Karar Bülteni
AYM Cem Yılmaz Tekçe BN. 2022/52838
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/52838 |
| Karar Tarihi | 10.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Gerekçeli karar hakkı her iddiayı cevaplamayı gerektirmez.
- Önemli itirazların ilgili ve yeterli gerekçeyle karşılanması şarttır.
- Delillerin değerlendirilmesi asıl olarak derece mahkemelerinin takdirindedir.
- Açık keyfilik yoksa delil takdirine müdahale edilemez.
Bu karar, trafik denetimlerinde yapılan alkol ölçümlerine yönelik itirazlarda sunulan özel hastane veya tıp fakültesi raporlarının ispat gücünü ve sulh ceza hâkimliklerinin bu delilleri değerlendirme yetkisini hukuken netleştirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin kolluk gözetimi olmaksızın alınan kan testi raporlarını reddetmesini ve tutanaklara ihtirazi kayıt konulmamasını esas alan kararlarını, gerekçeli karar hakkı kapsamında ilgili ve yeterli bulmuştur. Yüksek Mahkeme, delil değerlendirme yetkisinin asıl olarak yargılamayı yürüten ilk derece mahkemelerinde olduğunu ve açık bir takdir hatası veya keyfilik bulunmadıkça bu hukuki takdire müdahale edilemeyeceğini kesin bir dille vurgulamaktadır.
Uygulamada sürücülerin kolluk ölçümüne itiraz ederek kendi imkânlarıyla aldıkları sağlık raporlarını mahkemelere sunmaları sıklıkla karşılaşılan ve kafa karışıklığı yaratan bir durumdur. Bu karar ile resmi kolluk gözetimi olmadan alınan kan testi raporlarının ve itirazsız imzalanan polis tutanaklarının mahkemelerce aksi yönde bir delil olarak kabul edilmemesinin adil yargılanma hakkını doğrudan ihlal etmediği ortaya konmuştur.
Benzer trafik idari yaptırım itirazlarında bu kararın emsal etkisi oldukça nettir. Sulh ceza hâkimliklerinin delilleri değerlendirirken şekli ve usuli kurallara, özellikle de ihtirazi kayıt ve kolluk nezareti gibi unsurlara dayanarak verdikleri ret kararlarının anayasal denetim sınırları net olarak çizilmiş ve derece mahkemelerinin takdir yetkisi anayasal düzlemde güçlü bir biçimde korunmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Cem Yılmaz Tekçe, aracıyla seyir halindeyken trafik ekipleri tarafından rutin yol kontrolü amacıyla durdurulmuş ve alkolmetreli ölçüm sonucunda 0,78 promil alkollü çıkmıştır. Bu ölçüm neticesinde kolluk kuvvetlerince kendisine idari para cezası kesilmiş ve sürücü belgesine iki yıl süreyle el konulmuştur. Başvurucu ise alkol kullanmadığını, sadece mide rahatsızlığı nedeniyle ilaç aldığını ve ölçümdeki sonucun cihazın hatasından veya kullandığı ilaçtan kaynaklanmış olabileceğini iddia etmiştir. Olaydan yaklaşık otuz yedi dakika sonra kendi imkânlarıyla bir üniversite hastanesine giderek kan testi yaptırmış ve bu testte kanındaki alkol oranı 0,03 promil çıkmıştır. Başvurucu, hastaneden aldığı bu düşük alkol oranını gösteren kan testi sonucunu ana delil olarak sunarak hakkında uygulanan trafik idari para cezasının iptali talebiyle sulh ceza hâkimliğine dava açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümlenmesinde temel alınan ana mevzuat hükmü 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.48 ve bu kanun maddesine dayanılarak çıkarılan yönetmelik kurallarıdır. Söz konusu kanun maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, kanunda belirtilen promil sınırının üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücülere idari para cezası uygulanmakta ve sürücü belgelerine ihlalin sayısına göre belirli sürelerle el konulmaktadır.
Trafik denetimlerinde yapılan alkol ölçümlerine itiraz edilmesi durumunda izlenecek usuller, hukuki güvenlik ve delillerin sıhhati açısından büyük önem taşımaktadır. Genel hukuk prensipleri uyarınca, yetkili kolluk kuvvetleri tarafından usulüne uygun şekilde düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan ve hükme esas teşkil eden resmi belgelerdir. Bu tutanakların aksinin ispat edilmesi her zaman mümkündür ancak ispat aracı olarak mahkemeye sunulacak delillerin usulüne uygun şekilde elde edilmiş olması gerekmektedir. Özellikle alkol ölçümlerinde itirazı olan veya sonucun hatalı olduğunu düşünen sürücülerin, resmi yetkililerin gözetiminde ve yönlendirmesiyle en yakın sağlık kuruluşlarında kan testi yaptırmaları mevzuatın ve yerleşik içtihatların öngördüğü bir ispat usulüdür.
Bunun yanı sıra, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı da bu tür uyuşmazlıklarda devreye girmektedir. Anayasa'nın 141. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde mahkemeler, verdikleri kararların maddi ve hukuki temellerini açıkça göstermekle yükümlüdür. Ancak gerekçeli karar hakkı, tarafların ileri sürdüğü her bir iddianın uzun ve ayrıntılı olarak cevaplanmasını gerektirmez. Önemli olan, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmaların mahkemece ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmasıdır. Mahkemelerin önüne gelen somut delilleri değerlendirme ve takdir etme yetkisi bulunmakta olup, bu hukuki takdirde açık bir keyfilik veya bariz bir hata bulunmadıkça anayasal hakların ihlalinden söz edilemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı başvurucunun iddiaları doğrultusunda adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden oldukça detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucu, trafik ekiplerince yapılan ölçümden kısa bir süre sonra kendi imkânlarıyla bir tıp fakültesi hastanesinde yaptırdığı ve 0,03 promil sonucunu veren kan testine dayanarak hakkında verilen idari para cezasına itiraz etmiştir. İtirazı ilk derece makamı olarak inceleyen Gaziantep 4. Sulh Ceza Hâkimliği ise başvurucunun sunduğu bu sağlık raporunu iki temel usuli gerekçeyle reddetmiştir: Birincisi, kan testinin görevli kolluk memurlarının sevk ve nezaretinde gerçekleştirilmemiş olması; ikincisi ise başvurucunun trafik ekiplerince olay yerinde düzenlenen tutanaklara herhangi bir ihtirazi kayıt koymaksızın imza atmış olmasıdır. İtiraz mercii olarak görev yapan Gaziantep 5. Sulh Ceza Hâkimliği de bu kararı hukuka ve usule uygun bularak kesin olarak onamıştır.
Yüksek Mahkeme, bireysel başvuru incelemesinde öncelikle yargılamayı yapan mahkemelerin delil değerlendirme yetkisine güçlü bir vurgu yapmıştır. Anayasa Mahkemesinin görevi, doğrudan derece mahkemelerinin veya idari mercilerin yerine geçerek delilleri sıfırdan yeniden değerlendirmek veya uyuşmazlığın esası hakkında nihai bir karar vermek değildir. Olayı incelemek, delilleri toplamak ve değerlendirmek konusunda asıl sorumlu ve yetkili olan makamlar, yargılamayı bizzat yürüten ilk derece mahkemeleridir. Somut olayda Sulh Ceza Hâkimliği, başvurucunun idari yaptırım kararına karşı sunduğu en temel delil olan hastane kan testi raporunu incelemiş, bu delilin neden geçerli sayılamayacağını kendi takdir yetkisi sınırları içinde kalarak hukuki gerekçelere (kolluk nezaretinin eksikliği ve tutanağa itirazsız imza atılması olgularına) dayandırarak açıkça tartışmıştır. Yüksek Mahkemedeki bir üyenin, bilimsel delilin üstün tutulması gerektiği yönündeki karşı oyuna rağmen çoğunluk, derece mahkemesinin takdirini yeterli bulmuştur.
Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesi kararının gerekçesiz olmadığını, başvurucunun ileri sürdüğü temel itiraz noktalarının kararda yeterince karşılandığını tespit etmiştir. Sulh Ceza Hâkimliğinin hukuk kurallarını uygulamasında veya taraflarca sunulan delilleri takdir etmesinde bariz bir takdir hatası veya adaleti zedeleyen açık bir keyfilik de saptanmamıştır. Başvurucunun yargılamanın sonucunu değiştirecek nitelikte olduğunu iddia ettiği savunmalarına mahkemece yeterli bir hukuki cevap verilmiştir. Tüm bu değerlendirmeler ışığında, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan kararın gerekçelendirilmesi yükümlülüğünün ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.