Anasayfa Karar Bülteni AYM | Abuzer Serdar Özlü | BN. 2021/56372

Karar Bülteni

AYM Abuzer Serdar Özlü BN. 2021/56372

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/56372
Karar Tarihi 26.03.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Gözaltı sürelerinin cezadan mahsubu yasal zorunluluktur.
  • Yargı mercilerinin mahsup konusunda takdir yetkisi yoktur.
  • Eksik mahsup, kişi hürriyeti ve güvenliğini ihlal eder.
  • İnfaz süresinin hukuka uygunluğu anayasal bir güvencedir.

Bu karar, ceza infaz hukukunun en temel kurumlarından biri olan mahsup işleminin, mahkûmun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla doğrudan bağlantılı olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Yargılama süreçlerinde sıklıkla rastlanan gözaltı ve tutukluluk gibi koruma tedbirlerinde geçirilen sürelerin, kesinleşen hapis cezasından indirilmesi hukuki bir lütuf değil, kanuni bir emredici zorunluluktur. Anayasa Mahkemesi, bu kararında yargı makamlarının bilgi eksikliği veya basit bir iletişim kopukluğu sebebiyle kişinin bir gün dahi fazladan hürriyetinden yoksun bırakılmasının telafisi imkânsız bir anayasal hak ihlali teşkil ettiğinin altını çizmiştir.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle birden fazla kez gözaltına alınan veya tutuklanıp serbest bırakılan kişilerin infaz hesaplamalarında infaz hâkimlikleri ile savcılıklara ciddi bir dikkat ve özen yükümlülüğü getirmektedir. Müddetnamelerin düzenlenmesi ve denetlenmesi aşamasında, sanığın soruşturma evresindeki tüm gözaltı ve tutukluluk geçmişinin titizlikle araştırılması gerekmektedir. İnfaz hâkimliklerinin yapılan mahsup itirazlarını incelerken sadece yerel mahkemelerin bildirdiği güncel müzekkerelerle yetinmemesi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden kişinin geçmişe dönük tüm hürriyeti bağlayıcı tedbir kayıtlarını bizzat ve resen denetlemesi gerektiği bu kararla bir kez daha tescillenmiştir. Aksi takdirde, hürriyeti kısıtlayan en ufak idari veya yargısal inceleme hatası, haksız hapis yatmaya sebep olacak ve devleti ağır tazminat yükümlülükleriyle karşı karşıya bırakacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlık, bir mahkûmun cezaevinde kanunun belirlediğinden daha fazla yatmasını engellemek amacıyla infaz hâkimliğine yaptığı itirazın eksik inceleme neticesinde reddedilmesi etrafında şekillenmektedir. Başvurucu Abuzer Serdar Özlü, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında 2016 yılında yedi gün boyunca gözaltında kalmış, sonrasında adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. Aynı soruşturma kapsamında 2018 yılında tekrar gözaltına alınarak tutuklanmış ve yargılama sonucunda hapis cezasına çarptırılmıştır.

Cezası kesinleştikten sonra cezaevinde kalacağı süreyi hesaplayan savcılık, hazırladığı infaz belgesinde (müddetname) başvurucunun sadece 2018 yılındaki ikinci gözaltı ve tutukluluk sürelerini cezasından düşmüştür. Başvurucu, 2016 yılında geçirdiği yedi günlük ilk gözaltı süresinin de yatacağı cezadan düşülmesi gerektiğini belirterek infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. Ancak infaz hâkimliği, ağır ceza mahkemesinden gelen yazıda bu ilk gözaltı süresinin yer almaması nedeniyle talebi reddetmiştir. Başvurucu, itirazlarının da sonuçsuz kalması üzerine, gözaltı süresinin eksik hesaplanması sebebiyle haksız yere fazladan hapis yatacağı gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu tür infaz hukuku uyuşmazlıklarını çözerken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın kişi hürriyeti ve güvenliğini güvence altına alan 19. maddesini en temel dayanak olarak kullanmaktadır. Anayasa'nın bu maddesine göre, mahkemelerce verilmiş bir hapis cezasının infazı sürecinde, kişilerin ceza infaz kurumlarında tutulma sürelerinin mahkûmiyet kararına ve ilgili mevzuat hükümlerine harfiyen uygun olması anayasal bir zorunluluktur. Hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi etkileyen her türlü eksik ya da hatalı hesaplama, kanuni dayanaktan yoksun bir tutma işlemi yaratacağından, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ağır bir ihlali anlamına gelmektedir.

Konunun yasal boyutunda ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.63 hükmü devreye girmektedir. Bu madde, mahkûmiyet hükmü kesinleşmeden önce gerçekleşen ve kişinin özgürlüğünü kısıtlayan bütün hâller nedeniyle (gözaltı veya tutukluluk gibi) geçirilen sürelerin, hükmolunan hapis cezasından indirilmesini kati bir biçimde emretmektedir. Hukukumuzda "mahsup" olarak adlandırılan bu indirim işlemi, yargı organları açısından isteğe bağlı bir takdir yetkisi değildir. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, suç şüphesi altında özgürlüğünden mahrum bırakılan bireyin, sonradan ceza alması hâlinde bu sürelerin ziyan olmamasını ve cezasından düşülmesini kesin bir kurala bağlamıştır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre yargı organları, bir mahsup talebiyle karşılaştıklarında, kişinin geçmişte özgürlüğünden mahrum bırakılıp bırakılmadığını detaylıca araştırmakla yükümlüdür. Şartları oluşmuşsa, bu sürenin infaz edilecek cezadan indirilmesi mecburi olup aksi bir yaklaşım hiçbir şekilde hukuka uygun görülemez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun durumu hakkında yaptığı incelemede, adli mercilerin dosya üzerinden yaptıkları yazışma eksikliklerinin özgürlük üzerindeki vahim sonuçlarını tespit etmiştir. Başvurucu, 25 Mayıs 2016 ile 31 Mayıs 2016 tarihleri arasında, yargılandığı dava kapsamında tam yedi gün boyunca gözaltında tutulmuştur. Bu durum emniyet ve yargı belgeleriyle sabit olmasına rağmen, infaz hâkimliğinin mahsup (indirim) talebini değerlendirirken ağır ceza mahkemesinden istediği bilgilere, mahkeme tarafından eksik cevap verilmiştir. İlgili ağır ceza mahkemesi sadece 2018 yılındaki ikinci tutukluluk ve gözaltı sürecini bildirmiş, 2016 yılındaki yedi günlük gözaltı süresini cevabi yazıya eklemeyi atlamıştır.

İnfaz hâkimliği de önüne gelen bu eksik yazıya dayanarak ve başkaca bir sistem kontrolü yapmadan başvurucunun yedi günlük mahsup talebini doğrudan reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu silsile hâlindeki bilgi eksikliğinin ve yargı organlarının yeterli araştırma yapmamasının, başvurucunun hapiste kalma süresini doğrudan uzattığına dikkat çekmiştir. Hukuk sistemimizde mahsup işleminin mahkemeler için bir mecburiyet olduğu vurgulanarak, kişinin resmî kayıtlarında var olan ve kanıtlanmış bir gözaltı süresinin cezasından düşülmemesi açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.

Yüksek Mahkeme, kişinin kanunların belirlediği süreden bir gün bile fazla cezaevinde tutulmasının, Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında asla hukuka uygun bir tutma işlemi olarak nitelendirilemeyeceğini net bir biçimde ifade etmiştir. İlgili yargı mercilerinin, başvurucunun özgürlüğünü kısıtlayan geçmiş tüm süreleri dikkatle hesaplamak ve infaz süresine dâhil etmek zorunda olduğu, başvurucunun cezasını tamamlayıp denetimli serbestlikle tahliye edilmiş olmasının yaşanan bu hukuki hak ihlalini ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, gözaltında kalınan sürenin hapis cezasından mahsup edilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: