Karar Bülteni
AYM Mehmet Demez BN. 2021/10837
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/10837 |
| Karar Tarihi | 11.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Gözaltında yaralanmayı açıklama yükümlülüğü devlete aittir.
- Zor kullanma kesinlikle gerekli ve orantılı olmalıdır.
- Kötü muamele iddiaları resen ve derhâl soruşturulmalıdır.
- Soruşturma eksiksiz delil toplanarak özenle yürütülmelidir.
Bu karar, bireylerin devletin gözetimi ve denetimi altında bulundukları yakalama ile gözaltı süreçlerinde meydana gelen yaralanma olaylarında ispat yükünün kime ait olduğunu ve devletin pozitif yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin egemenlik alanı içindeki kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen ihlalleri önleme ve gerçekleşen olaylarda ikna edici açıklamalar getirme zorunluluğunu güçlü bir biçimde vurgulamıştır. Gözaltı giriş ve çıkış raporları arasındaki uyumsuzlukların, yetkili makamlarca titizlikle incelenmesi gerektiği bir kez daha kesin bir dille teyit edilmiştir. Güvenlik güçlerinin zor kullanma yetkisinin sınırları ve bu yetkinin aşılması durumunda ortaya çıkan hukuki sorumluluklar bu emsal kararla somutlaştırılmıştır.
Emsal nitelikteki bu karar, benzer kolluk şiddeti ve kötü muamele iddialarını içeren davalarda soruşturma makamlarının nasıl bir usul izlemesi gerektiğine dair bağlayıcı bir standart getirmektedir. Soruşturma mercilerinin mağdur beyanlarını almadan, teşhis işlemi yaptırmadan ve kamera kayıtları gibi somut delilleri toplamadan şablon gerekçelerle takipsizlik kararı vermesinin, Anayasa ile teminat altına alınan hakların usul boyutunu doğrudan zedeleyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu yönüyle karar, uygulamadaki ceza soruşturmalarında makul özen, sürat ve tarafsızlık ilkelerinin kâğıt üzerinde kalmaması, bilakis fiiliyata dökülmesi gerektiğini uygulayıcılara hatırlatmakta, cezasızlık kültürünün önüne geçilmesi adına yargısal makamlara düşen asli görevlerin altını çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, hakkında cinsel istismar suçlamasıyla yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alınmıştır. Gözaltı girişinde alınan adli sağlık raporunda herhangi bir darp veya cebir izi bulunmazken, ertesi gün tutuklama sevki öncesinde alınan çıkış raporunda çenede kızarıklık, sol göz altında ve kaburgada ağrı ile şişlik tespit edilmiştir. Başvurucu, emniyetteki ifade alma işlemi sırasında görse tanıyabileceği bir polis müdürü tarafından kendisine fiziksel ve sözlü şiddet uygulandığını iddia ederek şikâyetçi olmuş, olay yargıya intikal etmiştir.
Savcılık tarafından başlatılan ceza soruşturmasında, şikâyet edilen polis memurunun istinabe yoluyla ifadesi alınmış ancak şiddet iddiaları kendisi tarafından reddedilmiştir. Savcılık, kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisi sınırlarını aşmadığına ve hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına kanaat getirerek takipsizlik kararı vermiştir. İtirazının sulh ceza hâkimliğince de incelenip reddedilmesi üzerine iç hukuk yollarını tüketen başvurucu, gözaltında fiziksel şiddete maruz kaldığını ve olayın etkili, bağımsız bir şekilde soruşturulmadığını belirterek temel haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 hükmünde yer alan "Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz." kuralını hukuki dayanak olarak temel almıştır. Ayrıca devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma pozitif yükümlülüğünü genel hatlarıyla düzenleyen Anayasa m. 5 hükmü de bu değerlendirmenin ayrılmaz bir parçası olarak odağa yerleştirilmiştir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, kişinin kendi tutumu veya eylemleri nedeniyle kesin olarak zorunlu kılınmadıkça fiziksel güce başvurmaları kötü muamele yasağını açıkça ihlal etmektedir. Güç kullanımının meşru ve kaçınılmaz olduğu istisnai hâllerde dahi, kullanılan bu gücün ölçülü olması ve aşırıya kaçmaması katı bir hukuki zorunluluktur. Bireyin, bütünüyle devletin kontrolü altında bulunduğu gözaltı veya tutukluluk gibi süreçlerde meydana gelen her türlü yaralanmalarda, yetkili makamların bu duruma tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme idari yükümlülüğü bulunmaktadır. Zira bu tür kapalı alanlarda gerçekleşen olayların koşullarına dair tüm bilgi ve kanıtlar doğrudan devletin tekelinde ve sorumluluğundadır.
Hukuk doktrini ve yerleşik mahkeme içtihatları ışığında, kötü muamele yasağının usul boyutu gereğince, kasten kötü muamele iddialarında devletin derhâl, ivedilikle ve tarafsız makamlarca bağımsız bir ceza soruşturması başlatması şarttır. Etkili bir soruşturmanın varlığından söz edilebilmesi için, olayı aydınlatacak tüm maddi delillerin eksiksiz toplanması, olay yeri kamera kayıtlarının incelenmesi, ilgili tanıkların dinlenmesi ve mağdurun soruşturma sürecine aktif katılımının sağlanması gerekmektedir. Soruşturma makamlarının aceleci, yüzeysel ve eksik araştırmalarla, maddi gerçekten ve temelden yoksun varsayımlara dayalı olarak dosyayı kapatma kararları vermesi, devletin anayasal usuli yükümlülüklerinin ağır bir ihlali olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi somut olayı incelerken, başvurucunun gözaltına alınmadan hemen önce düzenlenen ilk sağlık raporunda herhangi bir darp veya cebir izine rastlanmadığını, ancak bir gün sonra alınan çıkış raporunda vücudunun çeşitli yerlerinde eritem, şişlik ve ağrı tespit edildiğini detaylı bir biçimde vurgulamıştır. Bireyin gözaltı gibi tamamen devletin kontrolü altında olduğu dar bir zaman diliminde meydana gelen bu yaralanmaya ilişkin yetkili makamlarca tatmin edici ve inandırıcı hiçbir objektif açıklama getirilmemiştir. Kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenen resmî yakalama tutanağında herhangi bir direnme veya güç kullanıldığına dair bir ibare bulunmamasına rağmen, savcılık makamının takipsizlik kararında yakalama sırasında orantılı güç kullanıldığı şeklinde dayanaksız ve farazi bir değerlendirme yaptığı görülmüştür. Yüksek Mahkeme, bu çelişkili ve dayanaksız durumun insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunu derinden zedelediğini tespit etmiştir.
Soruşturma sürecinin etkililiği ve hukuka uygunluğu yani usul boyutu açısından yapılan incelemede ise yargı sistemindeki çok daha ciddi eksiklikler saptanmıştır. Çıkış raporunda fiziki darp bulguları açıkça tespit edilmesine ve başvurucunun ilk ifadesinde doğrudan kolluk şiddetini dile getirmesine rağmen, iddia makamınca resen ve derhâl bir ceza soruşturması başlatılmamıştır. Başvurucunun bizzat yaptığı suç duyurusu üzerine aylar sonra yürütülen soruşturmada ise olayın aydınlatılmasına yarayacak en temel usuli adımlar atılmamıştır. Başvurucunun beyanları detaylı ve yüz yüze şekilde alınmamış, polis memuruna yönelik şüpheli teşhis işlemi yaptırılmamış, olası tanıklar dinlenmemiş ve en önemlisi polis merkezi kamera kayıtları araştırılmamıştır. Yalnızca şikâyet edilen şüphelinin aylar sonra alınan yazılı ifadesiyle yetinilerek, son derece eksik bir tahkikat neticesinde hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde takipsizlik kararı verilmiştir. Mahkeme, soruşturma makamlarının makul özen ve süratle hareket etme şeklindeki anayasal yükümlülüğünü açıkça yerine getirmediğini ortaya koymuştur.
Tüm bu hukuki tespitler ışığında, başvuru konusu olayda hem devletin kendi gözetimi altındaki bireyin vücut bütünlüğünü koruma negatif ve pozitif yükümlülüğünü yerine getiremediği hem de gerçekleşen vahim olayı aydınlatmak için asgari standartları taşıyan etkili ve bağımsız bir ceza soruşturması yürütmediği şüpheye yer bırakmayacak biçimde anlaşılmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.