Karar Bülteni
AYM Eylem Güven BN. 2021/45369
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölümü |
| Başvuru No | 2021/45369 |
| Karar Tarihi | 13.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Boşanma davasının makul sürede bitirilmesi anayasal yükümlülüktür.
- Uzayan boşanma davaları evlenme hakkını doğrudan ihlal edebilir.
- Makul süreyi aşan yargılamalar özel hayata orantısız külfet yükler.
- Bireyin yeni bir aile kurma iradesi devlet tarafından korunmalıdır.
Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu karar, aile hukuku pratikleri ve temel insan hakları kesişiminde oldukça önemli ve emsal bir içtihat niteliği taşımaktadır. Yüksek Mahkeme, boşanma davalarının yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamındaki "makul sürede yargılanma ilkesi" üzerinden değil, doğrudan doğruya bireylerin özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkı üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Yedi yılı aşan ve bir türlü sonuca bağlanamayan yargılama süreçlerinin, bireylerin kendi geleceklerini planlama, özel hayatlarını düzenleme ve yeni bir aile kurma iradelerini ağır bir ipotek altına aldığı vurgulanmaktadır.
Uygulamada aile mahkemelerinde sıklıkla karşılaşılan; yurt dışı tebligatlarının gecikmesi, konsolosluk yazışmalarının uzaması veya usuli işlemlerin sürüncemede bırakılması gibi durumların faturasının vatandaşın anayasal haklarına kesilemeyeceği bu kararla sabittir. Devlet, yargı mekanizmasını özellikle aile hukuku uyuşmazlıklarında hızlı ve etkin bir şekilde çalıştırmakla yükümlüdür. Bu nitelikli karar, boşanma sürecinde yıllarca bekletilen ve bu nedenle yeniden evlenme hakkından mahrum bırakılan vatandaşlar için yeni bir hukuki başvuru yolu inşa etmektedir. Bundan böyle yerel mahkemelerin, uyuşmazlıkları çözerken usul ekonomisi ve makul süre ilkelerine çok daha sıkı riayet etmesi gerekeceği, aksi takdirde ihlal kararlarının kaçınılmaz olacağı aşikârdır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Eylem Güven, 2010 yılında resmi nikâhla evlendiği ancak Almanya'da yaşayan eşinin yanına gidebilmek için gerekli olan dil sınavı dâhil tüm şartları yerine getirmesine rağmen eşinin hiçbir çaba göstermemesi üzerine hukuki yollara başvurmuştur. Eşinin evlilik birliğinin üzerine yüklediği maddi ve manevi hiçbir sorumluluğu yerine getirmemesi ve ayrı yaşamaya sebebiyet vermesi üzerine başvurucu, 2014 yılında Asliye Hukuk Mahkemesinde Boşanma">çekişmeli boşanma davası açmıştır. Ancak açılan bu boşanma davası yıllarca sürmüş; mahkemenin görevsizlik kararları, hâkim değişiklikleri ve yurt dışı temsilcilikleriyle yapılan yazışmaların nedensiz yere uzaması gibi sebeplerle yedi yıldan fazla bir süre boyunca bir türlü karara bağlanamamıştır. Yargılamanın bu kadar uzun sürmesi ve belirsizliğin devam etmesi üzerine başvurucu, kendisine yeni bir hayat ve aile kurabilmek amacıyla yasal hakkı olan maddi tazminat, manevi tazminat ve nafaka gibi tüm haklı taleplerinden sırf boşanma kararının derhal verilebilmesi için feragat etmek zorunda kalmıştır. Başvurucu, mahkemenin davayı gereksiz yere uzatarak sürüncemede bıraktığını, bu nedenle yıllarca yeni bir evlilik yapamadığını ve aile kurma hakkının elinden alındığını belirterek mağduriyetinin giderilmesi istemiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 kapsamında düzenlenen "Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması" ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.41 kapsamında yer alan "Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları" hükümlerine dayanmıştır. Anayasa metninde evlenme hakkı ile ilgili doğrudan ve açık bir normatif ifade bulunmamakla birlikte, yüksek mahkeme evlenme ve aile kurma hakkının anılan maddelerin koruma alanı içinde mündemiç olduğunu, çağdaş hukuk sistemlerinin vazgeçilmez bir gereği olarak kabul etmektedir.
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesinde de özel olarak ve açıkça düzenlenen evlenme hakkı, bireylerin kendi özgür iradeleriyle, kanunların öngördüğü şartlar dâhilinde yeni bir aile kurabilmelerini evrensel bir hak olarak güvence altına almaktadır. Hukuk sistemimizde, mevcut resmi bir evliliğin sona ermesiyle birlikte kişilerin yeniden evlenmesinin mümkün olması ve eşlerin birbirlerine karşı olan sadakat yükümlülüğünün boşanma davası süresince de kesintisiz olarak devam etmesi göz önüne alındığında, kişinin özel hayatına dair yeni kararlar alabilmesi ve yeni bir aile kurabilmesi için önündeki hukuki engellerin makul bir sürede kaldırılması gerekmektedir.
Bu noktada devletin ve yargı organlarının, boşanma davalarını makul bir sürede sonlandırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Boşanma davasına ilişkin sürecin ve davanın akabinde gerçekleştirilecek usuli işlemlerin, bireyin evlenme hakkının özünü zedelemeyecek şekilde uygun ve makul bir zaman aralığında tamamlanması temel bir gerekliliktir. Devletin anayasal pozitif yükümlülükleri, ailenin kurulması ve evliliğin gerçekleştirilmesine yönelik hukuki şartların erişilebilir, hızlı ve adil bir şekilde uygulanmasını zorunlu kılar. Evlenmeyi aşırı derecede zorlaştıran uzun idari ve yargısal prosedürlere yer verilmemesi ve süreçlerin bireyleri ölçüsüz bir psikolojik ve hukuki külfet altına sokmaması, anayasal güvencelerin hayata geçirilmesi için elzemdir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun 27 Şubat 2014 tarihinde açtığı Boşanma">çekişmeli boşanma davasının ancak tarafların feragatleri sonucunda 12 Kasım 2021 tarihinde kesinleştiğini ve ilk derece mahkemesindeki yargılamanın yedi yıldan fazla sürdüğünü tespit etmiştir. Yargılama sürecinin safahatına bakıldığında, mahkeme tarafından toplamda 31 celse yapıldığı, yurt dışı yazışmalarının ve başkonsolosluk cevaplarının temin edilebilmesi için tam 17 celse boyunca sadece bu hususun beklendiği ve taraf vekillerine sürekli olarak kesin süreler verilmesine rağmen sürecin makul olmayan bir şekilde uzadığı açıkça gözlemlenmiştir.
Yüksek Mahkemenin incelemesinde, başvurucunun yargılama sürecinde üzerine düşen hukuki takip ve özen yükümlülüğünü eksiksiz bir biçimde yerine getirdiği belirlenmiştir. Davanın yedi yılı aşkın bir süre devam etmesinde ve sürüncemede bırakılmasında başvurucunun herhangi bir kusuru, ihmali veya yargılamayı uzatmaya yönelik kötü niyetli bir eylemi kesinlikle bulunmamaktadır. Tam aksine, yargılamanın bir an önce bitmesi ve taraflar arasındaki hukuki bağın koparılarak boşanma kararının verilebilmesi için başvurucu; maddi tazminat, manevi tazminat ve nafaka gibi en temel yasal taleplerinden bile kendi aleyhine olacak şekilde feragat etmek zorunda kalmıştır. Yerel mahkemenin, yurt dışı tebligatları, delil toplama ve tanık dinleme aşamalarında süreci hızlandıracak alternatif hukuki çareleri zamanında ve etkin bir şekilde işletmediği, davayı pasif bir şekilde idare ettiği anlaşılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, somut olayın tüm koşulları altında ilk derece mahkemesinin yargılamayı makul ve kabul edilebilir bir sürede tamamlayamadığını, bu durumun başvurucunun evlenme ve yeniden aile kurma hakkını doğrudan doğruya zedelediğini tespit etmiştir. Devletin boşanma davalarını makul sürede bitirme pozitif yükümlülüğünü yerine getirememesi, başvurucunun hayatını yeniden düzenleyebilmesi ve gelecek planları yapabilmesi yönünden kendisine katlanılması zor, haksız ve orantısız bir külfet yüklemiştir. Tüm bu uzun süreç, evlenme hakkının ihlaline vücut vermiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, makul süreyi aşan yargılama nedeniyle başvurucunun evlenme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.