Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/599 E. 2025/2905 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/599 |
| Karar No | 2025/2905 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak, İptal |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın temelidir.
- Tanıkların dinlenmemesi ispat hakkının açık ihlalidir.
- Davayı uzatma amacı yoksa tanıklar dinlenmelidir.
- Husumetli tanık beyanları serbestçe takdir edilmelidir.
Bu karar, işçilik alacakları ve arabuluculuk anlaşmalarının iptali davalarında ispat hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının sınırlarını net bir şekilde çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, mahkemelerin tanık sayısını sınırlama yetkisini katı bir şekilde yorumlamış ve bu yetkinin yalnızca yargılamayı uzatma niyeti açıkça belli olduğunda kullanılabileceğini vurgulamıştır. Tarafların iddia ve savunmalarını ispat edebilmesi için gösterdikleri tanıkların, sırf işverenle husumetli olmaları veya seri davalarda taraf olmaları gerekçesiyle peşinen dinlenmemesi, adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar özellikle çok sayıda işçiyi ilgilendiren toplu işten çıkarmalar veya yasal düzenlemeler sonrasında yaşanan uyuşmazlıklarda mahkemelerin daha titiz bir usul izlemesini zorunlu kılmaktadır. Mahkemeler, salt yeterli kanaate ulaşıldığı gerekçesiyle tanıkları dinlemekten kaçınamayacak ve duruşma salonu kapısında hazır bekleyen tanıkları usul ekonomisi gerekçesiyle geri çeviremeyecektir. Uygulamada, işçinin iradesinin fesada uğratıldığı yönündeki mobbing ve baskı iddialarının ispatında tanık beyanlarının son derece kritik bir rol oynadığı gözetildiğinde, ispat hakkının kısıtlanamayacağı yönündeki bu içtihat, işçi lehine yoruma ve adil yargılanma ilkesine çok güçlü bir dayanak oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı işverene karşı açtığı davada, kamuoyunda EYT olarak bilinen düzenleme sonrasında emekliliğe hak kazandığını, ancak işverenin EYT'li işçilerle çalışmak istememesi nedeniyle kendisine baskı yapılarak emeklilik dilekçesi imzalatıldığını ileri sürmüştür. İşten ayrılma sürecinde ihtiyari arabuluculuk yoluna başvurulduğunu belirten davacı, bu süreçte mobbinge maruz kaldığını ve iradesinin fesada uğratıldığını iddia etmiştir. Ayrıca, bazı işçilere ödenen ek menfaatlerin kendisine ödenmemesinin işverenin eşit davranma borcuna aykırı olduğunu savunmuştur.
Bu doğrultuda davacı, taraflar arasında imzalanan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini, ödenmeyen ek menfaat alacakları ile eksik yatırılan kıdem ve ihbar tazminatı farklarının davalı işverenden tahsil edilmesini talep etmiştir. Davalı işveren ise arabuluculuk sürecinin usulüne uygun işletildiğini, irade fesadı bulunmadığını, anlaşma sağlanan konularda dava açılamayacağını ve ek menfaat ödemesinin bir işyeri uygulaması olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki çerçeve, adil yargılanma hakkı ve usul hukukunun temel prensipleri etrafında şekillenmektedir. Yargıtay, uyuşmazlığın çözümünde en üst norm olan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 hükümlerinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına dikkat çekmektedir. Bu hakkın en önemli unsuru, tarafların mahkeme önünde eşit şartlarda iddia ve savunmalarını sunabilmesini ifade eden silahların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkıdır.
Usul hukukumuzda bu ilke, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile yasal güvenceye kavuşturulmuştur. İlgili maddeye göre davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptir ve bu hak, açıklama ile ispat hakkını da mutlak surette içerir. Mahkemelerin tanık dinleme usulü ve sınırları ise yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 kapsamında düzenlenmiştir. Buna göre mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir.
Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına ve kanunun asli gerekçesine göre, bu sınırlama yetkisi yalnızca davayı uzatma niyetiyle hareket eden tarafın kötü niyetli çabalarını önlemek amacıyla kullanılabilir. İş hukukunda işçinin alacaklarına bir an evvel kavuşmak için davayı uzatma amacı gütmeyeceği hayatın olağan akışına uygun bir karinedir. Üstelik bir tanığın sırf işverenle husumetli olması veya aynı işverene karşı seri davalarda taraf sıfatı taşıması, onun dinlenilmesine hukuki bir engel teşkil etmez. Hâkim, tanık ifadelerini serbestçe takdir etme yetkisine sahip olup, dinlenilen beyanların ispat yükünü karşılamaya yetmediği kanaatindeyse listedeki diğer tanıkları dinlemekle yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut uyuşmazlıkta davacı taraf, mobbing ve irade fesadı iddialarını ispatlamak amacıyla mahkemeye on kişilik bir tanık listesi sunmuştur. Ancak İlk Derece Mahkemesi, listedeki tanıklardan yalnızca ikisini dinleyerek yargılamayı esastan sonlandırmıştır. Mahkeme, dinlenilmeyen tanıkların bir kısmının seri dosyalarda davacı sıfatını haiz olmalarını ve işverenle husumetli bulunmalarını, diğerlerinin ise EYT kapsamında işten ayrılmaları nedeniyle dinlenen tanıklarla aynı konumda olmalarını gerekçe göstererek, bu kişilerin beyanlarının dosyanın esasına yeni bir katkı sağlamayacağına kanaat getirmiştir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ise yerel mahkemenin bu yaklaşımını açıkça hukuka aykırı bulmuştur. Kararda, davacı vekilinin duruşma sırasında kapıda hazır ettikleri iki tanığın dinlenmesini açıkça talep ettiği vurgulanmıştır. Kapıya kadar getirilmiş tanıkların dinlenilmesinden kaçınılmasının, davayı uzatma amacı taşıdığı söylenemez. Üstelik dinlenilen iki tanığın davacı lehine beyanda bulunmasına rağmen mahkemenin iddiaları ispatlanmamış kabul ederek reddetmesi, aslında yasanın aradığı anlamda "yeterli bilginin edinilemediğinin" en açık göstergesidir. Yeterli bilgi ve hukuki kanaat oluşuncaya kadar kapıda hazır olan ve listede gösterilen diğer tanıkların da dinlenmesi usul hukuku açısından zorunludur.
Ayrıca Yargıtay, usul hukukumuzda işverenle husumetli olan veya benzer davaları bulunan kişilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair kısıtlayıcı bir kural bulunmadığının altını çizmiştir. Takdiri bir delil olan tanık beyanı hâkimi mutlak surette bağlamaz; hâkim bu beyanları dosyadaki diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirme yetkisine sahiptir. Bu yetkiyi kullanmak yerine, tanıkları peşinen reddetmek, davacının hukuki dinlenilme hakkı kapsamındaki ispat hakkının çok ağır bir ihlalidir. Ek olarak, İlk Derece Mahkemesinin kıdem tazminatı talebini esastan reddetmek yerine dava şartı yokluğundan usulden reddetmesi de teknik bir hata olarak tespit edilmişse de, temyiz edenin sıfatı gereği bu husus tek başına bozma nedeni yapılmamıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkı ve ispat hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı ortadan kaldırarak kararı bozmuştur.