Karar Bülteni
AİHM Á.F.L. BN. 35789/22
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Bölüm |
| Başvuru No | 35789/22 |
| Karar Tarihi | 10.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | HUDOC |
- Çocuğun üstün yararı her zaman önceliklidir.
- Engellilik tek başına velayet kaybı nedeni olamaz.
- Devlet engelli ebeveyne makul düzenlemeler sağlamalıdır.
- Makul düzenleme çocuğun üstün yararıyla sınırlıdır.
Bu karar, engelli bireylerin ebeveynlik hakları ile çocuğun üstün yararı arasındaki hassas dengeyi hukuken netleştirmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletlerin engelli ebeveynlere çocuklarının bakımını üstlenebilmeleri için "makul düzenlemeler" ve destekleyici tedbirler sunma konusunda pozitif bir yükümlülüğü olduğunu vurgulamaktadır. Ancak bu yükümlülük sınırsız olmayıp, çocuğun üstün yararı ve gelişimi ile doğrudan sınırlanmıştır. Karar, yetkili makamların salt ebeveynin engellilik durumu nedeniyle velayeti kaldıramayacağını, ancak sağlanan tüm destek mekanizmalarına rağmen çocuğun fiziksel ve duygusal ihtiyaçları karşılanamıyorsa velayet hakkına müdahale edilebileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle engelli bireylerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında devletin sunduğu sosyal hizmetlerin kalitesi ve yeterliliğinin denetlenmesi noktasında kendini gösterecektir. Mahkemeler, velayetin kaldırılması gibi ağır tedbirlere başvurmadan önce idarenin ebeveyne yeterli ve bireyselleştirilmiş destek sağlayıp sağlamadığını titizlikle incelemek zorundadır. Uygulamadaki önemi, idari makamların ve mahkemelerin, çocuğun üstün yararını korurken aynı zamanda engelli ebeveynlere yönelik ayrımcılık yasağı ihlallerinden kaçınmak için şeffaf, somut ve uzman raporlarına dayalı karar alma süreçleri yürütmelerini zorunlu kılmasıdır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İzlanda vatandaşı olan başvurucu, otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile hafif zihinsel engellilik teşhislerine sahip bir babadır. 2019 yılında doğan kız çocuğunun bakımı sürecinde yetkililer, başvurucunun çocuğun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını tespit etmiş ve çocuğun geçici olarak koruyucu aileye verilmesine hükmetmiştir. Sağlanan yoğun destek programlarına ve eğitimlere rağmen ebeveynlik kapasitesinde yeterli ilerleme görülmemesi üzerine yerel mahkemeler, çocuğun üstün yararını gözeterek başvurucunun velayet hakkının kaldırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, İzlanda makamlarının engellilik durumu nedeniyle kendisine ihtiyaç duyduğu uygun destekleyici tedbirleri sağlamadığını ve velayetinin haksız yere elinden alındığını ileri sürerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur. Başvurucu, bu durumun ayrımcılık yasağı ve aile hayatına saygı hakkının ihlali olduğunu iddia etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 8 (Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 14 (Ayrımcılık yasağı) hükümlerini birlikte değerlendirmiştir.
Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, ayrımcılık yasağı kapsamında değerlendirilen farklı muamelelerin haklı bir nedene dayanması için meşru bir amaç izlemesi ve kullanılan araç ile amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunması gerekmektedir. Engelli bireyler söz konusu olduğunda, devletlerin dezavantajlı durumu ortadan kaldırmak amacıyla "makul düzenlemeler" sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu düzenlemeler, engelli bireylerin diğerleriyle eşit şartlarda insan haklarından ve temel özgürlüklerden yararlanmasını güvence altına almayı hedeflemektedir. İdare, engelli kişilerin karşılaştığı engelleri aşmaları için orantısız bir yük getirmeyen gerekli uyarlamaları yapmakla yükümlüdür.
Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 8 bağlamında ebeveyn ile çocuk arasındaki aile hayatının ve bağların korunması ilkesi mutlak bir hak değildir. Uluslararası hukukta ve Mahkeme içtihatlarında kabul edilen en temel kural, çocukları ilgilendiren tüm eylem ve kararlarda "çocuğun üstün yararının" her şeyin üstünde tutulması gerektiğidir. Mahkeme, çocuğun bakımı ve velayeti ile ilgili davalarda çocuğun fiziksel, duygusal ve psikolojik menfaatlerinin, ebeveynin haklarından daha öncelikli olduğunu kesin bir dille vurgulamaktadır.
Devletin, engelli ebeveynlerin çocuklarıyla aile hayatını sürdürebilmeleri için makul destek sağlama şeklindeki pozitif yükümlülüğü, yukarıda belirtilen çocuğun üstün yararı ile doğrudan bağlantılıdır. Ebeveyne sunulacak makul düzenlemelerin ve destek mekanizmalarının kapsamı ve süresi, çocuğun sağlıklı gelişimi sınırları içinde değerlendirilmelidir. Çocuğun zarar görme riski bulunduğunda, devletin koruyucu müdahale yetkisi derhal devreye girmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda İzlanda makamlarının başvurucunun engellilik durumunu sistemli bir şekilde dikkate aldığını ve ona bireyselleştirilmiş, yoğun bir destek sunduğunu tespit etmiştir. Başvurucuya çocuğun bakımı için özel merkezlerde uzun süreli eğitimler verilmiş, evde danışmanlık hizmeti sunulmuş ve psikolojik destek sağlanmıştır. Mahkeme, yetkililerin başvurucunun ihtiyaçlarına uygun makul düzenlemeleri hayata geçirdiğini, sunulan desteğin esnek tutulduğunu ve yeterli sonuç alınamaması üzerine ek çabalar sarf edildiğini gözlemlemiştir.
Uzman raporları ve yerel mahkeme kararları incelendiğinde, başvurucunun iyi niyetli çabalarına rağmen, çocuğun duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarını tanıma ve güvenli bir bağ kurma konusunda yetersiz kaldığı sabittir. Sunulan tüm yoğun destek mekanizmalarına rağmen çocuğun gelişiminde gerileme ve ihmal belirtileri ortaya çıkmış, koruyucu aile yanına yerleştirildikten sonra ise çocuğun durumunda belirgin bir iyileşme kaydedilmiştir. Mahkeme, velayetin kaldırılması davasında temel sorunun başvurucuya daha fazla destek sunulup sunulamayacağı değil, bu tür uzun süreli denemelerin çocuğun üstün yararı ile bağdaşıp bağdaşmadığı olduğunu vurgulamıştır.
Yerel mahkemelerin, başvurucunun velayetini salt engellilik durumuna dayanarak değil, elde edilen somut bulgular ve çocuğun acil ihtiyaçları doğrultusunda haklı gerekçelerle kaldırdığı tespit edilmiştir. İdare ve yargı organlarının, engelli bir ebeveyn olarak başvurucunun durumunu gözetmek ile çocuğun sağlıklı gelişimini korumak arasında adil bir denge kurduğu anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Bölüm, başvurucunun ayrımcılık yasağı ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.