Karar Bülteni
AYM 2021/45282 BN.
Anayasa Mahkemesi | Gani Şen | 2021/45282 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/45282 |
| Karar Tarihi | 02.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Esasa etkili iddialar kararda mutlaka karşılanmalıdır.
- Savunmaların gerekçesiz reddi adil yargılanmayı zedeler.
- Mahkeme kararları denetime elverişli gerekçeler içermelidir.
- Gerekçeli karar hakkı, keyfiliği önleyen temel güvencedir.
Bu karar, ceza yargılamalarında sanık tarafından ileri sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı savunmaların, mahkemeler tarafından mutlaka dikkate alınması ve makul bir gerekçeyle karşılanması gerektiği yönündeki temel ceza muhakemesi prensibini güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Yargılama makamlarının, sanığın sunduğu somut belgelere ve davanın seyrini değiştirebilecek itirazlara sessiz kalarak, yalnızca soyut ve genel geçer ifadelerle mahkûmiyet hükmü kurması, adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, ilk derece ve istinaf mahkemelerine çok net bir hukuki standart sunmaktadır. Mahkemeler, sanığın eyleme doğrudan katılıp katılmadığını, diğer sanıklarla arasındaki hukuki veya ticari ilişkinin mahiyetini gösteren sözleşme, ihtarname, banka dekontu ve ticaret sicil kayıtları gibi objektif delilleri tartışmak zorundadır. Özellikle bilişim suçları ve banka/kredi kartı suçlarında, yalnızca teknik altyapı veya sanal pos hizmeti sağlayan aracı kişi ve kurumların, asıl faillerle iştirak iradesi içinde olup olmadıkları titizlikle incelenmelidir. Bu hususların es geçilerek kalıplaşmış ve soyut gerekçelerle hüküm kurulması, hukuki denetimi imkânsız kılmakta ve masumiyet karinesini derinden zedelemektedir. Dolayısıyla, yargı mercilerinin önüne gelen her türlü esaslı iddiayı kararlarında tartışmaları gerektiği bir kez daha kesin bir içtihat altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Şikâyetçi T. K., kendisini telefonla arayan ve sigorta iptali için para talep eden kişilere kredi kartı bilgilerini ve işlem onay kodunu vermesi neticesinde kartından 325 TL çekildiğini belirterek dolandırıldığı iddiasıyla şikâyetçi olmuştur. Soruşturma aşamasında söz konusu paranın, başvurucu Gani Şen’in işlettiği şirket tarafından sağlanan sanal POS hizmeti aracılığıyla tahsil edildiği tespit edilmiştir. Başvurucu, kendisinin yalnızca online ödeme altyapısı sağlayan bir aracı olduğunu, parayı komisyonunu kestikten sonra asıl satıcı firmaya aktardığını, dolandırıcılık eylemiyle hiçbir ilgisi bulunmadığını ve asıl eylemi gerçekleştiren diğer sanıklarla ortaklığı olmadığını belirterek suçlamaları reddetmiştir. Ancak ilk derece mahkemesi, başvurucunun diğer sanıklarla ortak iş yaptığı ve haksız menfaat sağladığı gerekçesiyle mahkûmiyetine hükmetmiştir. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı istinaf başvurusu da reddedilince, davanın sonucunu değiştirebilecek somut itirazlarının gerekçeli kararda değerlendirilmemesi nedeniyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı üzerinde durmuştur. Anayasa'nın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 hükmü uyarınca, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması anayasal bir zorunluluktur. Bu kural, keyfiliği önleyerek adaletin hukuka uygun tesis edildiğini taraflara ve kamuoyuna göstermenin temel aracıdır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkemelerin, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı yanıt vermesi beklenmese de davanın sonucuna etkili olabilecek, yani kararın yönünü değiştirebilecek nitelikteki açık ve somut iddia ile itirazların mutlaka makul bir gerekçe ile karşılanması gerekmektedir. Tarafların uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgili esasa etkili açıklamalarının mahkemelerce cevapsız bırakılması, kararın keyfilikten uzak olduğu güvencesini bütünüyle ortadan kaldırır.
Kanun yolu incelemesi yapan mercilerin de, ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazları değerlendirmemesi ve bunlara açık yanıtlar üretmemesi, doğrudan gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açmaktadır. Somut uyuşmazlığın temelini oluşturan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 245 bağlamındaki banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda, failin iştirak iradesinin ve fiil üzerindeki hakimiyetinin somut delillerle ortaya konulması, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin mutlak bir gereğidir. Yargılamayı yürüten mahkemelerin, sanığın fiile iştirak edip etmediğine dair sunduğu somut, maddi ve yazılı delilleri göz ardı ederek yalnızca varsayımlara ve soyut ifadelere dayanması, adil yargılanma hakkının özüne ağır bir müdahale teşkil etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemede, başvurucunun yargılama süreci boyunca ileri sürdüğü iddia ve savunmaların, mahkûmiyet kararının yönünü bütünüyle değiştirebilecek kadar esaslı ve somut olduğu açıkça tespit edilmiştir. Başvurucu, olay tarihinde dolandırıcılık eylemini gerçekleştiren şahısların şirketine ortak olmadığını, kendi şirketinin yalnızca e-ticaret siteleri için sanal POS altyapısı sunan aracı bir kurum statüsünde bulunduğunu ısrarla vurgulamıştır. Üstelik bu savunmasını havâle dekontları, ticaret sicil kayıtları, aralarındaki ticari ilişkiyi feshettiğine dair noter ihtarnameleri ve benzer nitelikteki şikâyetler sonucu farklı savcılıklarca kendisi hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesin ve nesnel bir biçimde somutlaştırmıştır.
İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararı incelendiğinde ise, başvurucunun davanın diğer sanıklarıyla ortak iş yaptığına dair birtakım soyut ve genelgeçer değerlendirmelerde bulunulduğu görülmüştür. Oysa başvurucunun asıl fail konumundaki şirketle hukuki ve fiili bir ortaklığının bulunmadığına, çekilen paranın komisyon alındıktan sonra söz konusu şirkete aktarıldığına ve baştan sona dolandırıcılık kastı ile hareket etmediğine dair davanın sonucunu doğrudan etkileyecek nitelikteki hukuki itirazları, mahkeme kararlarında hiçbir şekilde tartışılmamış ve çürütülmemiştir. İstinaf aşamasında da başvurucunun bu yöndeki ciddi itirazları Bölge Adliye Mahkemesi tarafından usulünce karşılanmadan reddedilmiş ve hukuki eksiklikler giderilmemiştir.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun sunduğu ticaret sicil kayıtları, ihtarnameler ve dekontlar gibi objektif delillerin, mahkûmiyetin temel dayanaklarını ortadan kaldırabilecek mahiyette olduğunu belirlemiştir. Bu derece önemli ve esasa etkili iddiaların yargılama makamları tarafından dikkate alınmaması, suskunlukla geçiştirilmesi ve kararda tatmin edici, rasyonel bir gerekçeyle karşılanmaması, yargılamanın hakkaniyetine onarılamaz bir gölge düşürmüştür. Yargı mercilerinin, başvurucunun doğrudan suçun maddi ve manevi unsurlarına ilişkin savunmalarını tümüyle cevapsız bırakması, Anayasa ile güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali niteliğindedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.