Karar Bülteni
AYM 2022/6051 BN.
Anayasa Mahkemesi | Taner Kök ve diğerleri | 2022/6051 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/6051 |
| Karar Tarihi | 18.09.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması itirazları esastan incelenmelidir.
- Gerekçesiz ret kararları adil yargılanma hakkını doğrudan zedeler.
- İtiraz mercileri sanığın iddia ve delillerini değerlendirmekle yükümlüdür.
- Etkili denetim içermeyen kanun yolları hak arama hürriyetini engeller.
Bu karar, ceza yargılamalarında sıklıkla başvurulan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumunun, sanıkların adil yargılanma hakkı güvencelerini ne ölçüde karşıladığına dair kritik ve yapısal bir hukuki anlam taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanıkların kararlara yönelik yaptıkları itirazların itiraz mercileri tarafından kalıplaşmış, kopyala-yapıştır ve soyut gerekçelerle reddedilmesinin, yasal denetim mekanizmasını tamamen işlevsiz kıldığını tespit etmiştir. İtiraz mercilerinin, sadece kararın şeklî şartlara uygun olup olmadığını denetlemekle yetinmeyip, davanın esasına dair sanıklar tarafından ileri sürülen iddia, savunma ve delilleri de dikkate alarak tatmin edici, kapsamlı bir inceleme yapması gerektiği bir kez daha kesin bir biçimde vurgulanmıştır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece büyük ve dönüştürücüdür. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi daha önce norm denetimi yoluyla HAGB sistemini, adil yargılanma hakkını ihlal eden yapısal sorunları nedeniyle bütünüyle iptal etmiştir. Bu bireysel başvuru kararıyla da iptal kararı öncesindeki süreçlerde yaşanan ve kesinleşen hak ihlallerinin mutlaka telafi edilmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Uygulamadaki önemi bakımından söz konusu karar, HAGB itirazlarının dosya üzerinden yüzeysel bir yaklaşımla incelenmesi ve matbu cümlelerle reddedilmesi pratiğine kesin bir son verilmesi gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, yargılama usullerinin anayasal güvencelerle tam uyumlu hâle getirilmesi yönünde yargı mercilerine son derece net ve bağlayıcı bir mesaj verilmektedir. Bu emsal içtihat doğrultusunda, hukuki denetim hakkı elinden alınan ve adalete erişimi engellenen kişilerin yeniden yargılama talep etmelerinin ve mağduriyetlerinin giderilmesinin yasal önü açılmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Somut uyuşmazlık, çeşitli suçlardan yargılanan ve yapılan ceza yargılamaları neticesinde haklarında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verilen birden fazla başvurucunun, bu mahkûmiyet kararlarına yaptıkları itirazların üst mahkemelerce yeterince incelenmeden doğrudan reddedilmesinden kaynaklanmaktadır. Başvurucular, ceza davaları sürecinde kendilerine yüklenen suçların ve olguların mahkemelerce yeterince araştırılmadığını, varsayımlar üzerine cezalandırıldıklarını iddia etmiştir. Yargılama aşamasında bazı bilgi, belge ve raporları dosyaya sunarak sonucun değişmesini sağlayacak ek araştırmalar yapılmasını ve kilit tanıkların dinlenmesini talep etmiş olmalarına rağmen, bu talepleri herhangi bir tatmin edici gerekçe gösterilmeksizin reddedilmiştir. HAGB kararlarına karşı bir üst mahkemeye yaptıkları itirazlar ise, itiraz merci konumundaki mahkemeler tarafından davanın esasına ve maddi gerçeğe hiç girilmeden, sadece HAGB'nin şekli şartlarının oluştuğunu belirten kalıplaşmış ve soyut gerekçelerle reddedilmiştir. Başvurucular, itiraz makamlarının iddialarını değerlendirmemesi nedeniyle hak arama hürriyetlerinin ve adil yargılanma haklarının ciddi şekilde zedelendiğini belirterek ihlal kararı verilmesini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu çözüme kavuştururken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde en geniş hâliyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ilkelerini temel hukuki dayanak olarak almıştır. Uyuşmazlığın tam merkezinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 231 kapsamında düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) müessesesi ve bu kararlara karşı yapılan itirazların kanun yolu mercilerince incelenme usulü yer almaktadır.
Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, mahkemelerin verdikleri bütün kararlarda tarafların iddia ve savunmalarını objektif bir biçimde dikkate aldıklarını gösteren, ilgili ve makul gerekçeler sunmaları anayasal bir zorunluluktur. Özellikle HAGB kurumuna yönelik itiraz yolunun, yasada öngörülen şartların varlığını sadece kâğıt üzerinde ve şeklen denetleyen dar bir mekanizma olmaktan çıkarılması gerektiği kabul edilmiştir. Bu yolun, sanıkların esasa ilişkin iddialarını, delil değerlendirmelerini ve savunma haklarını da kapsayan son derece etkili bir hukuki denetim yolu olması gerektiği yargısal içtihatlarla benimsenmiştir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi yakın tarihli norm denetimi kararlarında, 5271 sayılı Kanun m. 231 içeriğinde yer alan itiraz mekanizmasının, sanıkların temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerini gidermede tamamen yetersiz kaldığına hükmetmiş ve ilgili yasa fıkralarını Anayasa'ya aykırı bularak bütünüyle iptal etmiştir. Doktrin tartışmaları ve yargısal içtihatlar ışığında, bir kanun yolunun gerçek anlamda etkili olabilmesi için başvurucuların ileri sürdüğü argümanların, lehe ve aleyhe olan delillerin esastan, titiz bir denetime tabi tutulması elzemdir. İtiraz mercilerinin kalıplaşmış, matbu gerekçelerle ve dosyaya özgü durumları hiçbir şekilde tartışmadan kolaycı bir yaklaşımla karar vermesi, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkını ve silahların eşitliği ilkesini zedelemektedir. Bu nedenle yargı makamlarının güvenceleri şeklen değil fiilen sağlamaları gerekmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucular hakkında yerel mahkemeler tarafından verilen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararlarını ve bu kararlara karşı işletilen itiraz süreçlerini detaylı olarak incelediğinde, ilk derece mahkemelerinin karar gerekçelerinin fazlasıyla yetersiz olduğunu tespit etmiştir. Üstelik kanun yolu denetimi yapmakla görevli olan itiraz mercilerinin de bu derin usulü ve esası etkileyen eksiklikleri telafi edecek etkin, kapsamlı bir inceleme yapmadığı açıkça belirlenmiştir. İtiraz mercilerinin kararlarının büyük bir çoğunlukla sadece dosya üzerinden yapıldığı, yeknesak bir şablon kullanıldığı ve kararların yalnızca şekli şartlar yönünden bir inceleme içerdiği saptanmıştır. Bu makamlar, başvurucuların suçun sübutuna, eksik incelemeye ve lehe olan delillerin toplanmamasına ilişkin esaslı şikayetlerini hiçbir şekilde tartışmamıştır. Yalnızca ilk derece mahkemesi kararlarında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı şeklinde basmakalıp ifadelerle ret kararları vermişlerdir.
Yüksek Mahkeme, bu kabul edilemez durumun HAGB kurumuna özgü kronik ve yapısal bir sorundan kaynaklandığını özel olarak vurgulamıştır. Daha önceki iptal kararlarında da ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, mevcut HAGB itiraz yolunun sanıklar lehine etkili bir denetim mekanizması öngörmediği, yetkililerin ve kamu gücünü kullananların keyfi davranışlarının önüne geçilmesi imkanını sağlamadığı tescillenmiştir. Bu yapısal eksiklikler nedeniyle 5271 sayılı Kanun içinde yer alan ilgili hükümler zaten Anayasa Mahkemesi tarafından bütünüyle iptal edilmiştir. İptal edilen bu kusurlu yasal çerçevenin uygulandığı mevcut somut yargılamalarda da sanıkların adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanamadığı inkar edilemez biçimde ortaya çıkmıştır. Başvurucuların mahkumiyete itiraz eden iddia ve delillerinin üst makamlarca dikkate alınmaması, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde adil bir tutum sergilenmemesi, yargılamanın bütününe olumsuz yansıyan ağır bir hak ihlali doğurmuştur.
Öte yandan, yargılama sürecinin makul sürede sonuçlandırılmadığına dair iddialar başvuru yollarının tüketilmemesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına yönelik şikayetler ise süre aşımı sebepleriyle Anayasa Mahkemesince kabul edilemez bulunmuştur. Ancak temel hakikati değiştirmeyen bu duruma karşın, tespit edilen esaslı ihlalin ortadan kaldırılması amacıyla ceza dosyalarının tamamının yeniden incelenmesi gerektiğine hükmedilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.