Karar Bülteni
AİHM FTITI BN. 37957/14
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM 3. Bölüm |
| Başvuru No | 37957/14 |
| Karar Tarihi | 26.08.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Cezai konularda temyiz hakkı etkili olmalıdır.
- Sınır dışı işlemi temyiz hakkını engellememelidir.
- Gecikmeli temyiz incelemesi hakkın özünü zedeler.
- Devlet, temyizin fiilen kullanılabilirliğini sağlamalıdır.
Bu karar, cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkının (temyiz hakkının) sadece kağıt üzerinde teorik bir güvence olarak kalmaması, aynı zamanda fiilen ve uygulamada da somut ve etkili bir şekilde kullanılabilir olması gerektiğini son derece açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hapis cezasının infazının derhal başlaması ve temyiz aşaması sonuçlanmadan kişinin cezasını çekip, şartlı tahliye edilerek sınır dışı edilmesi durumunda, temyiz yolunun tamamen işlevsiz ve anlamsız hale geldiğine hükmetmiştir. Özellikle başvurucunun temyiz duruşmasına devletin uyguladığı sınır dışı tedbiri nedeniyle katılamaması ve akabinde sırf duruşmada hazır bulunmadığı için davasının usulden reddedilmesi, hakkın özüne yönelik son derece ağır ve orantısız bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Benzer davalar ve ceza adaleti sistemi açısından bu kararın emsal etkisi, göçmenlerin ve yabancı uyruklu mahkûmların adalete erişim haklarının, idari sınır dışı işlemleriyle fiilen ve keyfi olarak engellenemeyeceği yönündeki güçlü mesajıdır. Uygulamadaki önemi ise, devletlerin temyiz incelemesini makul bir sürede tamamlama konusundaki pozitif yükümlülüğünü en üst düzeyde vurgulamasıdır. Mahkûmun yasal olarak ülkede bulunmasının devletin kendi tasarrufuyla engellendiği durumlarda, sanığın gıyabında ve onun iradesi dışında gerçekleşen devamsızlık gerekçe gösterilerek temyiz davasının reddedilmesinin adil yargılanma ilkeleriyle hiçbir şekilde bağdaşmadığı gösterilmiştir. Bu emsal karar, sınır dışı etme gibi idari prosedürler ile sanığın devam eden ceza yargılamaları arasındaki koordinasyonun, sanığın anayasal ve evrensel temel haklarını ihlal etmeyecek ve adalete erişimini kısıtlamayacak bir şekilde sağlanmasının hukuki bir zorunluluk olduğuna işaret etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Tunus vatandaşı olan ve 1996 yılından itibaren Yunanistan'ın Girit adasında yasal bir oturum izniyle ikamet eden Cherif Ftiti, Yunanistan devletine karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, 2009 yılında nitelikli hayvan hırsızlığı şüphesiyle tutuklanmış ve 2010 yılının Şubat ayında ilk derece mahkemesi tarafından on yedi yıl hapis cezası ile 1.000 avro adli para cezasına çarptırılmıştır. İlk derece mahkemesi, yapılacak herhangi bir temyiz başvurusunun cezanın infazını durdurmayacağına ve cezanın tamamlanmasının ardından başvurucunun sınır dışı edilmesine karar vermiştir.
Başvurucunun temyiz duruşması yıllarca sürüncemede bırakılmış ve ertelenmiştir. Bu süreçte hapis cezasının yasal olarak yatması gereken asgari bölümünü iyi halle tamamlayan başvurucu, Şubat 2015'te şartlı tahliye edilmiş, ancak serbest bırakılmak yerine doğrudan göçmen gözetim merkezine alınarak Nisan 2015'te Tunus'a sınır dışı edilmiştir. Schengen bölgesine giriş yasağı da konulan başvurucu, nihayet Kasım 2015'te yapılan temyiz duruşmasına hukuki ve fiili engeller nedeniyle katılamamıştır. Temyiz mahkemesi ise başvurucunun duruşmaya mazeretsiz katılmamasını gerekçe göstererek temyiz talebini reddetmiştir. Başvurucu, temyiz hakkının fiilen elinden alındığını, cezanın bütünüyle infaz edilip kendisinin ülkeden atılmasından sonra yapılan incelemenin hiçbir etkisinin kalmadığını belirterek temel haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuki çerçeve, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 7 No.lu Protokol'ün 2. maddesi kapsamında güvence altına alınan cezai konularda iki dereceli yargılanma (temyiz) hakkıdır. Bu madde, bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkûm edilen herkesin, hakkındaki mahkûmiyet kararını veya ceza hükmünü daha üst bir mahkemeye inceletme hakkına sahip olduğunu kesin bir biçimde düzenler. Bu hakkın kullanım usulleri ve hangi gerekçelere dayanılabileceği yasayla belirlenmekle birlikte, hakkın özü hiçbir şekilde ortadan kaldırılamaz.
Yunanistan iç hukukunda uyuşmazlığa konu olan ve Mahkeme tarafından değerlendirilen kuralların başında Yunanistan Ceza Muhakemesi Kanunu m. 497 hükümleri gelmektedir. Söz konusu kanun maddesine göre, mahkûmiyet kararının hapis cezasını içermesi halinde, temyiz başvurusunun infazı durdurucu etkiye sahip olup olmayacağına bizzat kararı veren ilk derece mahkemesi karar verir. Ayrıca ilgili yasa, sanığın temyiz duruşmasına usulüne uygun şekilde çağrılmasını ve yargılamada bizzat hazır bulunmasını öngörmektedir.
Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihat prensipleri gereğince, devletlerin Sözleşme kapsamındaki yükümlülükleri, temel hakların sadece teorik veya hayali olarak var olmasını sağlamak değil, aynı zamanda bu hakların pratik ve etkili bir şekilde kullanılabilmesini güvence altına almaktır. Etkili bir temyiz incelemesi, başvuranın mahkemeye erişiminin ve savunma hakkının hukuki veya idari bürokrasi tarafından engellenmemesini gerektirir. Mahkeme, iç hukukta öngörülen infazın durdurulması gibi itiraz mekanizmalarının somut olayda başvurucu için gerçek ve erişilebilir bir koruma sağlayıp sağlamadığını katı bir şekilde değerlendirir. İdari makamların eylemleri sonucunda sanığın adalete erişiminin imkânsız hale getirilmesi, temyiz hakkının açık bir ihlali olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun durumunu esastan ve usulden değerlendirirken, temyiz sürecindeki uzun süreli gecikmenin ve bu gecikmenin yarattığı idari sonuçların hakkın özüne olan yıkıcı etkisini detaylıca incelemiştir. Başvurucunun 2010 yılında ilk derece mahkemesi kararına karşı derhal yaptığı temyiz başvurusunun esastan incelenmesi için belirlenen duruşmanın ancak yıllar sonra yapılabildiği görülmüştür. Bu uzun bekleme süresi zarfında başvurucu, mahkûm edildiği hapis cezasının yasal olarak yatması gereken asgari süresini tamamen hapiste geçirmiş, iyi halden şartlı tahliye edilmiş ve ardından derhal Tunus'a sınır dışı edilmiştir.
Hükümet savunmasında, başvurucunun cezanın infazının durdurulması için Yunanistan Ceza Muhakemesi Kanunu m. 497 uyarınca talepte bulunabileceğini, bu yola başvurmadığı için iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Ancak Mahkeme, Hükümetin bu hukuki yolun başvuranın şikayetlerini gidermede fiilen erişilebilir ve gerçekten etkili olduğunu gösteren ikna edici hiçbir emsal karar veya yargı pratiği sunamadığını tespit etmiştir. Bu yetersizlik sebebiyle Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair ilk itirazı kesin olarak reddedilmiştir. Hükümetin, başvurucunun duruşmaya katılmayarak mağdur sıfatını kaybettiği yönündeki iddiası da dayanaktan yoksun bulunmuştur.
Esasa ilişkin yapılan derinlemesine incelemede, temyiz duruşmasının, başvurucunun cezasını fiilen çekip ülkeden zorla çıkarılmasının ardından yapıldığı önemle vurgulanmıştır. Başvurucunun sınır dışı edilmesi ve Schengen bölgesine girişinin idari bir kararla yasaklanması nedeniyle, Yunanistan'daki duruşmaya katılması fiilen ve hukuken tamamen imkânsız hale gelmiştir. Temyiz mahkemesi ise başvurucunun bu zorunlu ve kendi elinde olmayan yokluğunu dikkate almadan, sırf duruşmada hazır bulunmadığı gerekçesiyle temyiz talebini usulden reddetmiştir. Mahkeme, bu durumun temyiz incelemesini pratik anlamda tamamen etkisiz kıldığını ve başvurucunun ilk mahkûmiyet kararındaki olası hukuki hataların düzeltilmesi, cezanın indirilmesi veya beraat etmesi şansını sonsuza dek ortadan kaldırdığını belirtmiştir. Devletin, hem temyiz sürecini yıllarca gereksiz yere uzatarak hem de akabinde başvurucuyu sınır dışı edip mahkemeye erişimini engelleyerek, kendi yarattığı hukuki ve fiili imkansızlıkları başvurucunun aleyhine bir silah olarak kullandığı sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkının pratik ve etkili bir biçimde kullanılmasının engellendiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 7 No.lu Protokol'ün 2. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.