Karar Bülteni
AYM HDP Genel Merkezi (2) BN. 2022/9655
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/9655 |
| Karar Tarihi | 16.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Etkinlikleri toptan izne bağlamak anayasaya aykırıdır.
- Soyut güvenlik kaygılarıyla barışçıl eylemler yasaklanamaz.
- Gündelik yaşamdaki aksamalar toplanma hakkının doğasındandır.
- İdare güvenlik için öncelikle alternatif tedbirler almalıdır.
Bu karar, idari makamların kamu düzeni ve güvenliği gerekçesiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarına yönelik aldıkları genel yasaklama kararlarının anayasal sınırlarını net bir şekilde çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, mülki idare amirlerinin bir ildeki tüm eylem ve etkinlikleri kategorik olarak izne bağlamasının, Anayasa'nın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının önceden izin almadan kullanılabileceği yönündeki güvencesiyle doğrudan çeliştiğini açıkça vurgulamıştır. İdarenin, somut ve yakın bir tehlike ortaya koymaksızın, salt yasa dışı eylemlere dönüşme ihtimali veya gündelik hayatın etkilenebileceği varsayımıyla barışçıl protestoları engellemesi hak ihlali olarak tespit edilmiştir.
Uygulamadaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar valilikler ve kaymakamlıklar tarafından alınan genel yasaklama kararlarına karşı açılacak idari davalarda güçlü bir hukuki dayanak oluşturacaktır. İdari amirler, güvenlik mülahazaları ile yasaklama kararı alırken artık çok daha somut, denetlenebilir ve açık bir tehlikenin varlığını ispat etmek zorundadır. Ayrıca kolluk kuvvetleri ve mülki amirler, bir etkinliği doğrudan yasaklamak yerine, etkinliğin barışçıl bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacak alternatif güvenlik tedbirlerini almayı önceliklendirmek durumundadır. Karar, toplanma özgürlüğünün kullanımından kaynaklanan olağan aksaklıkların demokratik bir toplumda hoşgörüyle karşılanması gerektiği ilkesini idari pratiğe kalıcı bir biçimde yerleştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman İl Başkanlığı, Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyum atanmasını protesto etmek ve başkanların görevlerine iadesini talep etmek amacıyla Batman'ın çeşitli merkezi bölgelerinde stant açıp imza kampanyası düzenlemek istemiştir. Bu amaçla yasal olarak Batman Valiliğine bildirimde bulunulmuştur. Ancak Batman Valiliği, il genelindeki tüm etkinlikleri on beş gün süreyle mülki idare amirinin iznine bağlayan genel bir karar almış ve emniyetin olumsuz görüşü doğrultusunda partinin stant açma talebini uygun bulmayarak reddetmiştir. Emniyetin ret görüşünde, alanların kalabalık olduğu, marjinal gruplarca provokasyon yapılabileceği ve toplumsal olayların çıkabileceği varsayımlarına yer verilmiştir. Başvurucu parti, valiliğin genel yasaklama kararının ve kendi stant açma taleplerinin reddedilmesi işleminin iptali talebiyle idari yargıda dava açmış ancak davası reddedilmiştir. Bunun üzerine parti, barışçıl toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkının engellendiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 34. maddesi ile güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çerçevesinde ele almıştır. Mahkemenin karara temel teşkil eden hukuki dayanakları şunlardır:
Anayasa'nın 34. maddesi uyarınca herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. İdarenin söz konusu müdahalesi, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu m.11 kapsamında kamu düzeninin korunması amacıyla tesis edilmiş olsa da, bu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması rejimine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine tam uyum sağlaması zorunludur.
Anayasa Mahkemesi, yerleşik içtihatlarına dayanarak, toplanma hakkının demokratik bir toplumda mevcut düzene itiraz eden ve değişim talep eden siyasi fikirlerin barışçıl yollarla ifade edilmesi için vazgeçilmez bir araç olduğunu vurgulamıştır. Bu hakkın kullanımı sırasında trafiğin kısa süreli aksaması veya günlük yaşamda kısmi zorluklar yaşanması hakkın doğası gereğidir ve devletin bu tür olağan durumlara karşı hoşgörü göstermesi demokratik bir gerekliliktir.
Kamu makamlarının, toplantı ve gösteri yürüyüşlerini güvenlik gerekçesiyle tamamen yasaklaması ancak son çare olarak başvurulabilecek istisnai bir durumdur. Devletin öncelikli pozitif yükümlülüğü, toplantı hakkının kullanılmasını engellemek değil, tam aksine katılımcıların güvenliğini sağlayarak etkinliğin barışçıl bir şekilde gerçekleştirilmesine yönelik gerekli alternatif güvenlik tedbirlerini almaktır. Sadece ihtimallere ve soyut varsayımlara dayanan genel güvenlik kaygıları, temel bir anayasal hakkın kısıtlanması için haklı, geçerli ve yeterli bir hukuki gerekçe oluşturamaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda iki ayrı idari müdahaleyi kapsamlı biçimde incelemiştir. İlk olarak, Batman Valiliğinin il genelindeki tüm eylem ve etkinlikleri on beş gün süreyle mülki idare amirinin iznine bağlayan genel kararı değerlendirilmiştir. Yüksek Mahkeme, bu tür toptancı genel kararların, Anayasa'nın 34. maddesinde çok açık bir şekilde belirtilen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının "önceden izin almadan kullanılabileceği" yönündeki ek güvenceye açıkça aykırı olduğunu ve anayasal kuralın lafzıyla doğrudan çeliştiğini saptamıştır.
İkinci olarak, başvurucu siyasi partinin stant açma talebinin reddedilmesine ilişkin birel işlem mercek altına alınmıştır. İdare ve idari yargı mercilerinin, etkinliğin yapılmak istendiği yerlerin merkezi bir konumda bulunması ve marjinal gruplarca provokasyon riski taşıması gibi tamamen soyut ve varsayımsal gerekçelere dayandığı görülmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesi, idarenin kamu düzenini bozabilecek açık ve yakın bir tehlikeyi somut delillerle ortaya koyamadığını belirlemiştir. Herhangi bir şiddet emaresi içermeyen barışçıl bir imza kampanyasının sırf kalabalık ve görünür alanlarda yapılmak istendiği için yasaklanması, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
Ayrıca, kamu makamlarının iddia edilen güvenlik risklerini bertaraf etmek amacıyla etkinliği tamamen yasaklamak yerine, gündelik hayata en az müdahale ile etkinliğin barışçıl bir biçimde gerçekleştirilmesini sağlayacak daha hafif koruyucu alternatif güvenlik önlemlerini hiçbir şekilde değerlendirmediği tespit edilmiştir. İdarenin ret kararına yegane dayanak yaptığı emniyet görüşünün dahi başvuruya konu stant açma etkinliğinden ziyade, tarih ve içerik olarak farklı başka bir açık hava toplantısı için hazırlandığı ve son derece özensiz bir biçimde bu karara gerekçe yapıldığı anlaşılmıştır. Bu temel eksiklikler, idarenin yarışan haklar ve menfaatler arasında adil bir denge kuramadığını ve müdahalenin ölçüsüz olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.