Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/14766 E. | 2019/4054 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/14766 E. 2019/4054 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/14766
Karar No 2019/4054
Karar Tarihi 19.02.2019
Dava Türü İtirazın İptali
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Haksız fesih durumunda cezai şart ödenebilir.
  • Sözleşmedeki fahiş cezai şart miktarı indirilmelidir.
  • Hakim aşırı ceza koşulunu re'sen indirir.
  • Fesih sebebinin ispat yükü işverenin üzerindedir.
  • Bakiye süre ücreti cezai şart olarak istenebilir.

İncelemeye konu olan bu Yargıtay kararı, belirli süreli iş sözleşmeleriyle çalışan işçilerin, özellikle de eğitim sektöründe sıkça karşılaşılan özel okul öğretmenlerinin sözleşmelerinin süresinden önce haksız yere feshedilmesi durumunda ortaya çıkan cezai şart alacakları bakımından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Uygulamada işverenler ve işçiler, sözleşmenin süresinden önce haksız feshini engellemek amacıyla genellikle sözleşmenin kalan süresine ait ücret tutarında ağır cezai şartlar öngörmektedir. Karar, bu tür bir feshin gerçekleşmesi halinde işçinin cezai şart talep edebileceğini teyit etmekle birlikte, talep edilen bu ceza miktarının mutlak surette aynen ödenemeyeceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar mahkemelere önemli bir denetim görevi yüklemektedir. Mahkemeler, sözleşmede yer alan cezai şart maddesini uygularken otomatik bir hesaplama yoluna gidemezler. Hakimin, Borçlar Kanunu'nun emredici kuralları gereğince miktar üzerinde mutlaka hakkaniyet denetimi yapması, fahiş bulduğu takdirde takdiri bir indirim uygulaması şarttır. Bu durum, işçiyi güvence altına alan cezai şart müessesesinin, işvereni ekonomik olarak haksız bir yıkıma sürüklemesini engelleyerek hukuki bir denge kurmaktadır. İş hukukunda cezai şartın uygulanabilirliği ve sınırları konusunda net bir çizgi çeken bu içtihat, gelecekteki benzer alacak davalarında ve itirazın iptali davalarında mahkemeler için bağlayıcı bir kılavuz niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Özel bir eğitim kurumunda aylık net 3.000 TL ücretle ve bir yıllık belirli süreli iş sözleşmesiyle sınıf öğretmeni olarak işe başlayan bir çalışan, kurumun gerekli ilkokul ruhsatını alamaması üzerine ana sınıfında görevlendirilmiştir. Bir süre çalıştıktan sonra kurum, öğretmene ihtiyaç kalmadığını ileri sürerek ve öğretmenin gıyabında birtakım tutanaklar düzenleyerek iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmiştir.

Bunun üzerine öğretmen, iş akdinin haksız feshedildiğini belirterek sözleşmede yer alan hükümler doğrultusunda sözleşme bitimine kadarki kalan sekiz aylık ücretinin cezai şart olarak kendisine ödenmesi talebiyle icra takibi başlatmıştır. İşveren tarafı ise kuruma ilkokul ruhsatı alınamadığını, çalışana anaokulu öğretmeni olarak devam etmesinin teklif edildiğini ancak çalışanın bu durumu küçük düşürücü bularak reddettiğini, feshin tamamen haklı nedene dayandığını ve herhangi bir mobbing uygulanmadığını savunarak icra takibine itiraz etmiştir. Davacı öğretmen, işverenin yaptığı bu itirazın haksız olduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına ve yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesi talebiyle iş mahkemesine dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş hukuku ve borçlar hukuku mevzuatında belirli süreli iş sözleşmelerinin süresinden önce haklı bir neden olmaksızın feshedilmesi durumunda tarafların sözleşmeye koydukları cezai şart (ceza koşulu) hükümleri uygulama alanı bulmaktadır. Hukukumuzda sözleşme özgürlüğü çerçevesinde taraflar, iş sözleşmelerinin haksız yere feshini engellemek ve tarafları sözleşmeye bağlı kalmaya zorlamak amacıyla sözleşmeye cezai şart ekleyebilirler. Ancak bu cezai şartın geçerliliği, uygulanabilirliği ve miktarının belirlenmesi noktası mutlak surette 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.182 hükümleri çerçevesinde değerlendirilmek zorundadır.

Söz konusu kanun koyucu, bahsi geçen maddenin son fıkrasında, "Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir." şeklinde oldukça açık ve emredici bir hükme yer vermiştir. Bu amir hüküm, mahkemenin tarafların talebine bağlı kalmaksızın, yani re'sen dikkate alması gereken bir kuraldır. Yerleşik Yargıtay içtihatları prensiplerine göre, işçi veya işveren lehine öngörülen cezai şartın fahiş (aşırı) olup olmadığı incelenirken dikkate alınması gereken birçok unsur bulunmaktadır. İşçinin elde ettiği ücret seviyesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, iş sözleşmesinin feshedildiği tarih itibarıyla kalan sözleşme süresinin uzunluğu ve işçinin veya işverenin bu fesihten dolayı uğradığı somut zararın boyutu gibi kriterler titizlikle değerlendirilmelidir.

Borçlar Kanunu'nun bu emredici kuralı, ekonomik olarak daha zayıf konumda olan tarafı korumayı hedeflediği gibi, karşı tarafın da aşırı ve orantısız bir mali yükümlülük altına girmesini engelleyerek hakkaniyeti sağlamayı ve adaleti tesis etmeyi amaçlamaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve kalan sürenin tüm ücretinin eksiksiz ödenmesini öngören cezai şartlar, doğrudan ve hiçbir indirime tabi tutulmadan uygulandığında ağır hakkaniyetsizliklere neden olabilmektedir. Bu sebeplerle, cezai şart hükmü geçerli olsa bile, hakimin mutlaka takdiri indirim hakkını kullanarak cezai şartı makul bir seviyeye çekmesi hukuki bir zorunluluk teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin vermiş olduğu kararı incelemiş ve dosya kapsamında yer alan bilgi, belge ve tutanakları detaylı bir şekilde değerlendirerek somut olaya ilişkin nihai tespitlerini yapmıştır. Olayın gelişiminde, davacı öğretmenin 14.08.2014 tarihinde davalı eğitim kurumu bünyesinde bir yıllık belirli süreli iş sözleşmesi ile sınıf öğretmeni olarak çalışmaya başladığı sabittir. Kurumun ilkokul ruhsatı alamaması nedeniyle davacının rızası hilafına başka bir görevde (anaokulu öğretmeni olarak) çalıştırıldığı ve bir süre sonra da ihtiyacın kalmadığı gerekçe gösterilerek iş akdinin sonlandırıldığı tespit edilmiştir.

Mahkeme incelemesinde, işverenin davacıyı gıyabında tutanaklar tutarak işten çıkarmasının hukuka uygun olmadığı, sunulan savunmaların geçerli bir haklı fesih nedeni oluşturmadığı açıkça belirlenmiştir. İşveren tarafı, feshin haklı nedene dayandığı yönündeki iddiasını hukuken elverişli ve inandırıcı delillerle kanıtlayamamıştır. Bu bağlamda, Yargıtay incelemesinde yerel mahkemenin işverenin feshinin haksız olduğu ve davacı öğretmenin iş sözleşmesinin 27. maddesinde açıkça öngörülen cezai şarta hak kazandığı yönündeki temel tespiti isabetli bulunmuştur. Haksız feshe maruz kalan tarafın, önceden mutabık kalınan cezai şartı talep etme hakkı yasal bir gerçektir.

Ne var ki Yargıtay, yerel mahkemenin hükmettiği alacak tutarını hesaplarken önemli bir usul ve esas kuralını göz ardı ettiğini vurgulamıştır. Yerel mahkeme, sözleşmenin kalan sekiz aylık süresi için talep edilen tutarın tamamı üzerinden itirazın iptaline ve takibin devamına karar vermiştir. Yargıtay ise bu noktada devreye girerek, hesaplanan sekiz aylık ücrete denk gelen cezai şart miktarının oldukça fahiş olduğunu belirtmiştir. Bu denli yüksek bir meblağın olduğu gibi hüküm altına alınmasının hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmadığı değerlendirilmiş ve mahkemenin re'sen bir indirim uygulaması gerektiği hatırlatılmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, fahiş cezai şart miktarında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.182 gereğince uygun oranda takdiri bir indirim yapılması gerektiği yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: