Karar Bülteni
AYM 2021/28450 BN.
Anayasa Mahkemesi | Gürbüz Tatar | 2021/28450 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/28450 |
| Karar Tarihi | 12.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Gerekçesiz kısa kararla istinaf süresi başlamaz.
- Gerekçeli karar tebliğ edilmeden süre başlatılamaz.
- Süreyi tefhimden başlatmak mahkemeye erişimi engeller.
- Öngörülemez süre yorumu ağır bir külfettir.
Bu karar, idari ve adli yargı süreçlerinde kanun yollarına başvuru sürelerinin hesaplanmasında "tefhim" kavramının nasıl anlaşılması gerektiği konusunda oldukça kritik bir hukuki anlam taşımaktadır. Mahkemelerin duruşma esnasında yalnızca hüküm fıkrasını (kısa kararı) okuyarak gerekçeyi sonradan yazmaları durumunda, davanın taraflarının kararın hukuki dayanaklarını tam olarak öğrenemediği açıktır. Anayasa Mahkemesi, gerekçesi açıklanmayan bir hükmün hukuken tefhim edilmiş sayılamayacağını açıkça ortaya koyarak, vatandaşların ve avukatların gerekçesini bilmedikleri bir karara karşı kanun yoluna başvurmaya zorlanamayacağını tespit etmiştir. Bu durum, usul hukukundaki sürelerin aşırı şekilci bir yaklaşımla değil, hakkın özünü koruyacak ve adalete erişimi güvence altına alacak şekilde yorumlanması gerektiğini göstermektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, icra hukuk mahkemeleri başta olmak üzere tüm derece mahkemeleri ve istinaf mercileri için bağlayıcı bir temel oluşturmaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, kısa kararın duruşmada tefhiminden itibaren istinaf süresinin başlatılması ve sonrasında gerekçeli karar tebliğ edilse dahi ilk sürenin baz alınarak hak arama başvurularının süre aşımından reddedilmesi pratiği bu kararla anayasal haklara aykırı bulunmuştur. İstinaf veya temyiz sürelerinin ancak gerekçeli kararın tebliğ ya da gerekçesiyle birlikte tefhim edilmesiyle işlemeye başlayacağı kuralı, uygulamadaki geri dönülemez hak kayıplarını ve haksız usulden ret kararlarını büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır. Bu yönüyle karar, adil yargılanma hakkının en önemli taşlarından olan mahkemeye erişim güvencesini pekiştiren güçlü bir içtihattır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Gürbüz Tatar, alacaklısı olduğu bir şirket aleyhine icra takibi başlatmış ve bu kapsamda haciz işlemi uygulanmasını talep etmiştir. İcra müdürlüğünün işlemine konu edilen ve haczedilen mallarla ilgili olarak üçüncü bir kişi tarafından istihkak iddiasında bulunulmuştur. İcra müdürlüğünün prosedürü işletmesi üzerine söz konusu uyuşmazlık icra hukuk mahkemesine taşınmıştır. İcra hukuk mahkemesi, üçüncü kişinin şikâyetini haklı bularak icra müdürlüğü kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Mahkeme, davanın sonucunu duruşma esnasında kısa karar olarak açıklamış ve istinaf süresinin tefhimden itibaren on gün olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, kararın yasal dayanaklarını görmek için gerekçeli kararı beklemiş ve karar kendisine tebliğ edildikten sonraki on günlük yasal süre içinde istinaf yoluna başvurmuştur. Ancak bölge adliye mahkemesi, on günlük istinaf süresinin kısa kararın duruşmada okunduğu tarihten (tefhimden) itibaren başladığını belirterek, başvurucunun talebini süre aşımı nedeniyle usulden reddetmiştir. Başvurucu da bu ret kararının hak arama hürriyetini ve mahkemeye erişim hakkını engellediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en belirgin tezahürü olan mahkemeye erişim hakkı ilkelerine dayanmıştır. Yargılama süreçlerinde tarafların kanun yollarına etkili bir şekilde başvurabilmesi ve haklarını arayabilmesi, mahkemeye erişim hakkının özünü oluşturmaktadır.
Somut olayda uygulanan temel kanun hükmü olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 363 maddesi, icra mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvuru süresinin tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren on gün olduğunu düzenlemektedir. Bununla birlikte, uyuşmazlığın temelini oluşturan istihkak prosedürünü düzenleyen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 97, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 99 ve ispat yükünü düzenleyen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 97/a hükümleri uyarınca verilen kararların niteliği gereği, tarafların mahkemenin hukuki argümanlarını bilmesi zorunludur.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensiplerine göre; mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve davanın esası hakkında etkili bir hukuki karar elde edebilmek anlamına gelir. Kanun yollarına başvuru için öngörülen süre koşulları, hukuki belirlilik ve istikrarın sağlanması gibi meşru kamusal amaçlara hizmet etse de, bu kuralların yargı mercileri tarafından aşırı şekilci bir yaklaşımla yorumlanması hakkın özünü zedeler. Rüstem Gül emsal kararında da benimsendiği üzere; gerekçesi açıklanmamış bir hükmün tefhim edilmiş sayılması hukuken olanaklı değildir. Bireylerin, kanun yoluna başvuru haklarını amaca uygun bir biçimde kullanabilmeleri için kararın hangi hukuki ve maddi gerçeklere dayandığını bilmeleri şarttır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olaydaki fiili ve hukuki gelişmeleri adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden detaylı bir şekilde incelemiştir. İcra hukuk mahkemesi tarafından verilen 22.10.2020 tarihli kısa kararda yalnızca davanın üçüncü kişi lehine kabul edildiği belirtilmiş, ancak bu hukuki sonuca hangi delillerle ve değerlendirmelerle ulaşıldığı duruşma tutanağına yansıtılmamıştır. Mahkeme, aylar sonra 16.11.2020 tarihinde yazımını tamamladığı gerekçeli kararda, mülkiyet karinesinin borçlu lehine olduğunun kanıtlanamadığı yönündeki esaslı gerekçesine yer vermiştir. Başvurucu vekili de davanın esasına ilişkin bu gerekçeli kararı 01.12.2020 tarihinde resmi olarak tebliğ aldıktan sonra süresi içinde ayrıntılı istinaf dilekçesini sunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi ise istinaf başvuru süresinin, gerekçesi hiç açıklanmayan ve tarafın uyuşmazlığın neden aleyhine sonuçlandığını bilemeyeceği kısa kararın duruşmada tefhim edildiği tarihten itibaren başladığını kabul ederek başvurucunun istinaf talebini süre aşımından dolayı reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, kanun yolu merciinin bu uygulamasını mahkemeye erişim hakkını kısıtlayan aşırı ve öngörülemez bir yorum olarak nitelendirmiştir. Başvurucunun, kararın hukuki gerekçesini bilmeden, sırf hüküm fıkrasının okunmasına dayanılarak etkili ve davanın esasına yönelik bir istinaf dilekçesi hazırlaması beklenemez. Karar gerekçesini bilmeyen başvurucudan tefhim tarihinden itibaren kanun yoluna başvurmasını beklemek, mahkemeye erişim hakkı üzerinde ağır ve orantısız bir külfet oluşturmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin tespitlerine göre, kanun yolu mercilerinin usul hükümlerini, hakkın özünü zedeleyecek ve üst mahkemeye başvuru hakkını fiilen imkânsız kılacak şekilde dar yorumlamaması gerekmektedir. İstinaf süresinin, kararın gerekçesi açıklanmadan salt tefhimle başlatılmasına ilişkin bu idari ve yargısal yorum, hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.