Karar Bülteni
AYM Erdem Kaplan ve Diğerleri BN. 2019/34183
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/34183 |
| Karar Tarihi | 29.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Güven ilişkisinin bozulması somut olgularla desteklenmelidir.
- Basit şüphe iş sözleşmesinin feshi için yetersizdir.
- Beraat veya takipsizlik kararları gerekçede tartışılmalıdır.
- Eski tarihli mahkûmiyetler güncel şüphe için yetersizdir.
Bu karar, olağanüstü hâl (OHAL) döneminde dahi kamu görevlileri veya kamu ile ilişkili şirket çalışanlarının iş sözleşmelerinin terör örgütleriyle irtibat veya iltisak iddiasıyla feshedilmesinde idarenin ve mahkemelerin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını çok net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, işçi ile işveren arasındaki sadakat ve güven ilişkisinin zedelendiği gerekçesiyle yapılan fesih işlemlerinde, iddiaların soyut varsayımlara veya salt devam eden idari ve cezai soruşturmalara dayandırılamayacağını açıkça vurgulamıştır. Özellikle hakkında ceza yargılamasında beraat kararı veya savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kişilerin iş sözleşmelerinin feshedilmesinde, yargı mercilerinin bu lehe kararları hukuken tartışmadan, sadece şüphe feshi kisvesi altında davanın reddine karar vermelerinin Anayasa ile korunan özel hayata saygı hakkını ağır biçimde ihlal ettiği ortaya konulmuştur.
Benzer işe iade davalarında bu karar, işverenlerin ve derece mahkemelerinin fesih gerekçelerini çok daha somut, şahsileştirilmiş ve delillere dayalı olarak sunmaları gerektiği yönünde oldukça güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Sadece çok geçmiş tarihli cezalar veya takipsizlikle sonuçlanmış eski ceza soruşturmalarının, kişinin mevcut görevi üzerindeki etkileri mantıksal bir çerçevede açıklanmadan işten çıkarma gerekçesi yapılamayacağı sabittir. Bu güncel içtihat, OHAL dönemi dahi olsa temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında kanunilik, ölçülülük ve keyfîlik yasağının yargısal denetiminin ne denli titizlikle ve özenle yapılması gerektiğini tüm uygulayıcılara göstermesi bakımından hem iş hukuku hem de idare hukuku alanlarında büyük bir öneme sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, belediyeler bünyesinde hizmet alım sözleşmesi ile özel şirketlerde, belediyelere ait şirketlerde ya da kamu gücü ayrıcalığına sahip çeşitli idarelerde işçi statüsünde çalışan kişilerdir. Darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde, başvurucuların terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olduklarına dair kurumlara yapılan bildirimler üzerine işverenleri tarafından aralarındaki güven ilişkisinin zedelendiği gerekçesiyle iş sözleşmeleri feshedilmiştir. İşten çıkarılan başvurucular, feshin geçersiz olduğunun tespiti ve işe iade edilmeleri talebiyle iş mahkemelerine dava açmışlardır. Mahkemeler, başvurucuların ya da aile bireylerinin haklarındaki bazı istihbari bilgilere, geçmişte aldıkları cezalara veya devam eden soruşturmalara dayanarak güven ilişkisinin bozulduğunu kabul etmiş ve işe iade taleplerini reddetmiştir. Başvurucular, haksız fesih işlemleri ve yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle özel hayatlarının ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına dair genel rejimi ve bilhassa olağanüstü hâl yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde dikkate alınacak anayasal kuralları detaylıca ele almıştır. Kararın temel ekseninde, Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında güvence altına alınan olağanüstü hâllerde hakların durdurulması rejimi ve Anayasa'nın 20. maddesi ile korunan özel hayata saygı hakkı bağlamında değerlendirmeler yapılmıştır. Yüksek Mahkeme, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde dahi Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca temel haklara yapılacak her türlü müdahalenin mutlaka durumun gerektirdiği ölçüde olması, asla keyfîlik barındırmaması ve dokunulması yasaklanan çekirdek haklara sirayet etmemesi gerektiğini kararlılıkla vurgulamıştır.
İşçi ile işveren arasındaki iş sözleşmesinin varlık temeli olan sadakat yükümlülüğü ve güven ilişkisi bağlamında, 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca yapılacak şüphe feshi uygulamalarının yasal sınırları hassasiyetle çizilmiştir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına da atıf yapılarak, işçinin şüpheli bir durumunun doğrudan iş sözleşmesinin fesih nedeni yapılabilmesi için salt ve basit bir şüphenin asla yeterli olmayacağı bildirilmiştir. Bu şüphenin muhakkak surette işçinin kişiliğinden kaynaklanan çok ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalarla net olarak desteklenmesi gerektiği kurala bağlanmıştır. Aksi bir hukuki yaklaşımın, hukuk devletinin en önemli güvencelerinden olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı düşeceği ve telafisi imkansız keyfî uygulamalara yol açacağı belirtilmiştir. Ek olarak, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ihlal iddialarında 6384 sayılı Kanun ve 7499 sayılı Kanun uyarınca öncelikle Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesi gerektiği hatırlatılmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların iş sözleşmelerinin feshine ilişkin mahkeme kararlarını incelediğinde, yargı mercilerinin fesih gerekçelerini somutlaştırmada oldukça yetersiz kaldığını tespit etmiştir. Mahkemeler, başvurucuların ifa ettikleri görevin niteliğini, çalışma sürelerini ve kendilerinden duyulan şüphenin bu göreve nasıl bir olumsuz etki yarattığını somut bir şekilde gerekçelendirmemiştir. Şüpheye neden olan fiili durum ile işçi arasında kişisel bir illiyet bağı kurulmamış, hatta bazı başvurucular hakkında verilen beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar göz ardı edilmiştir. Sadece ilgisiz bilgilere veya varsayımlara dayanılarak feshin geçerli sayılıp davanın reddedilmesi açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.
Devam eden soruşturma veya kovuşturmalara dayanılarak yapılan iş sözleşmesi fesihlerinde, derece mahkemelerinin irtibat veya iltisakı gösterir somut delilleri tartışmadan, salt soruşturmanın varlığını güven ilişkisinin zedelenmesi için yeterli görmesi eksik inceleme olarak değerlendirilmiştir. Yargı mercileri, beraat veya takipsizlik kararı olan durumlarda şüphenin devam edip etmediğini tatmin edici bir şekilde açıklayamamıştır. Aynı şekilde, fesih tarihinden çok uzun yıllar önce verilmiş eski mahkûmiyet kararlarının, başvurucunun mevcut çalışma pozisyonu dikkate alındığında neden hala ciddi ve objektif bir şüphe kaynağı olmaya devam ettiği bireyselleştirilmiş gerekçelerle sunulamamıştır. OHAL döneminde dahi kamu makamlarının takdir yetkilerini kullanırken nedenlerini ikna edici şekilde ortaya koyma yükümlülükleri ortadan kalkmamaktadır. Sonuç itibarıyla, alınan tedbirlerin keyfîlikten uzak olduğunu gösterecek ölçülülük ve gereklilik koşulları somut olayda hiçbir şekilde sağlanmamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, somut olayda kişiselleştirilmiş ikna edici gerekçeler ortaya konulmadan alınan fesih tedbirinin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği yönünde karar vermiştir ve başvuruyu kabul etmiştir.