Anasayfa Karar Bülteni AYM | Sadık Çetin | BN. 2021/52046

Karar Bülteni

AYM Sadık Çetin BN. 2021/52046

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/52046
Karar Tarihi 15.04.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Cenaze izni taziye kabulünü de kapsar.
  • Cezaevi güvenliği ile aile hayatı dengelenmelidir.
  • Soyut güvenlik riskiyle cenaze izni reddedilemez.
  • Salgın hastalık riski somut tedbirlerle aşılmalıdır.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin yakınlarının cenaze ve taziye törenlerine katılma hakkının, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu hukuken tescil etmektedir. Mahpusların özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları, onların insani ve kültürel bağlarından tamamen koparılmaları anlamına gelmemektedir. Bilhassa birinci derece yakınların vefatı gibi telafisi imkânsız ve derin manevi acı barındıran süreçlerde, mahpusların aileleriyle bir araya gelerek yas tutma ve destek olma ihtiyacının hukuki bir hak olarak gözetilmesi gerektiği vurgulanmıştır. İdarenin sadece genel ve soyut ifadelere dayanarak bu hakkı kısıtlaması, hukuka aykırı bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, ceza infaz kurumları ve infaz hâkimlikleri için bağlayıcı bir standart getirmektedir. Kamusal makamlar, mahpusların mazeret izni taleplerini reddederken somut, gerçekçi ve ikna edici gerekçeler sunmak zorundadır. Soyut güvenlik kaygıları veya salgın hastalık gibi genel geçer gerekçeler, alternatif güvenlik ve sağlık tedbirleri değerlendirilmeden doğrudan bir ret sebebi yapılamaz. Karar, idarenin bireylerin temel haklarını kısıtlarken orantılılık ilkesine sıkı sıkıya uyması gerektiğini ve özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin aile bütünlüğünün korunmasında devletin pozitif yükümlülüklerini hatırlatan güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Keskin T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümözlü olarak bulunan başvurucu Sadık Çetin, babasının vefat etmesi üzerine cenaze ve taziye törenine katılmak amacıyla cezaevi idaresinden mazeret izni talep etmiştir. Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı, COVID-19 salgınının neden olduğu bulaş riskini ve kolluk tarafından tutulan tutanakta yer alan soyut güvenlik zafiyeti ihtimalini gerekçe göstererek bu talebi reddetmiştir. Başvurucu, daha önce annesinin vefatında aynı adreste taziyeye katıldığını ve hiçbir güvenlik sorunu yaşanmadığını, salgın hastalık riskinin ise mahkûmların hastane veya adliye sevklerinde olduğu gibi gerekli tedbirler alınarak aşılabileceğini belirterek karara itiraz etmiştir. İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından itirazlarının reddedilmesi üzerine başvurucu, ailesine destek olma ve yas sürecini yaşama hakkının elinden alındığını belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki kuralların başında, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı gelmektedir. Özgürlüğünden yoksun bırakılan mahpusların bu hakka yönelik müdahaleleri, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.94 kapsamında düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesi, hükümlü ve tutuklulara, ana, baba, eş, kardeş veya çocuklarının vefatı hâlinde yol süresi dışında mazeret izni verilebileceğini hüküm altına almaktadır.

Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, ceza infaz kurumunda tutulmanın doğası gereği mahpusların özel ve aile hayatına birtakım sınırlamalar getirilmesi kaçınılmazdır. İdarenin bu konudaki takdir yetkisi geniş olmakla birlikte, kurum güvenliğinin sağlanması amacı ile mahpusun özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında her zaman adil bir dengenin kurulması zorunludur. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere yönelik her türlü müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekmektedir.

Yerleşik yargısal prensipler ışığında, bir yakının ölümü insan hayatındaki en ağır manevi süreçlerden biridir. 5275 sayılı Kanun m.94 kapsamında öngörülen mazeret izni, yalnızca defin işlemine katılmakla sınırlı dar bir hak olarak yorumlanamaz. Bu hak, geride kalan aile bireylerinin taziyeleri kabul etmesini, bir araya gelerek birbirlerine manevi destek olmalarını ve yas sürecini bir bütün olarak yaşamalarını da güvence altına alır. Dolayısıyla, taziye ziyaretine katılımın engellenmesi, ailenin korunması ve bütünlüğünün sağlanması ilkelerine doğrudan bir müdahale niteliği taşır. Kamu makamları, bu talepleri reddederken somut olgulara dayanan, ikna edici ve yeterli gerekçeler sunmak mecburiyetindedir. Sadece soyut güvenlik kaygıları veya olağanüstü durumların varlığı, alternatif tedbirler değerlendirilmeden hakkın özünün zedelenmesine gerekçe yapılamaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun babasının vefatı üzerine cenaze ve taziye törenine katılma talebinin reddedilmesini, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında detaylı bir şekilde incelemiştir. Olayın gelişimine bakıldığında, Başsavcılığın ret kararını tamamen soyut gerekçelere dayandırdığı tespit edilmiştir. Kararda, COVID-19 salgınının oluşturduğu bulaş riskine genel ve matbu ifadelerle atıf yapılmış, ancak sosyal mesafe, maske kullanımı veya koruyucu ekipman temini gibi alternatif sağlık tedbirleri çerçevesinde başvurucunun talebinin karşılanıp karşılanamayacağı yönünde hiçbir değerlendirme yapılmamıştır.

Ayrıca, kolluk tutanağında yer alan "güvenlikle ilgili olumsuzluk yaşanabileceği" şeklindeki kanaatin hangi somut tehlikelere veya olgulara dayandığı Başsavcılık ve derece mahkemeleri kararlarında açıklanmamıştır. Başvurucunun daha önce annesinin vefatında aynı yere sorunsuz bir şekilde gitmiş olması gibi lehe olan somut veriler de idari ve yargısal makamlar tarafından tamamen göz ardı edilmiştir. Başsavcılığın, durumun gerektirdiği özeni göstererek ilgili personelin görevlendirilmesi veya ek güvenlik tedbirlerinin alınması gibi alternatif çözümleri denediğine dair dosyada hiçbir emare bulunmamaktadır.

İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi de başvurucunun esasa ve usule ilişkin itirazlarını yüzeysel bir şekilde değerlendirmiş, idarenin soyut gerekçelerini yeterli görerek hakkın özünü ihlal eden bu idari işlemi onamıştır. Kamu makamlarının, başvurucunun ailesine destek olma, yas tutma ve aile bütünlüğünü koruma yönündeki üstün menfaati ile kurum güvenliği ve halk sağlığı gibi kamusal çıkarlar arasında adil bir denge kuramadığı anlaşılmıştır. Sunulan gerekçeler, hakkın kısıtlanmasını haklı kılacak ikna edici, ilgili ve yeterli unsurlardan yoksundur.

Meydana gelen bu ölçüsüz müdahale sonucunda başvurucu, en acılı gününde ailesinin yanında olma ve manevi görevini yerine getirme imkânından haksız yere mahrum bırakılmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: