultuda işçi, arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini, eksik ödenen kıdem ve ihbar tazminatları ile ek menfaat alacaklarının tahsilini talep ederek dava açmıştır. İşveren ise arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olduğunu, anlaşılan konularda dava açılamayacağını ve ek menfaat ödemesinin bir işyeri uygulaması olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle adil yargılanma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı üzerinde detaylı bir inceleme yapmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, taraflara iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ispat etme olanağı tanımaktadır. Bu evrensel ilke, usul hukukumuza 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile "hukuki dinlenilme hakkı" başlığı altında açıkça girmiştir. İlgili kural, davanın taraflarının açıklamada bulunma, ispat hakkını kısıtlamasız kullanma ve silahların eşitliği prensibi çerçevesinde adil bir yargılamaya tabi tutulmalarını emretmektedir.
Diğer yandan, uyuşmazlığın temel usul hukuku boyutunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü öne çıkmaktadır. İlgili madde, mahkemenin gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yeterli derecede bilgi ve kanaat edindiği takdirde, geri kalan tanıkların dinlenmemesine karar verebileceğini düzenlemektedir. Kanun koyucunun buradaki asıl ve tek amacı, kötüniyetli olarak davayı uzatma çabalarının usul kuralları kullanılarak önüne geçilmesidir.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, usul hukukumuzda işverenle husumeti olan veya işverene karşı kendi davası bulunan bir işçinin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair herhangi bir yasal kısıtlama kesinlikle bulunmamaktadır. Tanık delili takdiri bir delil statüsünde olup, hakimi kesin olarak bağlayıcı nitelikte değildir. Hakim, tanıkların beyanlarını serbestçe takdir etme yetkisine sahiptir ve bu beyanların doğru olup olmadığını dosyadaki diğer yan delillerle desteklenip desteklenmediğini denetleyerek kararını verir. Bu bağlamda, salt husumeti veya davası olduğu gerekçesiyle bir tanığın baştan reddedilmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engelleyerek açıkça ispat hakkının sınırlandırılmasına yol açar.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki incelemesinde ilk derece mahkemesinin taraf teşkili ve delillerin toplanması aşamasındaki hatalı usul uygulamalarını açıkça tespit etmiştir. Davacı taraf, iddialarını ispatlamak ve özellikle irade fesadı ile mobbing boyutunu kanıtlamak amacıyla mahkemeye on kişilik kapsamlı bir tanık listesi sunmuş ve hatta duruşma günü bu tanıkların bir kısmını duruşma salonu önünde hazır etmiştir. Ancak ilk derece mahkemesi, yalnızca iki tanığı dinlemekle yetinmiş ve diğer tanıkların dinlenmesi talebini reddetmiştir. Mahkemenin red gerekçesi olarak, dinlenmeyen tanıkların işverenle seri davalar kapsamında husumetli olmaları, aynı dönemde EYT kapsamında işten ayrılmaları ve mevcut ifadelerle halihazırda yeterli bilginin edinilmiş olmasını göstermesi Yargıtay tarafından hukuka aykırı ve isabetsiz bulunmuştur.
Yargıtay, 6100 sayılı Kanun'un 241. maddesinin yegane amacının davanın gereksiz yere uzamasını engellemek olduğunu, oysa işçilik alacaklarına bir an evvel kavuşmak niyetinde olan bir davacının yargılamayı uzatma gibi bir kastının olamayacağını vurgulamıştır. Özellikle duruşma salonu dışında fiilen hazır edilen tanıkların dinlenmemesinin, usul ekonomisi veya davayı uzatma niyetiyle makul bir biçimde açıklanamayacağı ifade edilmiştir. Ayrıca, dinlenen iki tanığın bizzat davacı lehine beyanda bulunmasına rağmen mahkemenin iddiaları ispatlanmamış olarak kabul etmesi, aslında davanın esası hakkında yeterli bilginin edinilemediğinin en açık göstergesidir. Yeterli kanaate ulaşılmadan ve maddi gerçek aydınlatılmadan tanık dinlemekten vazgeçilmesi, davacının Anayasal ispat hakkının ölçüsüz bir şekilde sınırlandırılması anlamına gelir.
Bununla birlikte, işverenle husumetli olan veya dava açan işçilerin tanıklığına başvurulmasına yasal hiçbir engel bulunmadığı, hakimin bu beyanlara şüpheyle yaklaşsa dahi serbestçe takdir edip değerlendirmesi gerektiği hatırlatılmıştır. Mahkemenin hazır edilen diğer tanıkları dinlemeden, eksik inceleme ve varsayıma dayalı gerekçelerle sonuca gitmesi, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının açık bir ihlali olarak kayda geçmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının ihlali ve eksik inceleme nedenleriyle ilk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesi kararlarını ortadan kaldırarak kararı bozmuştur.