Anasayfa Karar Bülteni AYM | Murat Bilen | BN. 2021/2479

Karar Bülteni

AYM Murat Bilen BN. 2021/2479

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/2479
Karar Tarihi 31.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Güç kullanımı zorunlu durumlarda ölçülü olmalıdır.
  • Devlet kontrolündeki yaralanmalar inandırıcı şekilde açıklanmalıdır.
  • Görevini yapan memura direnilmesi güç kullanımını haklılaştırır.
  • İddialar soyutsa derinlemesine soruşturma yapılması zorunlu değildir.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülerin asayişi bozan eylemlerine karşı infaz koruma memurlarının sahip olduğu güç kullanma yetkisinin sınırlarını hukuken oldukça net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, devletin gözetimi altındaki kişilerin vücut bütünlüğünün korunması yönündeki genel kuralın mutlak bir kural olmadığını, cezaevi personelinin görevini yapmasını aktif olarak engelleyen veya fiziksel olarak direnen mahkumlara karşı zor kullanılmasının meşru ve hukuki bir temele dayandığını vurgulamaktadır. İnfaz koruma memurlarının müdahalesi sırasında meydana gelen yüzeysel yaralanmaların, başvurucunun memurlara karşı sergilediği kendi dirençli tutumuyla orantılı olması ve aşırıya kaçmaması halinde, kötü muamele yasağının ihlal edilmiş sayılmayacağı açıkça kabul edilmiştir.

Emsal niteliğindeki bu karar, benzer cezaevi olaylarında mahkemelerin, savcılıkların ve cezaevi idarelerinin yapacağı incelemeler için çok önemli bir standart belirlemektedir. Özellikle kamu görevlisine aktif direnç gösteren mahkumların sonradan darp edildikleri iddiasıyla yaptıkları şikayetlerde, salt bir yaralanmanın varlığı ihlal kararı verilmesi için yeterli görülmemektedir. Karar, savcılıkların derhal cezaevi idaresinden bilgi alarak ve olay anına ait kamera kayıtlarını bizzat inceleyerek verdikleri takipsizlik kararlarının, olayda açık bir orantısızlık veya aşırı güç kullanımı emaresi yoksa, usul yükümlülüklerini karşıladığını teyit etmektedir. Bu durum, uygulamada savcılıkların asılsız, genel ve soyut kötü muamele iddialarını daha hızlı ve etkin bir biçimde sonuçlandırmalarına güçlü bir dayanak oluşturacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan Murat Bilen, koğuşta yaşanan bir gerginlik sırasında infaz koruma memurlarına karşı başka bir mahkuma siper olmuş ve memurların müdahalesine fiziksel olarak engel olmaya çalışmıştır. Bu müdahale esnasında yüzünden hafif şekilde yaralanan başvurucu, memurlar hakkında işkence ve kötü muamele iddialarıyla savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık makamı, olay anına ait kamera kayıtlarını ve cezaevi tutanaklarını detaylıca inceleyerek, mahkumların memurlara direndiğini, memurların ise sadece zor kullanma yetkisi sınırlarında kaldığını belirterek soruşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, bu karara yaptığı itirazın da sulh ceza hakimliği tarafından reddedilmesi üzerine, haksız yere darp edildiği ve olayın ardından etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği, ayrıca bulunduğu koğuşların çok kalabalık olduğu ve cezaevi idaresine sunduğu çeşitli dilekçelerin işleme konulmadığı iddialarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak hak ihlali tespiti ve tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında güvence altına alınan kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığının korunması ile kötü muamele yasağı ilkelerini dikkate almıştır. Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, güç kullanmaya yasal olarak yetkili olan kamu görevlilerinin, kesin olarak zorunlu olmayan durumlarda kişilere karşı fiziksel güce başvurmaları kural olarak Anayasa m. 17'nin üçüncü fıkrasında yer alan yasağı ihlal eder. Ancak güce başvurmanın olayların gelişimi neticesinde kesinlikle gerekli olduğu hallerde, kullanılan gücün aşırıya kaçmaması ve doğrudan kişinin gösterdiği direnç veya tutumuyla orantılı olması şarttır.

Bununla birlikte, kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi doğrudan devletin kontrolü ve gözetimi altında bulunduğu sırada yaralanması halinde, yetkili idari ve yargısal makamlar bu olayın nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir hukuki açıklama getirmekle yükümlüdür. Zira bu tür cezaevi olaylarının gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgi, belge ve deliller bütünüyle kamu makamlarının erişimi ve kontrolü altındadır.

Usul boyutu açısından ise, kötü muamele yasağı bağlamında devletin derhal etkili bir ceza soruşturması yürütme pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Şikayet olmasa dahi kötü muameleye ilişkin açık belirtilerin varlığı durumunda ivedilikle bağımsız bir soruşturma başlatılmalı, olayı aydınlatacak tüm deliller toplanmalı ve makul bir özenle hareket edilmelidir. Soruşturma sonucunda verilecek yargısal karar, mutlaka kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığına ilişkin hukuki bir değerlendirme içermelidir. Ayrıca, bireysel başvuru yoluna gidilebilmesi için 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 45 gereğince, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya eylem için kanunda öngörülmüş tüm idari ve yargısal olağan başvuru yollarının eksiksiz şekilde tüketilmesi zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ileri sürdüğü iddiaları kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutları ile olağan başvuru yollarının tüketilmesi kuralı çerçevesinde iki ayrı başlık altında incelemiştir. Başvurucunun koğuşların aşırı kalabalık olması ve sunduğu dilekçelerinin idarece işleme konulmamasına yönelik şikayetleri incelendiğinde, bu hususların öncelikle ceza infaz kurumu idaresine ve akabinde infaz hakimliğine taşınmadığı açıkça anlaşılmıştır. Bu nedenle, hukuk sistemindeki mevcut olağan idari ve yargısal yollar tüketilmeden doğrudan yapılan bu talepler kabul edilemez bulunmuştur.

Yaralanma ve etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi iddialarına yönelik maddi boyut incelemesinde, başvurucunun bizzat kendi beyanlarıyla cezaevi görevlilerinin başka bir mahkuma müdahalesine engel olmaya çalıştığı ve o kişiye kendini siper ettiği tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, infaz koruma memurlarının kanuni görevlerini yapabilmek ve kurum içi asayişi sağlamak amacıyla aktif direnç gösteren başvurucuya karşı fiziksel güç kullanmalarının olay anında zorunlu hale geldiğini vurgulamıştır. Başvurucu hakkında olay günü düzenlenen tıbbi raporda yer alan sol elmacık kemiğindeki ekimoz bulgusunun, başvurucunun memurlara karşı gösterdiği dirençli tutumuyla orantısız olduğuna veya kendisine karşı aşırı bir fiziksel güç kullanıldığına işaret etmediği sonucuna varılmıştır.

Usul boyutu yönünden yapılan değerlendirmede ise, savcılığın başvurucunun ihbarı üzerine derhal harekete geçerek cezaevi idaresinden ayrıntılı açıklama istediği, olay anına ait kamera kayıtlarını incelediği ve tıbbi raporları dikkate alarak delilleri topladığı görülmüştür. Savcılığın, memurların kanuni zor kullanma yetkisi sınırları içinde hareket ettiği ve ihbarın genel ve soyut kaldığı gerekçesiyle verdiği soruşturmaya yer olmadığına dair karar, Anayasa'nın gerektirdiği etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü zedeleyecek bir eksiklik olarak nitelendirilmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, koğuş kalabalıklığı ve dilekçelerin işlenmemesi iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, yaralanma iddiaları yönünden ise kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: