Anasayfa Karar Bülteni AYM | M.K. ve Diğerleri | BN. 2021/11093

Karar Bülteni

AYM M.K. ve Diğerleri BN. 2021/11093

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/11093
Karar Tarihi 17.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Haksız tutuklama tazminatı makul düzeyde olmalıdır.
  • Tazminat miktarı benzer AYM kararlarıyla uyumlu olmalıdır.
  • Beraat kararı sonrası haksız koruma tedbiri tazmin edilebilir.
  • Mükerrer bireysel başvurular incelenmeksizin reddedilir.

Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde haksız yere gözaltına alınan veya tutuklanan ve sonrasında beraat eden ya da haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kişilere ödenecek tazminat miktarlarının asgari standartlarını belirlemesi açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, ağır ceza mahkemelerinin tazminat miktarını belirlerken takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, bu yetkinin sınırsız ve keyfî olmadığını, hükmedilen tutarların Anayasa Mahkemesinin benzer ihlaller için öngördüğü asgari tazminat tutarlarıyla uyumlu olması gerektiğini net bir biçimde ortaya koymuştur.

Kararın emsal etkisi, özellikle haksız koruma tedbirleri nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında mahkemelerin takdir edeceği miktarlar üzerinde doğrudan bir denetim mekanizması işlevi görecek olmasından kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesi, çok düşük veya önemsiz miktarda belirlenen tazminatların Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali anlamına geleceğini açıkça vurgulamıştır. Böylece, derece mahkemeleri için yıllara göre asgari, ortalama ve azami tazminat rehberi niteliğinde somut referans değerleri sunulmuştur. Bu durum, uygulamada haksız tutuklama ve gözaltı tazminatlarının daha adil, yeknesak, tatmin edici ve hakkaniyete uygun bir şekilde belirlenmesini sağlayacak temel bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlık, haklarında yürütülen ceza soruşturmaları veya kovuşturmaları kapsamında gözaltına alınan ya da tutuklanan ancak daha sonra haklarında beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen bir grup vatandaşın açtığı tazminat davalarından kaynaklanmaktadır. Başvurucular, haksız yere özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları süreler için ağır ceza mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Mahkemeler tarafından bu davalar kısmen kabul edilerek başvurucular lehine birtakım tazminat miktarlarına hükmedilmiştir. Ancak başvurucular, mahkemelerce hükmedilen manevi tazminat tutarlarının çektikleri acı ve üzüntüyü karşılamaktan çok uzak, sembolik ve yetersiz miktarlar olduğunu, ayrıca tazminat davalarının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu tür uyuşmazlıklarda Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliğini düzenleyen 19. maddesini temel bir güvence olarak almaktadır. Özellikle Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası, bu maddedeki esaslar dışında haksız bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceğini amirdir. Bu hüküm, kişi hürriyetine yönelik haksız müdahalelerin devlete getirdiği sorumluluğun anayasal dayanağıdır.

Somut olaylarda başvurucular, ceza yargılamaları neticesinde beraat etmeleri veya haklarında takipsizlik kararı verilmesi üzerine 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 uyarınca tazminat talebinde bulunmuşlardır. İlgili kanun maddesi, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kanuna aykırı olarak yakalanan, tutuklanan veya gözaltına alınan kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerini açıkça düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, ağır ceza mahkemelerince bu maddeye dayanılarak hukuka aykırılık kanun gereği kabul edilip tazminat ödenmesi durumunda, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yapılacak inceleme, ödenen tazminat miktarının yeterli ve tatmin edici olup olmadığını belirlemekle sınırlı kalacaktır.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, tazminat miktarının belirlenmesinde ağır ceza mahkemelerinin somut olayın özelliklerine göre bir takdir yetkisi bulunsa da, hükmedilen miktar meydana gelen ihlalle orantısız veya çok önemsiz düzeyde olmamalıdır. Ayrıca, bu miktar Anayasa Mahkemesinin benzer ihlal kararlarında belirlediği manevi tazminat oranlarına kıyasla kayda değer ölçüde düşük kalmamalıdır. Mahkemeler tazminat takdir ederken haksız tutulan kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirinin süresi ve bu tedbirin kişi üzerindeki yıpratıcı olumsuz etkilerini dikkate almak zorundadır. Maddi zararların tespitinde ise ihlal ile iddia edilen zarar arasındaki illiyet bağı kesin olmalı, tahmine dayalı veya spekülatif talepler reddedilmelidir. Bireysel başvuru usulü açısından ise, mükerrer yapılan başvurular, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.114 hükümleri bireysel başvuru usulüne kıyasen uygulanarak usulden reddedilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların iddialarını incelerken öncelikle usul yönünden bir değerlendirme yapmıştır. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden, son yasal değişikliklerle kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı tespitiyle bu talepler kabul edilemez bulunmuştur. Ayrıca, bazı başvurucuların aynı iddialarla daha önce de Anayasa Mahkemesine başvurduğu ve ret kararı aldığı saptanmış, bu nedenle mükerrer nitelikteki başvurular usulden reddedilmiştir. Bir başvuru ise süre aşımı nedeniyle inceleme dışı bırakılmıştır.

Esasa ilişkin yapılan incelemede ise, haksız gözaltı ve tutuklama koruma tedbirlerine maruz kalan başvurucuların açtıkları davalarda derece mahkemelerince verilen maddi tazminat kararları makul bulunmuş ve bu konuda bariz bir takdir hatası olmadığı gözlemlenmiştir. Ancak manevi tazminat miktarları yönünden durum farklı değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri tarafından başvurucular lehine takdir edilen manevi tazminat tutarlarını, kendi yerleşik içtihatlarında benzer haksız tutulma süreleri için ödenmesine karar verilen tazminat miktarlarıyla karşılaştırmıştır.

Yapılan karşılaştırma neticesinde, ağır ceza mahkemelerinin takdir ettiği manevi tazminat bedellerinin, Anayasa Mahkemesinin güncel standartlarına ve haksız tutulma sürelerine oranla oldukça yetersiz kaldığı tespit edilmiştir. Mahkemelerin belirlediği düşük tazminat miktarlarının, haksız koruma tedbirlerinin başvurucular üzerinde yarattığı ağır manevi yıpranmayı karşılamaktan uzak olduğu ve bu durumun Anayasa'nın 19. maddesinin gerektirdiği telafi edici güvenceleri zedelediği sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ağır ceza mahkemelerince hükmedilen manevi tazminat miktarlarının yetersiz olması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: