Karar Bülteni
AYM Buket Kamuran Uzuner BN. 2021/62934
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/62934 |
| Karar Tarihi | 27.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Edebi eserlerin muzır sayılması uzmanlık gerektirir.
- Sanatsal ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelidir.
- Eserin bütünlüğünden kopuk alıntılarla kısıtlama yapılamaz.
- Sanat eserleri bazen kışkırtıcı veya rahatsız edicidir.
Bu karar, sanatsal ve edebi eserlerin ifade özgürlüğü ile çocukların korunması arasındaki hassas dengeyi kurması bakımından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, edebi nitelik taşıdığı iddia edilen bir eserin yalnızca bürokratik bir kurul kararıyla ve eserin bütünlüğünden koparılan bazı bölümlerine dayanılarak "muzır" (zararlı) ilan edilmesinin demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmadığına hükmetmiştir. Karar, devletin sanata ve sanatçıya yönelik müdahalelerinde keyfiliğin önlenmesi adına, eserin edebi ve sanatsal değerinin alanında uzman bağımsız kişilerce titizlikle değerlendirilmesi gerektiği kuralını anayasal bir zorunluluk olarak ortaya koymaktadır.
Uygulamadaki emsal etkisi açısından bu karar, idari kurulların ve derece mahkemelerinin edebi eserlere yönelik sansür veya kısıtlama niteliğindeki işlemlerinde çok daha özenli bir hukuki inceleme yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Özellikle kitap, dergi gibi basılı eserlerin muzır neşriyat kabul edilerek poşete sokulması veya üzerlerine uyarı ibareleri basılması gibi ağır kısıtlamalar öncesinde, eserin salt edebi değerinin bilirkişilerce incelenmesi şart koşulmaktadır. Böylece, sanatsal yaratıcılığın ve ifade özgürlüğünün korunması teminat altına alınmış, idarenin soyut ahlaki gerekçelerle sanatı sınırlandırma yetkisine hukuki bir fren mekanizması getirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu yazar Buket Kamuran Uzuner'in 1988 yılında kaleme aldığı "Ayın En Çıplak Günü" isimli kitabı, yıllar sonra Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından müstehcenlik iddiasıyla incelemeye alınmıştır. Başsavcılığın talebi üzerine Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, kitapta yer alan cinsellik ve cinsiyet değiştirme gibi temaları içeren bölümleri gerekçe göstererek eserin çocuklar için zararlı (muzır) olduğuna karar vermiştir. Bu karar neticesinde kitabın üzerinde "Küçüklere zararlıdır" ibaresiyle ve içi görünmeyen poşetlerde satılması gibi kısıtlamalar getirilmiştir. Başvurucu, edebi bir eserin uzman olmayan bir kurul tarafından bağlamından koparılarak kısıtlandığını belirtip işlemin iptali için idare mahkemesine dava açmıştır. İdare mahkemesi ve bölge idare mahkemesinin davayı reddetmesi üzerine başvurucu, ifade özgürlüğünün ve sanatsal ifade hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu müdahaleyi Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile 27. maddesinde korunan bilim ve sanat hürriyeti kapsamında değerlendirmiştir. Devletin, Anayasa'nın 41. maddesi uyarınca çocukları her türlü istismara ve zararlı etkiye karşı koruma yönünde pozitif bir yükümlülüğü bulunsa da, bu koruma tedbirleri alınırken sanatsal ifade özgürlüğü ile orantılı bir denge kurulması yasal bir zorunluluktur. Devletin sanatsal ifadelere dokunmama şeklindeki negatif yükümlülüklerinin yanında, sanat eserini ve onu yaratan kişileri koruma gibi pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır.
Müdahaleye dayanak teşkil eden 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu m.4 hükmü, kurul tarafından zararlı olduğuna karar verilen basılı eserlerin üzerine "Küçüklere zararlıdır" damgası vurulmasını ve açıkta sergilenemeyerek sadece içi görünmeyen poşetlerde 18 yaşından büyüklere satılmasını öngörmektedir. Ancak aynı Kanun'un 1117 sayılı Kanun m.6 hükmü çok net bir istisna getirerek; düşünsel, toplumsal, bilimsel veya estetik (bedii) değeri olan edebi eserleri bu kanun kapsamı dışında tutmuştur.
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, sanatsal çalışmalar birden fazla anlama gönderme yapabilir ve edebi metinlerdeki mesajlar doğası gereği kışkırtıcı veya rahatsız edici olabilir. Bir eserin muzır neşriyat sayılabilmesi için, yazarın kimliği, eserin yazılma zamanı ve amacı, bütünsel anlamı ve edebi niteliği gibi unsurların alanında uzman bağımsız bilirkişilerce değerlendirilmesi gerekmektedir. Edebi değeri tespit edilmeden salt ahlaki çıkarımlarla kısıtlama getirilmesi, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve sanatsal ifade özgürlüğüne açıkça aykırıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu kitabın edebi ve sanatsal nitelik taşıdığı yönünde iddialar bulunmasına rağmen, idare ve yargı mercileri tarafından bu hususta hukuki sınırların gerektirdiği incelemelerin yapılmadığını tespit etmiştir. İlgili Koruma Kurulunun, bürokratlardan oluştuğu ve edebi eserlerin sanatsal değerini ölçecek özel bir uzmanlığa sahip olmadığı hâlde, kitap için "Türk ve İslam kültürüne aykırı çarpık ilişkiler", "cinsel devrim fikrini olumlu gösterme" gibi soyut ve ahlaki değerlendirmelerle kısıtlama getirdiği saptanmıştır.
Kararda, 1117 sayılı Kanun m.6 uyarınca edebi eserlerin muzır neşriyat kısıtlamalarından muaf tutulması gerektiği, dolayısıyla kitabın edebi nitelik taşıyıp taşımadığının öncelikle tespit edilmesinin zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Ancak ne Koruma Kurulu aşamasında uzman kişilerden bir ön rapor alınmış ne de davayı gören idare mahkemesi ile bölge idare mahkemesi tarafından edebi değer tespiti için bir bilirkişi incelemesine başvurulmuştur. Derece mahkemeleri, eserin edebi olup olmadığını hukuken tartışmaksızın doğrudan idarenin eksik raporuna dayanarak hüküm kurmuştur.
Anayasa Mahkemesi, edebi metinlerin bütünsellikten uzak bir biçimde, kitaptan seçilmiş belirli kısımlar üzerinden incelenmesinin sanatsal ifade özgürlüğünün özüne zarar verdiğini belirlemiştir. Sanatın doğası gereği rahatsız edici temaları işleyebileceği gerçeği göz ardı edilerek ve ilgili ile yeterli bir gerekçe gösterilmeksizin esere ağır satış ve sergileme engelleri getirilmesinin demokratik toplumda zorunlu bir ihtiyacı karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Uzman görüşü alınmaksızın uygulanan bu idari sansür mekanizması, sanatsal ifade özgürlüğüne yönelik orantısız ve haksız bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.