Anasayfa Karar Bülteni AYM | F.Y. | BN. 2022/46086

Karar Bülteni

AYM F.Y. BN. 2022/46086

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 2. Bölüm
Başvuru No 2022/46086
Karar Tarihi 12.03.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Çocukla kişisel ilişki tesisi devletin pozitif yükümlülüğüdür.
  • Kişisel ilişki engellerine karşı caydırıcı tedbirler alınmalıdır.
  • Ebeveynin çocukla görüşmesi makul sürede sağlanmalıdır.
  • Çocuğun üstün yararı her zaman öncelikli gözetilmelidir.

Bu karar, boşanan eşler arasında müşterek çocukla kişisel ilişki kurulmasına yönelik mahkeme ilamlarının icra edilmemesi ve ebeveynin çocukla görüşmesinin engellenmesi durumunda devletin alması gereken tedbirlerin sınırlarını çizmesi bakımından hukuken büyük bir öneme sahiptir. Karar, kişisel ilişki tesisi için öngörülen hukuki yolların yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini, uygulamada da caydırıcı ve sonuç alıcı adımların mahkemelerce ivedilikle atılması gerektiğini vurgulamaktadır. Yasa değişikliklerinin, ebeveynin çocukla görüşme hakkını zedeleyecek şekilde dar yorumlanamayacağı net bir biçimde ifade edilmiştir.

Benzer davalarda bu karar, çocuk teslimi ve kişisel ilişki kurulmasına muhalefet eden ebeveynler hakkında verilecek yaptırım kararları için güçlü bir emsal teşkil etmektedir. İcra ve İflas Kanunu ile Çocuk Koruma Kanunu arasındaki geçiş hükümleri yorumlanırken, mahkemelerin "suç olmaktan çıktı" şeklinde yüzeysel beraat kararları vermek yerine, çocuğun üstün yararını ve ebeveynin aile hayatına saygı hakkını koruyacak caydırıcı yaptırımları titizlikle uygulamaları gerektiği yönünde bağlayıcı bir standart getirmektedir. Uygulamada, mahkeme kararlarına rağmen çocukla görüşmeyi engelleyen tarafın cezasız kalmasının önüne geçilmesi adına kritik bir içtihat niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu anne ile eşi, 2021 yılında anlaşmalı olarak boşanmış ve iki müşterek çocuğun velayeti babaya verilmiştir. Mahkeme, anne ile çocuklar arasında belirli günlerde kişisel ilişki kurulmasına hükmetmiştir. Ancak baba, mahkeme kararına rağmen çocukları anneye teslim etmemiş ve görüşmelerine engel olmuştur. Anne, çocuklarını görebilmek için icra dairesi aracılığıyla defalarca girişimde bulunmuş fakat her gidişinde çocuklar adreste bulunamamıştır. Bunun üzerine anne, mahkeme kararına uymayan babanın cezalandırılması için icra ceza mahkemesine şikâyette bulunmuştur. İcra ceza mahkemesi ise ilgili kanun maddesinin değiştiğini belirterek isnat edilen fiilin suç olmaktan çıktığı gerekçesiyle babanın beraatine karar vermiştir. İtirazından da sonuç alamayan başvurucu anne, çocuklarıyla görüşmesinin sağlanması için gerekli caydırıcı yaptırımların uygulanmadığını, mahkeme ilamının etkisiz bırakıldığını ve çocuklarını göremediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 20. ve 41. maddelerinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı ve ailenin korunması ilkelerine dayanmıştır. Devletin, ebeveyn ile çocukların bütünleşmesini sağlama ve kişisel ilişki kurulmasını temin etme yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülükler kapsamında dikkate alınması gereken en temel unsur, çocuğun üstün yararıdır. Boşanma kararı sonrasında dahi ebeveyn ile çocuk arasındaki aile bağının devam ettiği ve bu bağın kopmaması için kamu makamlarının en üstün gayreti göstermesi gerektiği yerleşik bir içtihat prensibidir.

Olayın ceza ve icra hukuku boyutunda ise, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.341 (mülga) hükmü uyarınca çocuk teslimi kararlarına uymayanların tazyik hapsiyle cezalandırılması öngörülmekteydi. Ancak 7343 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun m.32 ile bu madde yürürlükten kaldırılarak, konu 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m.41/F kapsamına alınmıştır. Yeni düzenlemeye göre, çocuk teslimi emrine aykırı hareket edenlerin üç aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılması hüküm altına alınmıştır. Ayrıca 7343 sayılı Kanun m.48 geçiş hükümleri gereği, yasa değişikliğinden önceki eylemlere yönelik şikâyetlerin de icra mahkemelerince sonuçlandırılması gerektiği açıkça kurala bağlanmıştır. Mahkemelerin, kanun değişikliklerini uygularken temel anayasal hakların zedelenmesine yol açacak dar yorumlardan kaçınması ve aile bağlarının kopmasını önleyici caydırıcı yaptırımları ivedilikle hayata geçirmesi anayasal bir gerekliliktir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayda anne ile çocuklar arasında kişisel ilişki kurulmasına yönelik kesinleşmiş mahkeme kararının icra edilebilmesi için kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucu anne, kendisine mahkeme ilamıyla tanınan haklarını kullanmak için icra yoluna başvurmuş ancak velayet sahibi babanın görüşme günlerinde çocukları adreste bulundurmaması sebebiyle defalarca eli boş dönmüştür. Başvurucunun, çocukla kişisel ilişkinin engellenmesi sebebiyle yaptığı şikâyet başvurusu, icra ceza mahkemesi tarafından kanun değişikliği gerekçe gösterilerek beraat kararıyla sonuçlandırılmıştır.

Yüksek Mahkeme, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu arasında yapılan yasal değişikliklerin eylemi suç olmaktan çıkarmadığını, aksine yalnızca yaptırım türü ve üst sınırında değişikliğe gittiğini vurgulamıştır. Geçiş hükümlerinin varlığına rağmen, derece mahkemesinin eski ve yeni normları somut olayın özelliklerine göre tartmadığı, babanın kişisel ilişkiyi engelleyip engellemediğine dair hiçbir araştırma yapmadığı ve başvurucunun iddialarını tamamen cevapsız bıraktığı tespit edilmiştir. Mahkemelerin bu pasif tutumu, yükümlülüklerini yerine getirmeyen ebeveyni cesaretlendirecek ve çocuğu diğer ebeveynden uzaklaştırmaya teşvik edecek niteliktedir.

Kamusal makamların, özellikle çocukla kişisel ilişkinin tesisi gibi zamanın telafisi imkânsız zararlar doğurabileceği konularda ivedilikle hareket etmesi ve caydırıcı önlemleri devreye sokması elzemdir. Ancak somut olayda, mahkemelerin yasal düzenlemeleri anayasal güvenceleri gözetmeksizin katı bir şekilde yorumladığı ve ailenin bütünleşmesini sağlayacak mekanizmaları işletmekte yetersiz kaldığı anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, caydırıcı önlemlerin alınmaması nedeniyle devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğini tespit ederek başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: