Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 8. Daire | 2021/1352 E. | 2021/3452 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 8. Daire 2021/1352 E. 2021/3452 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 8. Dairesi
Esas No 2021/1352
Karar No 2021/3452
Karar Tarihi 29.06.2021
Dava Türü Tam Yargı Davası
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Disiplin cezasının iptali doğrudan tazminat gerektirmez.
  • Mobbing için idarenin sistematik kastı aranır.
  • Tam yargıda miktar artırımı zorunlu harca tabidir.
  • Dava dilekçesinde istenmeyen faiz sonradan istenemez.

Bu karar, idari işlemlerin yargı kararıyla iptal edilmesinin, otomatik olarak manevi tazminat ödenmesini gerektiren bir ağır hizmet kusuru veya mobbing (psikolojik taciz) oluşturmayacağını idare hukuku prensipleri çerçevesinde çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Danıştay, idarenin kendisine ulaşan şikayetleri değerlendirerek personeli hakkında soruşturma açmasının yasal bir zorunluluk olduğunu, tesis edilen disiplin cezalarının sonradan orantısızlık veya usul hataları gibi gerekçelerle hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesinin, idarenin tek başına personeli yıldırma ve bezdirme kastıyla hareket ettiği anlamına gelmeyeceğini vurgulamıştır. Ayrıca, tam yargı davalarında ıslah (miktar artırımı) kurumunun işleyişi ile dava genişletme yasağının sınırları titizlikle çizilmiştir.

Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, kamu görevlileri ve öğretim elemanları tarafından idareye karşı açılan mobbing iddialı manevi tazminat davaları için son derece kritik bir emsal teşkil etmektedir. Karar, mobbingin hukuken var kabul edilebilmesi için idarenin işlemlerinin ardında personeli dışlama, aşağılama ve hiyerarşik gücü kötüye kullanarak sistematik bir psikolojik şiddet uygulama kastının somut delillerle ispatlanması gerektiğine işaret etmektedir. Sadece iptal edilmiş disiplin işlemlerine dayanarak, nedensellik bağı kurulmadan yüksek meblağlı manevi tazminat talep edilemeyeceği yerleşik bir içtihat olarak pekiştirilmiştir. Usul hukuku açısından ise, miktar artırımı dilekçesinin hukuken geçerli olabilmesi için mutlaka nispi harcının yatırılması gerektiği; bununla birlikte, dava dilekçesinde en başından açıkça talep edilmeyen yasal faizin, yargılamanın ilerleyen aşamalarında miktar artırımı dilekçesiyle sonradan talep edilmesinin "dava genişletme yasağına" takılacağı kesin bir dille hüküm altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapan davacı akademisyen, hakkında açılan çeşitli disiplin soruşturmalarına dayanılarak üniversite disiplin kurulu tarafından "görevinden çekilmiş sayılma" cezası ile tecziye edilmiştir. Bu kararın ardından görevinden ayrı kalmak zorunda kalan davacı, idari yargıda açtığı iptal davasını kazanarak mahkeme kararıyla görevine iade edilmiştir.

Görevine dönen ve kararı kesinleşen davacı; üniversite idaresinin iptal edilen bu son işlemi ve geçmişte tesis ettiği diğer disiplin işlemleri nedeniyle kendisine sistematik olarak psikolojik baskı ve taciz (mobbing) uygulandığını iddia etmiştir. Davacı, bu haksız soruşturmalar ve cezalar silsilesi yüzünden akademik kariyerinin sekteye uğradığını, şeref, haysiyet ve kişilik haklarının zedelendiğini, sosyal statüsünün olumsuz etkilendiğini ileri sürerek, idareye karşı yaşadığı ağır manevi zararların tazmini amacıyla başlangıçta 292.000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle tam yargı davası açmıştır. Yargılama sürecinde davacı, bir dilekçe sunarak talep ettiği manevi tazminat miktarını 1.000.000 TL'ye yükseltmek istemiş ve ilk dava dilekçesinde yer almayan yasal faizin de bu tutara işletilmesini talep etmiştir. Uyuşmazlık, söz konusu idari işlemlerin mobbing oluşturup oluşturmadığı ve davacının miktar artırım talebinin usule uygun olup olmadığı noktalarında düğümlenmektedir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Danıştay kararında, uyuşmazlığın çözümü için idare hukukunun mali sorumluluk ilkeleri ve idari yargılama usulünün temel kuralları referans alınmıştır. İlk olarak, idarenin sorumluluğuna ilişkin anayasal temel kural olan Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Tam yargı davalarında bu sorumluluğun doğabilmesi için, zararın idarenin bir hizmet kusurundan veya faaliyetin niteliğine göre kusursuz sorumluluk ilkesinden kaynaklanması gerekmektedir.

Mobbing (psikolojik taciz) bağlamında hukuki nitelendirme yapılırken, kişisel kusur ile görev kusuru ayrımına dikkat çekilmiştir. Çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi ve dışlanması doğrudan kamu görevlisinin kişisel davranışlarıyla gerçekleşiyorsa bu durum adli yargının görev alanına giren "kişisel kusur" sayılmaktadır. Ancak hiyerarşi ilişkisinden kaynaklı olarak, yetki dahilindeki idari işlemlerin (disiplin cezaları, atama, görevlendirme vb.) hukuka aykırı biçimde ve sürekli olarak sırf çalışanı yıldırmak amacıyla tesis edilmesi durumu, idari yargıda tam yargı davasına konu edilebilecek bir "görev (hizmet) kusuru" olarak nitelendirilmektedir.

Usul hukuku yönünden ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.16 hükmü büyük önem taşımaktadır. İlgili kanun maddesinin dördüncü fıkrasına göre; tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir. Danıştay içtihatlarına göre, miktar artırımına (ıslah) ilişkin dilekçenin dava dosyasına sunulması tek başına hukuki sonuç doğurmaya yetmemektedir; bu talebin geçerli olabilmesi için kanunun amir hükmü gereği artırılan miktar üzerinden gereken harcın mutlaka yatırılması şarttır. Ayrıca, idari yargılama usulüne hakim olan temel prensiplerden "davayı genişletme yasağı" uyarınca, dava dilekçesinde asıl talep ile birlikte açıkça istenmeyen yasal faizin, yargılamanın sonraki evrelerinde verilen miktar artırım dilekçesiyle sonradan talep edilmesi usulen hukuka aykırı kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 8. Dairesi, yerel mahkemenin davacının haksız fiil, mobbing ve manevi tazminat iddialarını inceleme yöntemini ve ulaştığı sonuçları detaylı bir şekilde değerlendirmiştir. İlk derece mahkemesi, daha önceki bozma kararlarına uyarak davacı hakkında geçmişte tesis edilen her bir disiplin işlemine ilişkin soruşturma dosyalarını davalı idareden getirtmiş ve bu işlemlerin iptaline yönelik yargı kararlarını ayrı ayrı irdelemiştir.

Yapılan titiz değerlendirme neticesinde; davacı hakkında açılan soruşturmaların, bölümde görev yapan diğer kişilerin şikayet ve yakınmaları üzerine başlatıldığı saptanmıştır. Üniversite yönetiminin, kendisine intikal eden bu tür şikayetleri incelemek ve gerekiyorsa soruşturma açmak gibi yasal bir görevi ve zorunluluğu bulunmaktadır. Her ne kadar bu soruşturmalar sonucunda davacıya verilen disiplin cezaları (özellikle görevden çekilmiş sayılma cezası) daha sonra mahkemelerce iptal edilmiş olsa da; bu iptal kararlarının gerekçesinin idarenin özel bir kastından ziyade "isnat edilen fiil ile verilen ceza arasında ölçülülük bulunmaması" veya "usul eksiklikleri" olduğu tespit edilmiştir. İdarenin işlemlerinin, sırf davacıyı taciz etmek, yıldırmak veya bezdirmek (mobbing) amacı taşıdığını gösterir somut, inandırıcı ve hukuken kabul edilebilir hiçbir emarenin dosyada bulunmadığı vurgulanmıştır. Ortaya çıkan süreç, davacının iddia ettiği gibi sistematik bir psikolojik şiddet tablosu değil, eylemlere karşı idarenin gösterdiği etki-tepki reaksiyonu olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle, davacının kişilik haklarının ve sosyal statüsünün salt bu işlemler sebebiyle manevi tazminat gerektirecek ağırlıkta zarara uğradığından söz edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.

Öte yandan, yargılama sürecindeki usuli işlemler de incelenmiştir. Davacının, başlangıçtaki 292.000 TL'lik manevi tazminat talebini 1.000.000 TL'ye yükseltmek amacıyla sunduğu miktar artırım (ıslah) dilekçesinin geçerliliği ele alınmıştır. Danıştay, davacının miktar artırımı için zorunlu olan harcı yatırmadığını saptamıştır. Üstelik davacı, ilk dava dilekçesinde yasal faiz talebinde bulunmamışken, bu eksikliği ıslah dilekçesinde faiz talep ederek aşmaya çalışmıştır. Danıştay, dava dilekçesinde yer almayan faiz talebinin, dava genişletme yasağı kapsamında sonradan dikkate alınamayacağını kesin bir şekilde belirtmiştir. Yerel mahkemenin bu usul kurallarını göz ardı ederek doğrudan davanın esastan reddine karar vermesi usuli bir eksiklik olarak görülse de, esasa girilerek yapılan incelemede davacının tazminat talebi zaten haklı bulunmadığından, bu durumun kararın sonucunu değiştirmeyeceği ve kararın bozulmasını gerektirecek bir neden oluşturmadığı hükme bağlanmıştır.

Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, tesis edilen disiplin işlemlerinde manevi tazminat ödenmesini gerektirecek nitelikte bir hizmet kusuru veya mobbing (psikolojik taciz) bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine yönelik yerel mahkeme kararını onamıştır.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: