Anasayfa Karar Bülteni AYM | Alpaslan Kaya ve Diğerleri | BN. 2023/39209

Karar Bülteni

AYM Alpaslan Kaya ve Diğerleri BN. 2023/39209

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2023/39209
Karar Tarihi 14.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • HAGB kararları yeterli hukuki gerekçe içermelidir.
  • İtiraz mercileri kararları esastan ve özenle incelemelidir.
  • HAGB uygulamasında savunma hakkı kısıtlanamaz.
  • Sanığın usuli güvenceleri her aşamada korunmalıdır.

Bu karar, ceza yargılamalarında sıklıkla uygulanan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumunun adil yargılanma hakkı bağlamında taşıdığı yapısal sorunları hukuken gözler önüne sermektedir. Anayasa Mahkemesi, HAGB kararlarının verilme sürecinde sanıkların usuli güvencelerden mahrum bırakıldığını ve savunma hakkının kısıtlandığını tespit etmiştir. Özellikle ilk derece mahkemelerinin kararlarını yeterli gerekçeyle desteklememesi ve itiraz mercilerinin sadece şekli bir inceleme yaparak kalıplaşmış ifadelerle ret kararları vermesi, hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını zedeleyen temel hukuki eksiklikler olarak öne çıkmaktadır.

Emsal etkisi bakımından bu karar, HAGB kurumunun ceza adaleti sistemindeki yeri ve uygulanış biçimi açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesinin daha önce HAGB'ye ilişkin kanun hükümlerini iptal eden kararlarıyla tam bir uyum içinde olan bu içtihat, itiraz yollarının etkili bir şekilde işlemesi gerektiğine işaret etmektedir. Uygulamadaki önemi ise mahkemelerin HAGB kararlarına yönelik itirazları incelerken sadece usul yönünden değil, davanın esasına dair iddia ve delilleri de dikkate alarak gerçek bir yargısal denetim yapmaları gerektiğini açıkça ortaya koymasıdır. Bu yönüyle karar, alt derece mahkemelerine usuli güvencelerin şeklen değil, fiilen ve etkin bir biçimde sağlanması gerektiği hususunda kesin bir hukuki çerçeve çizmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular Alpaslan Kaya ve diğerleri, haklarında açılan ceza davaları sonucunda yerel mahkemeler tarafından mahkûmiyet cezasına çarptırılmış, ancak bu hükümlerin açıklanması geri bırakılmıştır. Başvurucular, yargılama sürecinde kendilerine yüklenen suçların yeterince araştırılmadığını, tanık dinletme ve delil sunma taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini belirterek yerel mahkeme kararlarına itiraz etmişlerdir. Ancak söz konusu itirazlar, ilgili itiraz mercileri tarafından dosyanın esasına girilmeden, yalnızca şekli şartların oluşup oluşmadığına bakılarak matbu gerekçelerle reddedilmiştir. Başvurucular, yargılama aşamasında ileri sürdükleri iddiaların dikkate alınmadığını, HAGB kararlarına karşı yapılan itirazların esastan incelenmediğini ve bu durumun hak arama özgürlüklerini kısıtladığını ileri sürerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde hareket etmiştir. İncelemenin merkezinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 kapsamında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ve bu kararlara karşı yapılan itirazların mahiyeti yer almaktadır.

Yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, adil yargılanma hakkı, sanıklara iddialarını sunma, lehe olan delilleri toplatma ve aleyhe olan delillere karşı çıkma hususlarında yeterli zaman ve kolaylığın sağlanmasını, ayrıca mahkemelerin kararlarını gerekçeli olarak yazmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin, yargılama sürecinde ileri sürülen iddiaları ve sunulan delilleri dikkatle inceleyerek bu incelemenin sonuçlarını gerekçeli kararlarında net bir şekilde göstermeleri gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesinin önceki emsal kararlarında vurgulandığı üzere, HAGB kararlarının verilmesinde ve bu kararlara karşı yapılan itirazların incelenmesinde usuli güvencelerin tam anlamıyla sağlanması şarttır. İtiraz mercilerinin, yalnızca şekli bir denetim yapmakla yetinmeyip, itiraz edenin iddia ve delillerini bizzat dikkate alması, çatışan menfaatleri dengelemesi ve müdahalenin ölçülülüğünü denetlemesi gerekmektedir. Aksi takdirde, 5271 sayılı Kanun m.231 uyarınca öngörülen itiraz kanun yolu, bireylerin haklarını korumada etkisiz ve işlevsiz bir hâle dönüşmektedir. Bu hukuki kurallar ışığında, sanıkların irade beyanlarının alınış usulünden, kararların gerekçelendirilmesine ve itirazların esastan incelenmesine kadar tüm sürecin silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun yürütülmesi gerektiği temel kural olarak benimsenmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucular hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediğini incelemiştir. Yapılan değerlendirmede, ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararların, yalnızca başvuruculara isnat edilen söz veya davranışların tekrarından ibaret olduğu ve tatmin edici hukuki bir gerekçeden yoksun olduğu tespit edilmiştir. Mahkemelerin, başvurucuların delil sunma ve tanık dinletme gibi savunma hakkı kapsamındaki temel taleplerini karşılamadığı, bu durumun da savunma makamını iddia makamı karşısında oldukça dezavantajlı bir konuma düşürdüğü vurgulanmıştır.

Bununla birlikte, başvurucuların ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı yaptıkları itirazları inceleyen mercilerin yaklaşımı da Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça eleştirilmiştir. İtiraz mercilerinin, dosyaya özgü hukuki değerlendirmeler yapmak ve iddiaları esastan incelemek yerine, sadece şekli şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol ettikleri anlaşılmıştır. Verilen ret kararlarının, ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmadığını belirten tek cümlelik, basmakalıp ve yeknesak gerekçelerden oluştuğu saptanmıştır. Bu uygulamanın, itiraz kanun yolunu fiilen etkisiz kıldığı ve başvurucuların iddialarının gerçek manada bir yargısal denetime tabi tutulmasını engellediği ifade edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, HAGB kurumuna ilişkin daha önce verdiği iptal kararlarına da atıf yaparak, usuli güvenceleri ortadan kaldıran ve sanıkların adil yargılanma hakkını zedeleyen bu sistematik sorunun somut olayda da aynen tezahür ettiğini belirtmiştir. Mahkemelerce izlenen usul ve yöntemin silahların eşitliği ilkesi ile bağdaşmadığı ve başvurucuların savunma için gerekli kolaylıklara sahip olma haklarının doğrudan ihlal edildiği neticesine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: