Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/7219 E. 2016/6589 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/7219 |
| Karar No | 2016/6589 |
| Karar Tarihi | 21.03.2016 |
| Dava Türü | Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Derderst ceza davası bekletici mesele yapılmalıdır.
- Ceza davasının sonucu hukuk davasını doğrudan etkiler.
- Mobbing iddialarında ceza yargılamasının sonucu mutlaka beklenmelidir.
- Eylemin tespiti manevi tazminat hakkını doğrudan doğurabilir.
Bu karar, işyerinde amirleri tarafından mobbing (psikolojik taciz), hakaret ve tehdide maruz kaldığını iddia eden bir işçinin açtığı manevi tazminat davasında, aynı eylemlere ilişkin devam eden ceza yargılamasının bekletici mesele yapılıp yapılmayacağı sorununa çok önemli bir netlik kazandırmaktadır. Yargıtay, işverenin yetkilileri hakkında aynı fiillerden dolayı ceza mahkemesinde açılan ve henüz derdest olan bir ceza davası bulunması hâlinde, hukuk mahkemesinin bu davanın sonucunu beklemeden aceleci bir şekilde karar vermesini hukuka aykırı bulmuştur. Zira ceza yargılaması neticesinde sanıklar hakkında verilecek beraat veya mahkûmiyet kararı, işçi tarafından iddia edilen mobbing eylemlerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin ispatı açısından doğrudan etkilidir. Ceza davasındaki deliller hukuk davasının temelini oluşturacaktır.
Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir ve uygulamada sıkça karşılaşılan bir sorunu çözmektedir. Uygulamada işçiler, işyerinde maruz kaldıkları psikolojik taciz eylemleri nedeniyle sıklıkla manevi tazminat davası açmakla birlikte, eşzamanlı olarak sorumlular hakkında savcılığa suç duyurusunda da bulunmaktadırlar. İş mahkemelerinin, henüz ceza yargılaması sonuçlanmadan sadece delil yetersizliği veya mobbingin süreklilik şartının ispatlanamaması gibi gerekçelerle davayı reddetmeleri, bu Yargıtay kararı ile artık kesin olarak önlenmektedir. Karar, hukuk mahkemesi hâkimlerine, uyuşmazlığın temelini oluşturan olayların ceza mahkemesinde aydınlatılmasını bekleme yükümlülüğü yüklemekte ve böylece maddi gerçeğin tam olarak ortaya çıkması ile birbiriyle çelişen yargı kararlarının doğmasını engellemeyi kuvvetle hedeflemektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, bir işçinin çalıştığı şirketteki amiri ve birim şefine karşı yönelttiği psikolojik taciz (mobbing) iddiaları sebebiyle işveren aleyhine açtığı manevi tazminat davasından kaynaklanmaktadır. İşçi, işyerinde mesai saatleri içerisinde sürekli olarak amirleri tarafından onur kırıcı şekilde hakarete ("siz ne biçim adamsınız, kafanız çalışmıyor mu, sizleri sürdürürüm, duman ederim sizi") ve işini kaybetme korkusu yaratan tehdit edici davranışlara maruz kaldığını ifade etmiştir. Bu ağır duruma ilişkin şikâyette bulunmasına rağmen şirketin hiçbir kurum içi soruşturma başlatmadığını ve koruyucu önlem almadığını iddia etmiştir. Davacı, bu sürece göz yumulmasının ardından gerçek dışı bahanelerle zorunlu izne çıkarıldığını ve nihayetinde işten haksız yere atıldığını belirterek 10.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Davalı şirket ise işçiye herhangi bir psikolojik taciz uygulanmadığını, aksine işçinin verilen görevleri sürekli olarak beğenmediğini, işyerinde diğer işçilerle huzursuzluk çıkardığını, hakkında disiplin incelemesi yapıldığını ve işten çıkarılmasının tamamen kendi kusurlu davranışlarından kaynaklandığını savunarak haksız davanın reddedilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, bu hukuki uyuşmazlığı incelerken temel olarak usul hukukunun önemli kurallarından biri olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.165 hükmüne sıkı sıkıya dayanmıştır. İlgili kanun maddesine göre; bir davada karar ve hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılamanın bekletilmesine karar verilebilir. Bu kural, yargı sisteminde çelişkili kararların çıkmasını önlemek için vazgeçilmezdir.
Hukuk ve ceza davalarının birbiriyle olan organik ilişkisinde, ceza mahkemesinin failin eylemine yönelik vereceği mahkûmiyet kararı ve fiilin hukuka aykırılığını kesin olarak tespit eden maddi olgular hukuk hâkimini bağlamaktadır. Mobbing (psikolojik taciz) iddialarında da sıklıkla karşılaşıldığı üzere, işyerinde gerçekleşen yıpratıcı eylemlerin aynı zamanda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında hakaret veya tehdit suçunu oluşturması son derece muhtemeldir. Bu durumda fail konumundaki amirler hakkında açılan ceza davasında verilecek mahkûmiyet kararı, hukuk davasında haksız fiilin ve işverenin kusurunun varlığını kesinleştirecek ana unsurdur.
Öte yandan, iş hukukunda yerleşik içtihatlara göre mobbing; işyerinde bir veya birkaç kişinin, belirli bir kişiyi hedef alarak, sistematik ve sürekli bir biçimde, kasıtlı olarak sindirme, dışlama veya yıldırma amacıyla gerçekleştirdiği düşmanca tutum ve davranışlar olarak açıkça tanımlanmaktadır. İlk derece mahkemesi, mobbingin varlığı için bu sayılan unsurların yeterince gerçekleşmediğini ve aralıklı münferit olayların mobbing sayılamayacağını belirtse de, Yargıtay bu aşamada delillerin değerlendirilmesinden ziyade, maddi vakıanın tespitine yönelik ceza davasının beklenmesinin usul hukuku açısından zorunlu ve atlanmaması gereken bir adım olduğuna dikkat çekmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan somut olay incelemesinde, davacı işçinin işyerindeki amirleri hakkında hakaret ve tehdit suçlarından dolayı devam eden derdest bir ceza dosyası bulunmasına rağmen, henüz ortada kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmadığı gerekçe gösterilerek yargılamaya devam edilmiştir. Mahkeme, bu aşamada sunulan deliller ve ifadeler ışığında mobbingin sistematik, sürekli ve kasıtlı olma şartlarının tam anlamıyla oluşmadığına, işyerinde yaşanan münferit nitelikteki tartışma olaylarının psikolojik taciz (mobbing) olarak değerlendirilemeyeceğine kanaat getirerek haksız fiil iddialarını reddetmiş ve manevi tazminat davasının bütünüyle reddine hükmetmiştir.
Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi dosyayı temyiz aşamasında incelediğinde, davanın esasına girilmeden ve deliller tartışılmadan önce çok temel bir usulü eksikliğin bulunduğunu tespit etmiştir. Davacı işçinin ve aynı olaylara şahit olan iş arkadaşlarının şikâyeti üzerine, şirketin pazarlama ve ürün yönetimi müdürü ile birim şefi hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddianamesi ile Asliye Ceza Mahkemesi'nde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.125/1 ve m.106/1-2 kapsamında hakaret ve basit tehdit suçlarından dolayı kamu davası açıldığı ve yargılamanın halen sürdüğü görülmüştür. Bu ceza davasına konu olan somut suçlamalar ve sanıklara atfedilen ("Siz ne biçim adamsınız, kafanız çalışmıyor mu, sizleri sürdürürüm, iş hayatınızı bitiririm, duman ederim sizi" şeklindeki korkutucu sözler), tam da davacının hukuk mahkemesinde manevi tazminat talep etmesine temel oluşturan psikolojik şiddet ve mobbing iddialarının doğrudan merkezinde yer almaktadır.
Yargıtay, Asliye Ceza Mahkemesi'nde yürütülen söz konusu ceza yargılamasının neticesinde sanıklar hakkında verilecek kararın, eldeki manevi tazminat davasının doğrudan sonucunu ve taraflar arasındaki maddi vakıaların ispatını kesin olarak etkileyeceğini önemle vurgulamıştır. Hukuk mahkemesinin, bu maddi olguları aydınlatacak ceza davasının kesinleşmesini beklemeden aceleyle karar vermesi, eksik inceleme ve usul hatası olarak nitelendirilmiştir. Davada doğru ve adil bir hüküm verilebilmesi doğrudan diğer ceza mahkemesinin bulgularına ve delil değerlendirmesine bağlı olduğundan, ceza davasının sonucunun beklenmesi yasal bir gereklilik olarak kabul edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, ceza davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiği yönünde kararı bozmuştur.