Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/592 E. 2025/2898 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/592 |
| Karar No | 2025/2898 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | İptal, Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın temelidir.
- Tanıkların kısıtlanması ispat hakkının ihlali sayılabilir.
- Tanık dinletme hakkı keyfi olarak sınırlandırılamaz.
- Husumetli tanık beyanları da mahkemece değerlendirilmelidir.
Bu karar hukuken, mahkemelerin usul ekonomisi ilkesini uygularken anayasal bir güvence olan adil yargılanma ve ispat haklarını ihlal etmemesi gerektiğini son derece net bir biçimde ortaya koymaktadır. Yargıtay, özellikle iş davalarında tanık beyanlarının büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, mahkemenin yeterli vicdani kanaate ulaşmadan tanık sayısını kısıtlayamayacağını hüküm altına almıştır. Hak arama hürriyetinin vazgeçilmez bir parçası olan hukuki dinlenilme hakkı, tarafların sunduğu delillerin eksiksiz toplanmasını ve mahkeme huzurunda eşit silahlarla mücadele edilmesini zorunlu kılar. Bir işçinin, salt işverenle husumeti bulunduğu gerekçesiyle tanık olarak dinlenmemesi, adil yargılanma hakkının özüne müdahale niteliğindedir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Özellikle EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) süreci gibi çok sayıda çalışanı ilgilendiren toplu işten çıkarma ve arabuluculuk süreçlerinde, işçilerin irade fesadı ile mobbing iddiaları sıklıkla gündeme gelmektedir. Seri nitelikteki davalarda mahkemelerin zaman kazanmak amacıyla tanık listelerini kısıtlaması uygulaması, Yargıtay'ın bu kararıyla engellenmiş durumdadır. İş mahkemeleri, sırf başka bir dosyada davacı sıfatı taşıyor diye tanık beyanlarını dışlayamayacak, maddi gerçeğe ulaşmak adına duruşmada hazır edilen ilgili tüm tanıkları dinlemekle yükümlü olacaktır. Bu yönüyle karar, işçilerin iddialarını ispat etme olanaklarını koruyan ve yargılamanın adil yürütülmesini sağlayan kilit bir içtihattır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İşçi, kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) olarak bilinen yasal düzenleme kapsamında emekliliğe hak kazanmasının ardından, işveren tarafından sistematik bir biçimde işten ayrılmaya zorlandığını iddia ederek hukuk mücadelesi başlatmıştır. Davacının temel argümanı, işverenin emekliliğe hak kazanan personelle çalışmayı reddettiği ve işçiler üzerinde psikolojik baskı (mobbing) kurulduğudur. Bu baskı altında iradesi fesada uğratılarak kendisine ihtiyari arabuluculuk tutanağı imzalattırıldığını savunan işçi, kıdem ve ihbar tazminatlarının eksik hesaplandığını ileri sürmüştür.
Ayrıca, iş sözleşmesi aynı dönemde feshedilen bazı işçilere fazladan maaş ödemesi sağlanırken kendisine bu hakkın tanınmadığını, bunun da eşit davranma borcuna aykırılık teşkil ettiğini iddia etmiştir. İşveren ise arabuluculuk sürecinin yasalara uygun yürütüldüğünü savunarak davanın reddini talep etmiştir. Davacı işçinin gösterdiği on tanıktan sadece ikisinin dinlenmesi üzerine mahkemenin davayı reddetmesi, uyuşmazlığın hukuki dinlenilme hakkı ihlali gerekçesiyle Yargıtay gündemine taşınmasına sebep olmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı genel hukuk kurallarının merkezinde, anayasal bir güvence olan adil yargılanma hakkı ve bunun ayrılmaz bir parçası olan hukuki dinlenilme hakkı bulunmaktadır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi kapsamında güvence altına alınan bu hak, tarafların yargılama süreçlerinde iddia ve savunmalarını özgürce sunabilmelerini teminat altına alır. Bu evrensel ilke, usul hukukumuza 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile dâhil edilmiştir. Bu madde uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptir ve bu durum, tarafların yargılama ile ilgili açıklama yapma ve iddialarını ispat etme haklarını güvence altına alır. Yargılamada silahların eşitliği ilkesi, her iki tarafın delillerini eşit bir şekilde mahkemeye sunabilmesini zorunlu kılar.
Öte yandan, mahkemelerin yargılamayı usul ekonomisi çerçevesinde yürütmek ve davayı kasten uzatma niyetlerini engellemek amacıyla sahip olduğu yetkiler 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 kapsamında düzenlenmiştir. Bu madde, mahkemenin gösterilen tanıklardan bir kısmını dinleyerek ispat edilmek istenen husus hakkında "yeterli dereceye" ulaşması halinde, geri kalan tanıkları dinlememe kararı alabilmesine olanak tanır. Ne var ki Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bu kuralın uygulanabilmesi için hakimin maddi vakıa hakkında kesin ve net bir kanaate ulaşmış olması şarttır. İş hukuku prensipleri gereği, haklarına bir an evvel kavuşmak isteyen bir işçinin kendi davasını kasten uzatmaya çalışacağı düşünülemez. Ayrıca, işverene karşı kendi davası bulunan husumetli bir işçinin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair usul hukukumuzda herhangi bir yasaklama veya kural bulunmamaktadır. Hâkim, tanık beyanlarını serbestçe takdir etme yetkisine sahiptir ve bu tür tanıkları da dinleyerek maddi gerçeğe ulaşmakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, somut olayın incelenmesinde ilk derece mahkemesinin tanıkların dinlenmesi hususundaki kısıtlayıcı yaklaşımını ele almış ve bu tutumun usul hukukuna ciddi biçimde aykırı olduğunu saptamıştır. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, davacı işçi iddialarını ispatlamak amacıyla mahkemeye on kişiden oluşan kapsamlı bir tanık listesi sunmuştur. Ancak mahkeme, bu listede yer alan tanıklardan yalnızca ikisini dinlemekle yetinmiş ve yargılamayı sona erdirerek davanın reddine hükmetmiştir. İlk derece mahkemesi, dinlemediği tanıkların bir kısmının işverenle seri davalar nedeniyle husumetli olmasını, bir kısmının ise farklı tarihlerde işten ayrılmaları nedeniyle emsal olamayacaklarını gerekçe göstererek 6100 sayılı Kanun m.241 hükmüne dayanmıştır.
Yargıtay, mahkemenin bu sınırlandırma kararının kanunun konuluş amacına ve hukuki dinlenilme hakkına taban tabana zıt olduğunu vurgulamıştır. Kararda, duruşma salonunun kapısında bizzat hazır edilen ve dinlenmesi açıkça talep edilen tanıkların dahi mahkemece reddedilmesi, adil yargılanma ve ispat hakkının ağır bir ihlali olarak nitelendirilmiştir. Kanunun mahkemeye tanıdığı tanık dinlememe yetkisi, yalnızca davayı sürüncemede bırakma ve gereksiz yere uzatma niyetinin bulunduğu istisnai hallerde kullanılabilir. Tazminatlarına kavuşmak için mahkemeye başvuran bir işçinin, davasını suni olarak uzatmak isteyeceğinin varsayılması hayatın olağan akışına terstir.
Ayrıca Yargıtay kararında dikkat çekilen en çarpıcı hususlardan biri, mahkemenin yeterli kanaate ulaşmadan delil kısıtlamasına gitmiş olmasıdır. İlk derece mahkemesi, dinlediği iki tanığın davacı işçi lehine beyan vermesine rağmen iddiaların ispatlanamadığına hükmetmiştir. Bu çelişkili durum, mahkemenin aslında olayla ilgili yeterli bilgi edinemediğinin en açık göstergesidir. Yeterli kanaatin oluşmadığı bir tabloda, tarafların diğer tanıklarının dinlenmesinden vazgeçilmesi hukuka aykırıdır. Ek olarak, işverene karşı kendi davaları bulunan işçilerin tanıklığının sırf bu sebeple geçersiz sayılması usul hukukumuzda yeri olmayan hatalı bir yaklaşımdır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme ve ispat hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin ve bölge adliye mahkemesinin kararını ortadan kaldırarak kararı bozmuştur.