Karar Bülteni
DANIŞTAY 8. Daire 2021/1561 E. 2023/4187 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 8. Daire |
| Esas No | 2021/1561 |
| Karar No | 2023/4187 |
| Karar Tarihi | 28.09.2023 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Süreli atamalarda idarenin geniş takdir yetkisi bulunur.
- Kesinleşmiş disiplin cezaları uzatmama işlemine nedendir.
- Amirlerin olumsuz görüşü idari işleme dayanak oluşturur.
- Hukuka uygun işlemler mobbing tazminatına yol açmaz.
Bu karar, üniversitelerde araştırma görevlisi kadrosunda çalışan akademisyenlerin görev sürelerinin uzatılması sürecinde, idarenin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını ve hukuki dayanaklarını netleştirmesi açısından büyük önem taşımaktadır. İdari yargı pratiğinde, süreli atanan kamu personelinin sözleşmelerinin yenilenip yenilenmeyeceği hususu sıklıkla uyuşmazlık konusu olmaktadır. Bu noktada Danıştay, anabilim dalı başkanlığı ile dekanlığın personel hakkında olumsuz görüş bildirmesi ve kişinin geçmişte kesinleşmiş disiplin cezalarının bulunması durumunda, üniversite yönetiminin görev süresini uzatmama yönünde tesis ettiği işlemin hukuka tamamen uygun olduğunu teyit etmiştir.
Benzer idari davalar için güçlü bir emsal niteliği taşıyan bu hüküm, akademik personelin görev süresi uzatım taleplerinin salt bir idari beklenti veya kazanılmış hak yaratmayacağını bir kez daha göstermektedir. İdarelerin, kamu yararı ve idari hizmetlerin gerekleri doğrultusunda, personelin disiplin geçmişini ve hiyerarşik amirlerin liyakat değerlendirmelerini esas alarak atama süresini yenilememe hakkına sahip olduğu pekiştirilmiştir. Uygulamada, idarecilerin ve akademik kurulların somut bilgi ve belgelere, özellikle de kesinleşmiş disiplin cezalarına dayanan olumsuz görüşlerinin, mahkemeler nezdinde haklı hukuki gerekçe olarak kabul göreceği bu karar ile birlikte istikrar kazanmıştır. Aynı zamanda, usulüne uygun tesis edilen idari işlemlerin salt personeli işten ayırmak için kurgulanmış bir "mobbing" eylemi olarak nitelendirilemeyeceği vurgulanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde 2001 yılından itibaren araştırma görevlisi olarak görev yapan davacı, 2018 yılı sonunda görev süresinin uzatılmaması ve üniversite ile ilişiğinin kesilmesi üzerine idareye karşı yargı yoluna başvurmuştur. Davacı, yeni enstitüsüne geçtikten sonra enstitü müdürü ile sorunlar yaşadığını, şahsına yönelik psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını, doktora konusunun farklı olmasının idarece bir bahane olarak öne sürüldüğünü ve idarenin bu süreçte keyfi davrandığını iddia etmiştir. Açılan bu davada, görev süresinin uzatılmamasına ilişkin idari işlemin iptali, bu haksız işlem nedeniyle mahrum kaldığı tüm parasal hakların iadesi ve yaşanılan bu zorlu süreçten ötürü şahsına 20.000 TL manevi tazminatın davalı idareden tahsil edilerek ödenmesi talep edilmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Danıştay 8. Dairesi, bu uyuşmazlığı incelerken yükseköğretim personel rejiminin temel yapı taşlarından olan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu hükümlerini esas almıştır. Araştırma görevlilerinin atanması, istihdamı ve görev sürelerinin uzatılması süreci, anılan kanunun 2547 sayılı Kanun m.33/a bendi kapsamında oldukça detaylı bir biçimde düzenlenmektedir.
Söz konusu madde uyarınca araştırma görevlileri, yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde hocalarına yardımcı olan ve yetkili organlarca kendilerine verilen diğer idari/akademik görevleri yerine getiren öğretim elemanlarıdır. Kanun koyucu, bu özel kadrolara idare tarafından en çok üç yıl süre ile atama yapılabileceğini ve bu sürenin bitiminde görevin yasa gereği kendiliğinden sona ereceğini açıkça hüküm altına almıştır. Süresi biten araştırma görevlilerinin aynı usulle yeniden atanabilmesi ise; ilgili anabilim dalı başkanının önerisi, bölüm başkanı ile dekanın veya enstitü müdürünün olumlu görüşü ve en nihayetinde rektörün onayı gibi ardışık şartlara bağlanmıştır.
Yerleşik idare hukuku prensiplerine göre, idarelerin sözleşmeli veya süreli personel atama ve görev süresi uzatma konularında takdir yetkisi bulunmaktadır. Personelin sözleşmesinin veya atama süresinin yenilenmesi konusunda idarenin doğrudan bir yargı kararı ile zorlanması kural olarak mümkün değildir. Ancak bu takdir yetkisi mutlak, keyfi ve sınırsız olmayıp, her idari işlemde olduğu gibi daima kamu yararı ve hizmet gerekleri amacı çerçevesinde kullanılması zorunludur. Personelin görev süresi içerisinde disipline aykırı davranışlar sergilemesi, amirleri tarafından performansı veya liyakati yönünden olumsuz görüş bildirilmesi gibi hususlar, idarenin takdir yetkisini personelin aleyhine, yani görev süresini uzatmama yönünde kullanmasında son derece haklı hukuki sebepler olarak kabul edilmektedir. İdari işlemin sebep unsurunu oluşturan bu somut olaylar, idari yargı denetiminde işlemin hukuka uygunluğunu sağlayan argümanların başında gelmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 8. Dairesi tarafından yapılan incelemede, ilk derece mahkemesinin davacı lehine verdiği iptal ve tazminat kararına karşılık, Bölge İdare Mahkemesince verilen "kaldırma ve davanın reddi" kararının hukuki gerekçeleri detaylı bir biçimde ele alınmıştır. İlk derece mahkemesi, davacının doktora alanının farklı olmasının tek başına görevden alınma sebebi yapılamayacağını ve idarenin geçmiş yıllarda defalarca uzattığı görev süresini aniden kesmesini inandırıcı bulmayarak işlemi iptal etmiş olsa da; istinaf ve temyiz aşamalarında bu idari yaklaşım hukuka uygun bulunmamıştır.
Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler tetkik edildiğinde, davacının görev süresinin uzatılıp uzatılmayacağının belirlenmesi amacıyla yasa gereği ilgili anabilim dalı başkanlığı ile dekanlığın resmi görüşlerine başvurulduğu görülmüştür. Bu idari makamlar, akademik ihtiyaçlar, liyakat ve fakültenin çalışma düzeni çerçevesinde davacının görev süresinin uzatılması noktasında idareye resmi olarak olumsuz görüş sunmuşlardır.
Bununla da kalınmamış; davacının araştırma görevlisi olarak görev yaptığı süre zarfında disipline aykırı çeşitli fiilleri nedeniyle hakkında disiplin cezaları uygulandığı somut olarak tespit edilmiştir. İdare tarafından verilen bu kınama ve uyarma gibi cezalara karşı davacı tarafından herhangi bir yargı yoluna başvurulmadığı ve bu disiplin cezalarının hukuken kesinleştiği saptanmıştır. Bu objektif veriler ışığında, idarenin personel rejimi üzerindeki atama ve uzatma takdir yetkisini kullanırken somut, ölçülebilir ve makul sebeplere dayandığı şüphesizdir. Kesinleşmiş disiplin cezalarının varlığı ve hiyerarşik amirlerin akademik ve idari açıdan sunduğu olumsuz görüşler birleştiğinde, idarenin görev süresini uzatmama yönünde kurduğu idari işlemin kamu yararı ve hizmet gereklerine tamamen uygun olduğu saptanmıştır.
Davacının çalıştığı süre boyunca kendisine psikolojik taciz (mobbing) uygulandığı ve bu nedenle ağır manevi zarara uğradığı yönündeki iddialarına gelince; hukuka, yasal usullere ve mevzuata tam uyarlı bulunan bir görev süresi uzatmama işleminden ötürü davacının parasal ve özlük hakları yönünden haksız bir kaybından söz edilemeyeceği vurgulanmıştır. İşlemlerin yasal sınırlar içinde tesisi nedeniyle, ortada idarece manevi tazminat ödenmesini gerektiren bir ağır hizmet kusurunun bulunmadığı veya kanıtlanmış bir psikolojik taciz (mobbing) fiilinin gerçekleşmediği nihai olarak karara bağlanmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, idarenin takdir yetkisini hukuka uygun kullandığı ve işlemde herhangi bir sakatlık bulunmadığı gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesinin istinaf başvurusunu kabul edip davayı reddeden kararının onanması yönünde karar vermiştir.