Karar Bülteni
AYM Fatma İri ve Diğerleri BN. 2021/5115
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2021/5115 |
| Karar Tarihi | 31.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Dava açma süresi zararın idariliğinin öğrenilmesinden başlar.
- Sürelerin katı yorumlanması mahkemeye erişim hakkını ihlal eder.
- İdarenin kusuru ancak ceza davasıyla öğrenilebilir.
- Hak arama hürriyetini anlamsız kılan şekilcilik ölçüsüzdür.
Bu karar, idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan zararların tazmini amacıyla açılan tam yargı davalarında dava açma süresinin başlangıç anının tespitine ilişkin son derece kritik ve yol gösterici bir içtihat niteliği taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, terör saldırısı gibi karmaşık ve çok boyutlu olaylarda idarenin hizmet kusurunun varlığının olay anında hemen bilinemeyeceğini, zararın idariliğinin ve illiyet bağının ancak sonradan yapılan adli veya idari soruşturmalar neticesinde ortaya çıkabileceğini net bir biçimde vurgulamıştır. Yargı mercilerinin, olayın gerçekleştiği tarihi mutlak bir başlangıç noktası olarak alması ve dava açma sürelerini bu şekilde katı bir yoruma tabi tutması, bireylerin mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz bir biçimde sınırlandıran hukuki bir engel olarak değerlendirilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, idari yargıda sürelerin hesaplanmasında mağdur odaklı, esnek ve hakkaniyetli bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini emretmektedir. Özellikle ölümle sonuçlanan trajik olaylarda mağdur yakınlarının idareye karşı kusur temelinde tazminat davası açabilmesi için, idarenin eylemsizliğine dair bilgiye ulaşma süreci mutlak surette dikkate alınmalıdır. Karar, idari eylemsizlik veya ihmal iddialarının söz konusu olduğu durumlarda, idarenin sorumluluğunu ortaya koyan ceza davaları veya müfettiş raporları gibi somut delillerin ortaya çıktığı tarihin, dava açma süresinin başlangıcı olarak kabul edilmesi gerektiğini tescil etmiştir. Bu hukuki yaklaşım, mahkemeye erişim hakkının uygulamada teorik bir hak olmaktan çıkıp vatandaşlar için etkili ve pratik bir koruma mekanizmasına dönüşmesini temin edecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucuların yakını, 11 Mayıs 2013 tarihinde Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde meydana gelen bombalı terör saldırısı sonucunda hayatını kaybetmiştir. Başvurucular, saldırının gerçekleşmesinde idarenin istihbarat zafiyeti ve ağır hizmet kusuru bulunduğunu, patlamaya karşı emniyet birimlerince gerekli önlemlerin alınmadığını olaydan çok sonra, ilgili emniyet görevlileri hakkında açılan ceza davası vesilesiyle öğrenmişlerdir.
Bu ihmal iddiasına dayanarak, yakınlarının vefatından doğan maddi ve manevi zararlarının kusur sorumluluğu temelinde karşılanması talebiyle İçişleri Bakanlığına başvurmuşlardır. Başvurularının reddedilmesi üzerine idare mahkemesinde tam yargı davası açmışlardır. Ancak idare mahkemesi, zararın idarece tazminine yönelik bu davanın, olayın meydana geldiği 2013 tarihinden itibaren başlayan yasal sürenin geçirilmesinden sonra açıldığı gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir. Başvurucular, idarenin kusurunu olay anında bilmelerinin imkânsız olduğunu, kusuru ancak açılan ceza davası ile öğrendiklerini ve davalarının süresinde olduğunu belirterek, süre ret kararı sebebiyle mahkemeye erişim ve yaşam haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve bu kapsamdaki mahkemeye erişim hakkı, kişilerin bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmesini ve bu uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını talep edebilmesini ifade eder. Bu hakkın sınırlandırılması mümkün olmakla birlikte, sınırlandırmanın Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük ilkesine uygun olması, hakkın özüne dokunmaması ve bireylerin mahkemeye başvurmasını fiilen imkânsız hâle getirecek düzeyde bir külfet yaratmaması şarttır.
İdari yargılama hukukunun temel prensiplerinden birini düzenleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 13 hükmü, idari eylemlerden hakları ihlal edilenlerin idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmaları gerektiğini düzenlemektedir. Bu kuralla hedeflenen meşru amaç, kamu hizmetlerinin sürekliliği ve idari istikrarın sağlanmasıdır.
Bununla birlikte, mahkemelerin süre koşulunu uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerekir. Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, eylemin idariliği ve doğurduğu zarar her zaman olayın gerçekleştiği anda bilinemeyebilir. Olayın sebebi ve idarenin kusur durumu, olaydan çok sonra yapılan adli veya idari soruşturmalarla, mülkiye müfettişi raporlarıyla veya ceza yargılamaları neticesinde ortaya çıkabilmektedir. Özellikle tam yargı davalarının idarenin kusuruna dayandırıldığı hâllerde, zarar ile idari eylem veya eylemsizlik arasındaki illiyet bağının anlaşıldığı ya da ispat edilebilir hâle geldiği tarihin, dava açma süresinin başlangıcı olarak kabul edilmesi anayasal bir zorunluluktur. Süre başlangıcının koşullar gözetilmeksizin mutlak olarak olayın meydana geldiği tarih şeklinde yorumlanması, kişilerin kanunla tanınan mahkemeye erişim hakkını ihlal edecektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların yakınının hayatını kaybetmesine yol açan bombalı saldırının 11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleştiğini, ancak böylesi büyük bir terör saldırısında idarenin herhangi bir hizmet kusuru veya istihbarat zafiyeti bulunup bulunmadığı hususunun, mağdurlar tarafından olay anı itibarıyla bilinebilecek bir durum olmadığını tespit etmiştir. Nitekim olaya ilişkin İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından sonradan düzenlenen ön inceleme raporu ve akabinde ilgili emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçundan 19 Ocak 2015 tarihinde ceza davası açılmasıyla birlikte, idarenin muhtemel ihmali ve eylemin idariliği gün yüzüne çıkmıştır.
Başvurucular, murislerinin ölümüne neden olan saldırıda emniyet birimlerinin ellerindeki istihbarat bilgisine rağmen gerekli önlemi almadıklarına dair idari kusur durumunu ve zararla idari eylemsizlik arasındaki illiyet bağını ancak bu ceza yargılaması süreciyle öğrenebilmişlerdir. Yüksek Mahkeme, başvurucuların henüz idarenin kusurundan haberdar olmadıkları ve eylemin idariliğine ilişkin hiçbir somut veriye sahip olmadıkları olay tarihi esas alınarak idari başvuru yapmalarının ve akabinde dava açmalarının beklenmesinin, onlara son derece orantısız bir külfet yüklediğini vurgulamıştır.
İdare mahkemesinin, idari eylemden kaynaklanan zararların kusur temelinde tazmini istemiyle açılan davada, dava açma süresinin başlangıcını olay tarihi olarak kabul etmesi ve süreyi bu katı yoruma dayanarak hesaplaması, başvurucuların dava açma hakkını pratik olarak kullanılamaz ve imkânsız hâle getirmiştir. Başvurucuların olay tarihinden itibaren bir yıl içinde idareye başvuru yapmamaları gerekçe gösterilerek davanın süre aşımından reddedilmesi, demokratik bir toplumda ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayan aşırı şekilci bir yaklaşımdır. Bu katı yorum, uyuşmazlığın esasına girilmesini engelleyerek idari yargılamayı işlevsiz bırakmıştır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamında bir ihlal tespiti yapılıp yeniden yargılamaya hükmedildiğinden, yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerin yeniden yargılama aşamasında idari yargı makamları tarafından esastan inceleneceğini belirterek bu iddia yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için kararı ilgili mahkemeye göndermiştir.