Anasayfa Karar Bülteni AYM | Hayri Başar | BN. 2021/15837

Karar Bülteni

AYM Hayri Başar BN. 2021/15837

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/15837
Karar Tarihi 10.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Esaslı iddialar mahkeme kararında gerekçelendirilmek zorundadır.
  • Sonucu değiştirebilecek itirazlar kesinlikle yanıtsız bırakılamaz.
  • Gerekçeli karar hakkı adil yargılanmanın temel güvencesidir.
  • Sanığın sunduğu lehe deliller kararda tartışılmalıdır.

Bu karar, ceza yargılamalarında sanıklar tarafından ileri sürülen ve davanın sonucunu doğrudan etkileme potansiyeli taşıyan esaslı iddia ile itirazların derece mahkemeleri tarafından görmezden gelinemeyeceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle mahkûmiyete esas alınan belirleyici bir delilin hukuka aykırı yollarla elde edildiğine dair itirazlar ile sanığın olay yerinde bulunmadığını gösteren HTS kayıtları, DNA raporları ve tanık beyanları gibi somut delillerin kararda tartışılmaması, Anayasa ile güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Mahkemelerin ulaştıkları sonuçları salt şablon ifadelerle değil, somut olayın özelliklerine uygun, tatmin edici ve denetlenebilir bir mantık silsilesiyle gerekçelendirmeleri hukuki bir zorunluluktur.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu ihlal kararı, ceza mahkemelerinin ve kanun yolu mercilerinin kararlarını kaleme alırken daha titiz davranmaları gerektiğine yönelik çok güçlü bir uyarı niteliğindedir. Mahkemeler, sanığın sunduğu lehe delilleri neden reddettiklerini veya iddia makamının delillerini neden üstün tuttuklarını kararlarında makul bir şekilde göstermekle yükümlüdür. Aksi hâlde, davanın sonucuna etkili olabilecek maddi olguların değerlendirilmeden hüküm kurulması, yargılamanın hakkaniyetini temelden zedeleyecek ve adil yargılanma hakkı ihlallerine zemin hazırlayacaktır. Bu yönüyle karar, silahların eşitliği ilkesini ve savunma hakkının etkin kullanımını güvence altına alan kritik bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, Gaziantep'te özel bir şirkete ait fabrikada güvenlik görevlisi olarak çalışan başvurucunun, bir gasp ve darp olayına karıştığı iddiasıyla yargılanması etrafında şekillenmektedir. Müşteki, iş görüşmesi için gittiği fabrikanın güvenlik amiri ve onunla bağlantılı kişiler tarafından darbedildiğini, cep telefonunun alındığını ve zorla senet imzalattırıldığını iddia ederek şikâyetçi olmuştur. Soruşturma aşamasında fabrikada çalışan yirmi sekiz güvenlik görevlisi arasında yapılan teşhis işleminde müşteki, başvurucuyu da olayın faillerinden biri olarak göstermiştir. Başvurucu, olay anında hamile eşinin yanında olduğunu tanıklarla doğrulamasına, olay yerinde DNA'sının çıkmamasına ve HTS kayıtlarının kendisini desteklemesine rağmen yalnızca teşhis tutanağına dayanılarak hapis cezasına çarptırılmıştır. Başvurucu, lehine olan delillerin ve teşhis işleminin usulsüzlüğüne yönelik somut itirazlarının mahkeme kararlarında hiçbir şekilde tartışılmadığını belirterek bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, öncelikle Anayasa'nın 36. maddesi ve 141. maddesi kapsamında koruma altına alınan gerekçeli karar hakkı ilkelerine dayanmıştır. Gerekçeli karar hakkı, yargılamanın taraflarının adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı, ulaşılan sonuçların objektif bir şekilde denetlenebilmesini amaçlamaktadır. Bu hak uyarınca, davanın maddi veya hukuki temelleriyle doğrudan bağlantılı olan ve sonucu etkileyebilecek nitelikteki iddia ile itirazların, mahkemelerce ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanması anayasal bir emirdir.

Olaydaki en kritik itirazlardan biri olan teşhis işleminin usule uygunluğu hususunda yürürlükteki yasal mevzuat olan 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ek m. 6/11 (veya mülga usul kanunları) hükümleri öne çıkmaktadır. İlgili kurallar uyarınca, kolluk tarafından yaptırılacak canlı teşhis işlemlerinde, "İşleme başlanmadan önce, teşhiste bulunacak kişinin faili tarif eden beyanları tutanağa bağlanır." kuralı amirdir. Teşhis işlemi yapılmadan önce şüphelinin dış görünüşüne dair hiçbir ön tarifin alınmamış olması, teşhisin hukuki geçerliliğini ve güvenilirliğini doğrudan sakatlayabilecek nitelikte bir eksikliktir.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, kanun yolu incelemesi yapan mercilerin, ilk derece mahkemesiyle aynı sonuca ulaşması ve bu kararı aynı gerekçeyle onaylaması kural olarak yeterli görülebilir. Ancak ilk derece mahkemesince hiçbir şekilde değerlendirilmeyen esaslı iddiaların, temyiz veya istinaf incelemesinde de yanıtsız bırakılması gerekçeli karar hakkının ihlaline vücut vermektedir. Mahkemelerin, sanığın savunmalarıyla ilgisiz ve basmakalıp değerlendirmelerle yetinmesi usuli güvencelerle bağdaşmamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olaya ilişkin dosya kapsamını incelediğinde, ilk derece mahkemesi tarafından başvurucu aleyhine verilen mahkûmiyet kararının ağırlıklı olarak müştekinin aşamalardaki anlatımlarına ve soruşturma evresinde kolluk tarafından gerçekleştirilen teşhis tutanağına dayandırıldığını tespit etmiştir. Ancak teşhis işlemi öncesinde, failin fiziksel özelliklerini tarif eden ön beyanların tutanağa bağlanması gerektiği yönündeki amir kanun hükmüne uyulmadığı, böyle bir tarif tutanağının dosya içerisinde yer almadığı açıkça görülmüştür.

Bunun yanı sıra başvurucu, yargılama aşamasının başından sonuna kadar olay yerinde bulunmadığını ısrarla dile getirmiştir. Başvurucu savunmalarında; olay saati ve yerini gösteren HTS kayıtları ile baz istasyonu verilerinin kendi lehine olduğunu, olay mahallinde elde edilen sigara izmariti gibi materyallerden alınan biyolojik örneklerde kendisine ait hiçbir DNA bulgusuna rastlanmadığını ifade etmiştir. Ayrıca, olay günü doğum yapmak üzere olan eşinin yanında bulunduğunu dinlettiği tanıkların beyanlarıyla ortaya koyduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, aleyhindeki yegâne belirleyici delil olan teşhis tutanağının da kanunda öngörülen emredici usullere aykırı düzenlendiğini savunmuştur.

Yüksek Mahkeme, başvurucunun ileri sürdüğü bu savunmaların ve dayandığı delillerin, davanın sonucunu tamamen değiştirebilecek, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayacak ve mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırabilecek nitelikte esaslı iddialar olduğunu vurgulamıştır. Buna rağmen, gerek ilk derece mahkemesi gerekse temyiz mercisi tarafından verilen kararlarda, başvurucunun bu somut itirazlarına yönelik hiçbir tartışma yürütülmemiş, kritik önemdeki lehe hususlar gerekçeli kararda tamamen yanıtsız bırakılmıştır. Derece mahkemesinin, davanın sonucuna doğrudan etki edebilecek HTS kayıtları, DNA analizi sonuçları, alibi tanık beyanları ve usulsüz teşhis itirazlarını bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeden neticeye varması, adil yargılanmanın özüne dokunan bir eksiklik olarak nitelendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların mahkeme kararlarında karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: