Anasayfa Karar Bülteni AYM | Sıtkı Yumuş | BN. 2021/40945

Karar Bülteni

AYM Sıtkı Yumuş BN. 2021/40945

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/40945
Karar Tarihi 14.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Davanın sonucunu değiştirebilecek iddialar mutlaka karşılanmalıdır.
  • Esaslı itirazların mahkemece cevapsız bırakılması ihlaldir.
  • Gerekçeli karar adil yargılanma hakkının temelidir.
  • Kanun yolu mercileri de esaslı iddiaları değerlendirmelidir.

Bu karar, ceza yargılamalarında sanıkların davanın seyrini ve sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı itiraz ve savunmalarının, derece mahkemeleri tarafından mutlaka titizlikle dikkate alınması ve makul bir gerekçe ile açıkça karşılanması gerektiğini hukuken en üst düzeyde tescil etmektedir. Mahkûmiyete temel teşkil eden tek veya belirleyici delil konumundaki tanık, gizli tanık veya itirafçı beyanlarında yer alan maddi hatalara karşı savunma makamınca ileri sürülen somut itirazların, ilk derece mahkemelerince ve kanun yolu mercilerince incelenmeksizin ve hiçbir şekilde gerekçelendirilmeksizin reddedilmesi, adil yargılanma hakkının en temel ve hayati güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkının açık, ağır ve telafisi güç bir ihlali olarak tanımlanmıştır.

Benzer ceza davaları ve özellikle örgüt üyeliği yargılamaları açısından bu karar, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan sanıkların verdikleri beyanlara mutlak ve sorgulanamaz bir üstünlük tanınamayacağına dair çok güçlü bir anayasal emsal teşkil etmektedir. Yargılamayı yürüten mahkemelerin, aleyhe verilen beyanların doğruluğunu ve güvenilirliğini test etmek amacıyla sanık tarafından ileri sürülen somut bilgi, resmi kayıt inceleme ve belge araştırma taleplerini ve hukuka aykırı teşhis işlemine yönelik itirazları karar yerinde tartışma yükümlülüğü kesin bir dille pekiştirilmiştir. Uygulamada, ilk derece ve kanun yolu mahkemelerinin kalıplaşmış, matbu ve soyut ret gerekçeleri arkasına sığınmak yerine, savunmanın argümanlarını tek tek irdeleyen, bu argümanları mantıksal ve hukuki bir sonuca bağlayan şeffaf kararlar yazmalarını zorunlu kılması bakımından büyük bir pratik değere ve yol gösterici niteliğe sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Emekli bir jandarma astsubay olan başvurucu hakkında, silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) mahrem yapılanması üyeliği suçlamasıyla ceza davası açılmıştır. Bu davada mahkûmiyetine karar verilirken, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen bir başka sanığın (H.K.) ifadeleri belirleyici tek delil olarak kullanılmıştır. Başvurucu, aleyhine ifade veren bu kişinin kendisini aslında hiç tanımadığını, nitekim memleketi, çocuk sayısı, ikamet ettiği adres ve geçmişte araba sahibi olup olmadığı gibi resmi kayıtlarla sabit olan konularda tamamen yanlış bilgiler verdiğini detaylıca savunmuştur. Ayrıca kendisine yönelik yapılan fotoğraf teşhis işleminin de usule aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak yargılamayı yapan ilk derece mahkemesi ve itirazları inceleyen üst mahkemeler, başvurucunun bu son derece somut itirazlarını araştırmamış ve verdikleri kararlarında bu iddialara hiçbir yanıt vermemiştir. Bunun üzerine başvurucu, somut iddialarının dikkate alınmaması ve mahkûmiyet gerekçesinin yetersiz olması sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamak amacıyla mahkemelerin verdikleri kararların gerekçeli olmasını güvence altına almaktadır. Bu temel anayasal durum, Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklindeki amir hüküm ile de güçlü bir biçimde desteklenmektedir. Mahkemelerin yargılama sırasında öne sürülen davanın tüm iddia ve savunmalarına tek tek, uzun ve detaylı yanıtlar vermesi her zaman beklenmese de, uyuşmazlığın çözümünde kilit rol oynayan, davanın sonucunu doğrudan etkileme veya değiştirme potansiyeline sahip esaslı iddiaların makul, mantıklı ve yeterli bir gerekçeyle karşılanması anayasal bir zorunluluktur.

Özellikle ceza yargılamalarında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında delillerin serbestçe takdir edilmesi ilkesi geçerli olmakla birlikte, mahkemelere tanınan bu takdir yetkisi asla keyfîliğe dönüşmemelidir. Muhakeme sırasında sanık veya müdafii tarafından açık ve somut bir biçimde öne sürülen, mahkûmiyetin yegâne dayanağı olan delillerin güvenilirliğini temelden sarsabilecek nitelikteki savunmaların ve araştırma taleplerinin mahkemelerce tamamen cevapsız bırakılması, doğrudan hak ihlali doğurur.

Bunun yanı sıra, ilk derece mahkemesinin kararını inceleyen istinaf veya temyiz merci konumundaki kanun yolu mahkemelerinin de hukuka uygunluk denetimi yaparken bu tür açık gerekçe eksikliklerini gidermesi veya bozma nedeni yapması beklenir. Kanun yolu mercileri, ilk mahkemenin kararını onarken aynı gerekçeyi benimseyerek atıf yapabilir; ancak ilk derece mahkemesinde hiç tartışılmamış veya kanun yolunda ilk kez dile getirilmiş olan davanın esasına yönelik itirazların üst mahkemelerce de sessizlikle geçiştirilmesi, gerekçeli karar hakkının ağır bir ihlali anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, bir mahkeme kararında adaletin tecelli edip etmediğinin hem taraflarca hem de toplum tarafından denetlenebilmesi, ancak o kararın arka planındaki hukuki ve maddi değerlendirmelerin şeffaf bir gerekçeyle açıkça ortaya konulmasıyla mümkün olabilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, başvurucu hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen yedi yıl altı ay hapis cezası şeklindeki mahkûmiyet kararının temel dayanağını, etkin pişmanlıktan faydalanan bir diğer sanığın (H.K.) beyanları ve fotoğraf üzerinden yaptığı teşhisler oluşturmaktadır. Bu tanık; başvurucunun memleketi, çocuk sayısı, ikamet ettiği bölge ve mülkiyetinde bir araç bulunup bulunmadığı gibi hususlarda mahkemeye çeşitli detaylı bilgiler vermiştir. Başvurucu ise yargılama aşamasında tüm bu bilgilerin tamamen gerçeğe aykırı olduğunu, nüfus ve trafik kayıtları gibi resmi belgelerin incelenmesi hâlinde bu somut yanlışlıkların kolayca ortaya çıkacağını, bu durumun da itirafçı tanığın kendisini aslında hiç tanımadığının ve beyanlarının hayal ürünü olduğunun en büyük kanıtı olduğunu açıkça dile getirmiştir. Ayrıca, fotoğraf üzerinden yapılan teşhis işleminin de diğer benzer kişilerle birlikte yapılmadığı için hukuka aykırı olduğunu detaylarıyla mahkemeye sunmuştur.

Yerel mahkeme, kararında tanığın beyanlarını doğru kabul edip itibar ettiğini belirtmiş ancak başvurucunun, tanığın anlattığı maddi olguların yanlış olduğuna dair sunduğu somut çelişkilere ve teşhisin usulsüzlüğüne ilişkin usuli itirazlarına hiçbir şekilde değinmemiştir. Mahkeme, başvurucunun iddialarını neden reddettiğini, söz konusu resmi kayıtların neden incelenmediğini veya beyanlardaki bu açık çelişkilerin mahkûmiyet sonucunu neden etkilemediğini kararına hiçbir şekilde yansıtmamıştır.

Başvurucu, ilk derece mahkemesinin bu ağır eksikliğini kanun yolu aşamasında istinaf ve temyiz dilekçelerinde de öne sürmüş, davanın esasına doğrudan etki edebilecek bu somut savunmaların karşılanmadığını ısrarla belirtmiştir. Ancak kanun yolu mercileri de bu esaslı iddia ve itirazlara yönelik herhangi bir inceleme ve değerlendirmede bulunmamış, yargılamadaki bu temel gerekçe eksikliğini giderecek bir adım atmamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: